Şeyhmus ÇAKIRTAŞ

Dağ size geliyor, hazır mısınız?


Şeyhmus ÇAKIRTAŞ
26 Mart 2013 Salı 12:57

Dağ size geliyor, hazır mısınız?

Çocukluğumda Newroz bu günkü gibi kitlesel kutlanmaz, daha çok gecenin bir yarısında korsan  olarak yakılan lastiklerin ateşlenmesiyle başlardı.  Sokak aralarında, kentin yüksek yerlerinde, kavşak ve önemli noktalarda yakılan ateş gece boyunca yanmaya devam eder, zaman zaman silah sesleri  duyulurdu.

Bir de duvar yazıları vardı o yıllarda. Güne uygun, döneme denk duvar yazıları. Devrime diar, umut içeren ve özenerek yazılan duvar yazıları.

Sonra bıçak gibi kesilen bir zaman dilimi.

12 Eylül 1980 askeri darbe.

Her şey tuz buz. Bütün seslerin bastırıldığı,  korkunç bir sessizliğin hakim olduğu karanlık günler.

Silinen yazılar, beyaz badanaya batırılan kentler ve her gün zindanlara kapatılan binlerce insan.Başta duvar yazılarını yazanlar, afişleri asanlar ve bunları okuyan, zihnine kazıyanlar bir gece evlerinden toplandılar ve karanlık içinde kaybettirildiler. Onlarca insan bir daha geri dönmedi, dönenler de ya sakat ya da saçlarına aklar düşmüş bir vaziyette yıllar sonra geri döndüler.

Newroz ateşi  de yanmadı o yıllarda. İçine gömdü insanlar, bin yıllardır söylenen efsaneler bile anlatılmaz olundu.

Bütün baskı ve işkencelere inat, direnenler de vardı elbette.

Newroz yüreklerde, bedenlerde yanıyordu.

Diyarbakır zindanında insan bedenleri  alevlenmiş, karanlığı aydınlatmıştı.

Önce Mazlum Doğan üç kibrit çöpüyle, daha sonra dört genç bedenlerini ateşe vererek karanlığın, işkencenin merkezinde  Newroz ateşini yaktılar. Her türlü insanlık dışı uygulamayı protesto etmek amacıyla yapılan bu eylem, o günlerde çok az kişi tarafından duyuldu. Cenazeleri büyük bir gizlilik içinde kaldırıldı ve tüp patladı, yandılar denildi.

Oysa o insanlar, bir kara basan gibi toplumun geneline çöken karanlığa karşı bedenlerini ateşe vererek, yapılan işkenceleri protesto etmişlerdi*1

Darbe günleri etkisini uzun süre gösterdi. Çok sayıda insan yaşamının baharında hayatını kaybederken, Newroz zindanlarda giderek daha fazla siyasal boyut kazanarak, karanlığı parçalama aracı oluveriyor, kitleselleşerek yüz yıllın siyasi olayı olma yolunda ilerlemeye başlıyordu.

Bu ortamda  küllenen, unutulmaya yüz tutan Newroz merakım depreşerek yeniden alevleniyordu. Halepçe katliamı ve o yıllarda başlanan Kürt kıyımı küllenen ateşi yeniden yakmış ve ben yineden Demirci Kawa ve Dehaq efsanesini içten içe araştırmaya, sormaya başlamıştım.

1990 yılında elimde, zihnimde Newroz’la ilgili çok detay ve malzeme vardı. Ateş büyümüş, organizeli bir hal almıştı. Halen korsandı ama artık gündüz binlerle daha siyasallaşmış olarak Kürt yurduna dönmüştü.

Efsane doğduğu coğrafyada yeniden hayat buluyor, tamamıyla siyasal bir hal alarak kendini yeniden var ediyordu.

O yıllarda sol çevrelerin çıkarmış olduğu  “Toplumsal Kurtuluş” adlı dergide “Newroz Ateşi  Dünyayı sardı.” diye bir yazı yazmıştım, bu merakımın sonucu olarak.  O yıllarda Kürt Coğrafyasın genelinde  Newroz tam bir siyasal, politik bir eylem haline gelmişti. Adı, sanı duyulmayan Küçük Kürt Kasabaları neredeyse yediden yetmişe sokaklara çıkarak, yürüyor, ateş yakıyor, devletin baskısından, Kürtlerin haklarından bahsediyordu. Kürtlerin sokak platformu, dağla birleşiyor, ortaya yepyeni bir dalgalanma çıkıyordu.

