Bermal MELİK

DEĞİŞİM


Bermal MELİK
22 Kasım 2012 Perşembe 16:15

Türkiye'de gündem yine çok yoğun ve ağır.
Türkiye zor ve gittikçe zorlaştırılan, sistemiyle insanlarına çok müsaade etmeyen bir ülke. Kendi zırhını bir şekilde yaratamıyorsan, bedellendiriliyorsun. Bu çağda ülkenin, demokratik bir ülke olmasını düşünürken, ne yazık ki her şeyin içinden çıkılmaz bir hale geldiğine tanık oluyoruz.

Memleket, virajın gittikçe keskinleştiği, kayganlaştığı, kutuplaşmanın derinleştiği son günlerde; feci bir son endişesiyle, nefesini tutmuş bir şekilde, gençlerin her gün öldüğü ve öleceği bir ülke haline geldi.

 

Bugün yaşananların bıçak sırtı bir dönem olduğunu söylemek mümkündür. Aradan otuz yıl geçti, gelinen süreçte ilerlemeler olduğunu söyleyebiliriz. Ancak her türlü olasılıkların, çözüm önerilerin tartışıldığı, Mehter marşı gibi bir ileri iki geri adımlarlarla yürütülen adımlarla yürütülen politikalar neticesinde ülkenin evlatları ölmeye devam ediyor. Bu ülkede çok şey değişiyor ama savaş bitmiyor.
Bu bağlamda İtalyan sosyalist Gramsic' in kriz anına ilişkin tarihsel dönemde söylediği sözü anımsatmakta yarar var:”Geçmiş öldü, gelecek ise bir türlü doğmuyor”. Geçmiş “İyi şeyler olacak “ söylemiyle öldürülmeye başlandı. Bu söylemden sonra geleceğin ise barışla birlikte doğacağı beklenmişti

Ancak beklenen olmadı. Gel-git' ler ve alt-üstler' le birlikte farklı bir değişim ve dönüşüm sürecine girildiğini görmekteyiz.
Bu durum bir yandan sorunlara kısa vadeli çözüm getirirken, diğer bir yandan yeni sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Değişim hem insanlar, hem örgütler hem de toplumların yaşamlarında kaçınılmaz bir olgudur. Planlı ve plansız olarak bir sistemin, bir sürecin veya bir ortamın bir durumdan başka bir duruma geçirilmesidir. Değişim bazen olumlu olduğu gibi olumsuzda olabilmektedir
Olumlu değişme ilke yöntem ve süreçle de daha etkin duruma gelmeyi ifade eder. Olumsuz ise gelişmenin kontrol edemeyeceği durumları ya da hiçbir mücadele olmaksızın bir durumun amacından uzaklaşması olarak ortaya çıkarak, dağılmaya ve etkinliğin azalmasına neden olan değişmedir.
Her değişim yararlı mıdır?
Eğer değişim planlı ve sistematik olarak yapılmaz, uzman olmayan kişilerin elinde zamanın akışına bırakılır ve değişim adına plansız, günü kurtarmak adına bir şeyler yapılırsa bu çabaların sonucunda çıkan sonuç zaten istenilen sonuç olmaz bu da değişim değildir.
Değişim radikal mi olmalı yoksa yavaş yavaş ve ılımlı bir şekilde mi uygulanmalıdır?
Bu soruların cevabı yeniliğin ne hızda uygulanacağı toplumsal irade ve bilinçlenmeyle ilintilidir. Değişimin başarısı için, reform ve barışa dayalı demokratik yenilik isteklerinin kendiliğinden oluşması ve halk tarafından kabulü önem taşımaktadır. Değişim kaçınılmaz bir gerçekliktir ve değişime direnmek akıntıya kürek çekmektir. Nietzsche ' nin deyimiyle "Derisini değiştirmeyen yılan ölür."
Yeniliğe ve reforma karşı olanlar genellikle mevcut durumlarından memnun olan gruplardır.

Değişim, reform, açılım adını ne koyarsanız koyun, barışa dayalı demokratik açılım isteklerin oluşması halk tarafından benimsenmesi gerekir.
Hükümet değişim, açılım, adı altında arkasına Kürt sorunu gibi ağır bir yükü yükleyerek, 100 promil alkollü bir sürücü edasında ilerlemeye devam ediyor. AKP, şoför koltuğunda ama kaza endişesi toplumsal korku yaratıyor.


Başarılı bir siyaset, ulusal çıkarlar açısından ulusal gücü en iyi değerlendirendir. Ulusal gücü değerlendirmek için de bir toplumun güç düzeyinin belirlenmesinde ulusal özellikler hesaba katılması gereken önemli bir öğedir. Bu süreçte bu önemli noktayı göz ardı etmemek ülke yararına olacaktır. Siyasal ve toplumsal, etnik kültürü dikkate almaksızın, anayasal güvenceler olmadan tepeden inme açılımlarla değişim planları yapılmaz. Açılım halkın talepleri sonucunda gerçekleşmelidir. Demokratik ülkeler planlı, düzenli ve sakin hareket ederler. Attıkları her adımı halka nasıl zarar ve fayda getireceğini hesap ederek hareket ederler

Devlet siyasi bir organizasyondur. Amacı, siyasal ya da ulusal sınırları içinde yaşayan insanların ortak nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamaktır. Bundan 2400 yıl önce Aristo devleti şöyle tarif ediyor:"Devlet Pater Familyas gibi olmalıdır".Yani devlet aile reisi gibi olmalıdır. Eğer devlet (Hükümet) hakiki Pater Familyas olsaydı, darbelerle, arbedelerle, ABD' lerle yönetilen bir ülke olmazdık.

Netice itibariyle Türkiye için kaybedilecek zaman yok. Hemen yanı başımızda Irak yönetimi ve Irak Kürdistan’ı arasındaki, askeri çatışma yangının kıvılcımı olabilir. Bir cephede taraf, İran, Suriye, Irak cephesi. Diğer tarafta Amerika, Türkiye, Irak Kürdistan’ı (KDP) ve ilginçtir PKK bulunmaktadır. Bu tablo çerçevesinde Özgür Suriye Ordusu ile Esad çatışmasının Türkiye ye yansıması elbette olacaktır.
Değişimin, açılımın tahrik sürecine dönüşmesi barışa gidilebilecek sürecin erozyona uğratılması kimsenin istemediği bir süreci başlatabilir. O zaman ülkenin karanlık bir döneme girmesi kaçınılmaz olacaktır.
Türkiye' nin önünde iki seçenek var. Türkiye Kürt sorununu ya çatışma ortamına girerek çözecektir. Bu da ülkenin bölünmesine işarettir. Ya da değişimlerle, yeni açılımlarla demokratik ülke rolünü güçlü bir şekilde üstlenip güçlenmiş bir ülke konumuna gelecektir. Siyasal hesaplar uğruna böyle tehlikeli ve hassas bir süreci kaşımamak için aklı-selim düşünüp sükûneti korumak herkesin sorumluluğudur.

 

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık