Mustafa GÜNEŞ

DEDEMİN MUSTAFA KEMALLERİ


Mustafa GÜNEŞ
5 Eylül 2012 Çarşamba 23:07


 

Anlatacaklarımı bizim kuşaktan bazıları belki bilir. Ama çok özel ilgisi olanlar hariç, bizden sonraki kuşakların bileceğini sanmıyorum.

Önce konunun anlaşılması için dedemi kısaca tanıtmak isterim.

Dedem Mecit, çevresinde bir Kürt bilgesi ve İslam’ı bilen biri olarak tanınırdı. İyi bir meclis ve sohbet adamı idi. İran ve Kürt mitolojileri hakkında geniş bilgiye sahipti. Yaz tatilinde köyde olurduk.Tek işim ona hizmetti. Kendisi 90’lı, ben 8–10 yaşlarındaydım. Beni karşısına alır Kürt, İran ve İslami olayları ve destanlarını anlatırdı. Bu gün ne kadarı aklımda kaldı bilemiyorum. Ama o, hep öğretmeye çalışıp durdu.

En çok  “Aqida İmanê”yi ezberletmeye uğraştı.30 yıl sonra bunun Ahmedê Xani’ye ait olduğunu öğrendiğimde keşke biraz daha büyük olup ezberleseymişim diye hala hayıflanıp dururum.

1916 Muhaceretinde Malazgirt’ten Urfa’ya göçmüş, Urfa Kurtuluş hareketine Badıllı Aşireti içinde katılmışlardı.  Şêx Said isyanı sırasında Urfa’daymış, katılamadığı için hayıflanırdı. Özellikle dostu Xalıt Beg’ê Heseni’nin idamını unutamıyordu.

Said-i Nursi ile köylerindeki  “Mele Arif Medresesi”nde okuduğu sırada tanışmış, sonra da farklı cephelerde  “Hamidiye Alayları Milisi” olarak Ruslarla çarpışmışlardı.  Babam, Şêx Said’e “fetva” vermediği için Said-i Nursi’ye biraz kırgın olduğunu söylemişti..

Ruslarla çatışmada 20’sindeki oğlu (benim en büyük amcam) Tajdin’i şehit vermişti. Şehidi Malazgirt /Hasan Paşa Köyündedir.

DEDEME GÖRE ASIL MUSTAFA KEMAL

Ondan söz ederken ne Mustafa Kemal, ne de Atatürk adını kullanırdı. Hep “Kemal” derdi. Doğrusu dedemle babamın kuşağının tamamı her zaman O’na sadece “Kemal” derlerdi.

Mustafa kemal’le ilgili bu hikâyeyi Büyük Muhaceretten gelenlerin hemen hepsi bilir, anlatırdı. Birçoğundan defalarca dinledim. Fakat ilk defa çevresine anlatırken dedemden dinlemiştim. Ancak küçük olduğum için o zaman hem iyice anlayamamış hem de kavrayamamıştım. Sonradan babamla amcama tekrarlatıp iyice öğrendimse de ben dedemin ağzından anlatacağım.

Yalnız kabul edersiniz ki aktaracaklarımız söylediklerinin tıpkısı değil, içerik olarak söyledikleridir.

((Gerçek Kemal, Halifeyi ve dini İslam’ ı kurtarmak için Cenabı Hak tarafından gönderilmiş bir ”veli” idi.

Savaş meydanlarında hiçbir zaman silah kullanmasına ihtiyacı olmadı.

Atını savaş meydanına sürdüğü zaman,  ayaklarından kıvılcımlar çıkar, kırbacını şaklattığı zaman, şimşekler çakar, düşmanın üzerine ateşten gülle olup düşerdi. Canına kurşun işlemez, vücuduna değen kurşunlar yamyassı olur, elbisesinin içinde kalırdı. Atından her inişinde elbisesini silkeler, yassılaşmış kurşunlar sapır sapır dökülürdü.

Bu özelliği Çanakkale’de görüldüğünden Halife onu dini ve memleketi kurtarsın diye bizim tarafa göndermişti. Erzurum’a varır varmaz, hemen ne kadar Kürt ileri geleni varsa hepsine mektuplar gönderip toplantı yaptı. Bu işte en çok Kürtlere güveniyordu.

Onlara;

“-Memleketi, Halifeyi ve din-i İslam’ı kurtarmak için geldim. Allahın izni ve sizin yardım ve cesaretinizle kurtaracağız. Şimdi bütün isteklerimizi bir tarafa bırakalım. Bu iş hallolduktan sonra, Zaten Kürt Kardeşlerimizin muhtariyet ve öteki bütün haklarını vermek için Halife Efendimizin emri var” Dedi. Sonra da Allah’ın Şahadeti üzerine sözleştiler.

O sıralarda Rusya’da Bolşevikler, Lenin’in önderliğinde ihtilal yapıp Rus hükümdarı” nı devirmiş, yerine komünist devlet kurmuşlardı.

Kemal, derhal Lenin’den yardım istemek için haberci gönderdi. O da;

“-İngiliz ve Fransızlar benim de düşmanlarımdır. Onun için sana yardım edeceğim.”Demiş.

Ardından epeyce silah ve para yardımı geldi. Askerimizin elindeki silahların neredeyse hepsi Rus Malı idi…

Neyse. Allah’ın izniyle savaşı kazandık.

Fakat zaferden sonra çok sürmedi. Baktık Kemal yavaş yavaş değişmeye başladı.

Önce Padişah’ı sürdü. Arkasından Padişahlığı kaldırıp yerine “Cumhuriyet” kurdu. Sonra İslam Dinine el atmaya başladı. Halife’yi memleketten sürdü. Kur’an yazısını kaldırıp yerine “La dini” , dinsizlerin harflerini koydu. Ne kadar medrese varsa hepsini kapattı.

Kürtlere verdiği bütün sözleri inkâr etti. Ya herkes Türk olup “La din”i olacak ya da hepsini yok edeciğini söylüyordu. Zaten Şêx Said de bunun için isyan etti. İsyanı çok kanlı bastırıp hepsini idam etti.

Hiç kimse yaptıklarına akıl erdiremiyordu. Kimse bu Kemal’i tanıyamıyordu.

Sonradan anlaşıldı ki, meğer bu Kemal bizim tanıdığımız eski Kemal değilmiş. Harpten önce yardım nedeniyle Lenin’in adamları ile çok sık görüşüyordu. Onun çok iyi bir “ehli iman”  ve Müslüman bir zat olduğunu görüp anlayan adamları Lenin’e;

—Bu adam bu milletin ve bu devletin başında olduğu müddetçe, bu memleketi asla “komünist” edemeyiz. Onun için buna bir çare bulmak gerek. Tek çare de onun yerine bizden birini koymaktır.” Demişler.

İşte o zaman onu değiştirme planı kurmuşlar. Zaten kendisi de sarışın ve mavi gözlü olduğu için çok zorlanmamışlar. Ona benzeyen ve Türkçe bilen bir komünist Rus’u bulup benzemeyen yerlerini de ameliyatlarla tıpkısına benzetip hazır hale getirmişler.

Fakat savaşı kazanıncaya kadar bizim Kemal’e karışmayıp,  yardıma devam etmişler. Çünkü o olmadan savaşı kazanmanın mümkün olamayacağını çok iyi biliyorlardı.

Bu arada da adamlarını güzelce eğitip; ne nedir, kim kimdir iyice belletmişler.

Savaş kazanıldıktan sonra bir gece gizliden hakiki Kemal’i alıp kaybettirmiş, yerine kendi Kemal’lerini koymuşlar.

İşte millete, İslam’a ve Kürtlere o zulmü yapıp, söz verdiği hakları inkâr eden Kemal, bu Kemal’dir. Yoksa bizim Kemal’imiz öyle bir zulmü milletine yapar mıydı?

Allahtan ki evlendi de her şey ortaya çıktı. Eğer evlenmeseydi asla meydana çıkmayacaktı.

Evlendikten sonra kadın bir de ne görsün? ”Sünnetsiz” miş!

Meğer her şeyi düşünen Ruslar,  sünnet etmeyi unutmuşlar. Çünkü kendileri sünnetsiz olduğu için, o koşuşturma sırasında adamlarını  “sünnet” etmeyi unutmuşlar.

Kendisi de ancak kadının durum fark etmesinden sonra ayılmışsa da, artık iş işten geçmişti. Kadını bir müddet tehdit ederek susturmayı başarmış. Fakat sonunda kadın, Müslüman olmayan biriyle yaşamayı kabullenemeyip onu terk etti. Zaten şer’an nikâhsızdı.

Kadıncağız uzun müddet korkusundan kimseye bir şey diyemedi. Ne var ki bu sırrı da sonuna kadar saklayamazdı. Yavaş yavaş yakın çevresine fısıldamaya başladı. Böylece sonunda bütün millet duydu. Fakat bu gün dahi kimse sesini çıkarmaya cesaret edemez.))

İşte böyle.

Bir Kürt bilgesi sayılan dedem, böyle bir “safsataya” inanmışsa, varın gerisini siz düşünün!

Evet. Dedem, babam ve onların kuşakları ölünceye kadar gerçek olamayacağını bile bile bu masala inanarak yaşadılar.

UYDUR Kİ AVUNASIN

Psikolojide “neden uydurma” (rotionalization) diye bir “ego savunma mekanizması” türü vardır: Bir başarısızlık veya yetersizliği kendine yediremiyorsan, onu kendince mantıklı bir nedene bağlayıp sıyırmaya çalışırsın.

Dedemdin şahsında neredeyse o çağdaki bütün Kürt yaşlıları, M.Kemal ve ekibinden yediği zokayı ve aldanmışlık duygusunu böyle bir nedenle savuşturmak zorundaydılar. Zira herhangi bir somut güvenceye bağlamadan yıllarca verilmiş bir “söze” kanıp her isteğini yerine getirdiğiniz kişinin, işi bittikten sonra size “lo lo” yapmasını böylesi karga güldüren bir savunma ile izah etmeye kalkarsınız.

Yoksa geriye “saflığınızı” kabul edip ilan etmekten başka yolunuz yoktur ki, bu da her egonun içine sindireceği bir hal değildir.

Babalarımız da bunu Ruslara ve unutulan “sünnete” bağlamışlar.

Yani bir halkın kaderi, irade eksikliğinden değil, bir gramlık  “sünnet gulfesi” ne gitmişti.

İşin garibi, bu hikâyeyi dinlediğim onlarca büyüğümün aklına, ya o “sünnet” de yapılsaydı, o zaman nasıl bir gerekçe bulunacaktı? Diye sormak gelmemiş.

Sonradan büyüyüp çevreyi tanımaya başlayınca, biraz da muziplik olsun diye, babama ve her iki amcama da değişik zamanlarda sordum.

Babam:”Başka işin mi yok.”Diye kızarak beni başımdan savdı.

Büyük amcam (zaten iddiasız ve saf biriydi): “Valla günü gününde bu işe hiç aklım ermedi yavrum” gibi bir cevapla geçiştirdi.

Ama küçük amcam (medreseliydi, hiç duraksamadı):”Allah’ın takdiridir. Bunu onlara unutturacaktı ki böyle bir suç gizli kalmasın,” demişti.

Amcamın bu cevabına,”niye böyle karmaşık bir yolu seçmiş ki?” gibi  “muzip” bir sorum daha vardı ya, faydası yoktu.

5.8.2012

Mustafa Güneş/URFA

 

 

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star