Arapların indifada, Kürtlerim Serhildan dediği halk ayaklanması o yıllarda  siyasal literatüre  giriyor,,  demokratik tepkiler Newroz’la özdeşleşiyordu.  Elbette bu kendiliğinden bir halk hareketi değildi ve arkasında 12 Eylül’ün karanlığını parçalayan canların dava arkadaşları vardı.

Kürt kentleri hareketlendikçe, yürüyüşler basına sıklıkla yansıdıkça , küçük kentler zihinlerde yer aldıkça devletin  tavrı da sertleşiyor, tümden ezme fikri şekilleniyordu. Bu nedenle 92 Cizre/ Şırnak Newroz’u tam anlamıyla bir kan banyosuna  dönmüştü. Sonra başka başka yerler, adeta ölüm tarlasına dönüyordu.

O yıllara kadar harita da bile adı bulunmayan kentlerden yürüyüş ve başkaldırı haberleri geliyor, binlerce insan Newroz ateşi etrafında halaya durmak adına sokakları dolduruyordu. Cizre bu kentlerden biriydi. Küçük ama bir o kadar da merkezi hükümetin, devletin çekirdeğinin hışmına uğrayan kent,  Newroz’da  büyük bir ateş altına alınarak devlete göre bir ayaklanma bastırılmaya çalışılıyordu. Çok sayıda insanın yaşamını kaybettiği 92 Cizre Newroz’u tarihe” Kanlı Newroz” olarak yazıldı, çok sayıda insan hayatını kaybetti…

Türkiye’de yaşayan insanların çoğu ilk kez bu kentlerin adını duyuyor, Kürtler kendi varlıklarını yüksek sesle tartışmaya başlıyordu. Ve yine Türkiye kamuoyu PKK’yi ilk kez oldukça disiplinli ve kitlesel  olarak  o yıllarda sakakta, halkın arasında görüyor ve aynı zamanda büyük bir şaşkınlık yaşıyordu.

Çünkü sistem  PKK’den hep üç beş çapulcu diye bahsetmiş, sorunu güvenlik boyutuna indirgemişti.

Oysa olay sanıldığından daha büyüktü. Bu küçük kentlerde yakılan ateşlerin şavkı Avrupa kentlerine, dünyanın belli başlı merkezlerine ulaşıyor, binlerce Kürt Newroz  ateşi çevresinde halaya duruyordu.

Bu nedenle “Newroz ateşi dünyayı sardı.” diye bir başlık kullanmıştım. Bilerek ya da bilmeyerek kullandığım bu başlık yıllar içinde gerçekten dünya geneline yayılan, siyasallaşmış bir Newroz gerçekliğini ortaya çıkarıyordu.

O gün bu gün her yıl Newroz etkinliklerini izlemeye, yorumlamaya çalışırım.

Ve  yine birkaç yıl önce Radikal 2’de “Ateşin Efsaneleşen Yüzü”*2  adlı bir yazı yazmıştım.  Yazının teması önceki yazılarımla aynı olmasa da Newroz’un Kürt toplumunda yaratığı dalgalamaya dikkat çekmek ve  efsanesini yazmak istemiştim. Keza aynı içerikteki Newroz izlenimlerim değişik yıllarda Özgür Gündem’de  de yayınlanmıştı.

Bütün bunlar Newroz’a ilgimi her zaman canlı tutmuş, Newroz algısının ne olduğunu anlamaya, yorumlamaya çalışmama neden olmuştu…

Dolayısıyla her yıl  başta Kürtlerin yaşadığı coğrafyada, Ortadoğu’nun genelinde, Kafkas ve Asya ülkelerin bazılarında bayram olarak kabul edilen, kutlanan Newroz etkinliklerini dikkatle izlemeye, haberlerini derlemeye çalışırım.

Kanımca her topluluk kendine has bir yorum getirse de, Newroz’un yeni bir başlangıç ve direniş hikayesi olduğu giderek kabul gören bir yaklaşım. Başka uluslar ve başka topluluklar Newroz’u kutlasa da, Kürtlerin yaklaşımları hem daha siyasal, hem de daha örgütlü olmuş, dünya genelinde Newroz’un bir Kürt direniş günü olduğu algısı güçlü bir şekilde yaşam bulmuştur. Dünya genelinde Newroz’da kavganın olduğu tek coğrafya Kürdistan coğrafyasıdır. Newroz tarihi, Kürdün egemenlerle hesaplaşma tarihidir aynı zamanda.

Bu gün Newroz alabildiğince kitleselleşti, tam bir siyasal olgu olarak dünya insanlığının benliğinde yer edinerek, mitolojik kaynağına denk  bir ritüel  eyleme dönüştü.

Bundandır ki son otuz yıldır her Newroz tam bir sendrom yaşanır, olağanüstü güvenlik önlemleri alınır ve zaman zaman kanlı olayların yaşanmasına neden olunur.

Keza daha geçen yıl Newroz’un bir çok yerde kutlanmasına izin verilmemiş, Diyarbakır gibi kentlerde ciddi sokak çatışmalarına sahne olduktan sonra, halkın fiili kutlamalarıyla sona ermişti.

Bu hava içerinde bu günlere ulaşan Newroz, bu yıl her zamanki yıllardan farklı bir siyasal atmosferde kutlandı. İmralı’da Öcalan’la yapılan görüşmeler; götürülen, getirilen mektuplar, Newroz’un barışa giden kapının anahtarı olduğunu işaret etti..

Barışa giden kapının anahtarı Newroz’ sa, harekete geçiren de Öcalan oldu.

Baharın bir barış iklimine dönüştüğü, 2013 Martı yakın tarihimizin önemli kilometre taşıdır. Bu dönemde BDP 134(belki de daha fazla) merkezde Newroz kutlamalarını 21 Mart’tan  önce yaptı. Bütün milletvekilleri, belediye başkanları, PM üyeleri, BDP dostları tam bir seferberlik içinde Newroz’da alanlarda, halkla birlikte yürüdüler, halaya durdular. Başta İstanbul, İzmir, Ankara ve Adana’da yüz binlerce kişi Newroz alanları doldurdu, Kürdün sesine ses kattı. Ve bu yıl önceki yıllardan farklı olarak, Newroz yasaksız, olaysız, bütün gösteriler barışçıl bir şekilde, rengarenk bir atmosferde geçti.

Bir de Amed Newroz’u yaşandı ki, son yüz yıllın, belki de bin yılın en kitlesel, en coşkulu toplumsal olayıydı, eylemi ve bayramıydı.

Bu yıl ki Newroz bütün zamanların en kitlesel Newroz’uydu desem çok abartmış olmam. BDP’nin,  KDP, YNK,PJAK, PYD ve daha farklı parti ve hareketlerin kutlamalarını bir bütün olarak ele alırsak  on milyondan fazla Kürdün Demirci Kawa’nın meşalesini sokaklarda taşıdığı, Öcalan’ın söylemlerine sahip çıktığı gerçekliğini görürsünüz.

Amed Newroz’u  bu nedenle Newroz’u Newroz yapan, direniş değerlerin toplamıdır. Bir yanı isyandır, bir yanı yeni bir günün müjdeleyicisi  olan Öcalan’ın barış mektubudur. Bu nedenle bütün zamanların, Ortadoğu’nun en kitlesel, en coşkulu,  efsaneye en yakın Newroz’dur.  Bir milyon yürek, 1 milyon can, belki de çok daha fazla insan yeni bir dönemin başladığına tanıklık etti ve Kazım/Niyazi Koyuncu’nun ezgileri  eşliğinde Newroz’un  ruhuna uygun olarak halaya durdu, horan çekti.

Bir şey daha yaşandı bu Newroz. Otantik Kürt giysileri, rengarenk kadın elbiseleri ve şal u şapık adeta  en eski bir  efsaneyi canlandırdı.

Bu Newroz daha çok Kürdiliydi, alanda bütün halklara selam ve kültürlerine saygının gerekleri  vardı.

Newroz yeni bir başlangıcın adıydı artık…

Bu yeni dönemin şifreleri Öcalan’ın mektubunda, dağlarda ve kuytularda saklıydı.

Şimdi gidemediğiniz dağ size geliyor, kuytular bağrını  açıyor, Newroz ateşi harlanıyor.

Peki siz hazır mısınız?

Dağ size geliyor…


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star