Şeyhmus İDRİSOĞLU

DELİ SAÇMASI


Şeyhmus İDRİSOĞLU
19 Ekim 2012 Cuma 22:11

 

Bugün çok sıkıcı bir gün, sıcak bir bardak çay doldurup kendimi balkondaki koltuğuma yayarak bırakıyorum. Serin bir esinti var, hafiften başımı ağrıtan... Dün geceden olmalı hiç uyumadım nedensiz, belki de günün yorgunluğundan olacak... Azıcık kaykılıyorum geriye doğru. Sanki dik oturunca daha bir sert vuracak rüzgâr. Ah sigarayı bıraktığıma ilk defa pişman oluyorum. Balkonda sigara tüttürme mevsimi geçse de, gönlüm inanılmaz bir şekilde sigara içmek istiyor, dizginliyorum kendimi. Hava serin estikçe sineme doluyor hazanın serin esintisi, biraz daha üşüyorum üşümesine de, dört duvara hapsolmaktan iyidir diye umursamıyorum.

Ceza evindeki günlerim geliyor aklıma, nasıl dayanıyor insan, gençlikten olmalı, işkenceye, zulme, ihanete… O yaşlarda ama şimdi öylemi diye düşünürken ceza evinin inadına yaşama sarılma adına çayımı yarıladığımı görüyorum. Bardağın direnmesini hesaba almadan fitliyorum.

İnsan ömrü de böyle bitip gidiyor işte. Akan bir suyun kuruması, titrek bir mum ışığının rüzgârda sönmesi veya üzerine tiner döküp yakılan canlar gibi.

Üniversitede bir genç kendini yakmış amacı ne olursa olsun karşı olduğum bu durumda beni fazlasıyla etkilemişti, kaç gündür içim yanıyordu ailesinin yerinde olmadığıma sevinerek kafamdan atmaya çalışırken acısı zonkluyor beynimde.

Düşünüyorum, yaşananlar anlatılmayıp yazılmasa doğada yok olup gidecek. Oysa benden kalacak hatıralar olsun istiyorum. Dostlar okusun, okuduklarını başkalarına anlatsınlar. Öyle şeyler yazmalıyım ki, kimisi ders alırken ötekileri eleştirsin.

Yaz dostum, konu komşu kıskanma adına değil,  dostlarım gıpta etsin, çocuklarım gurur duysun, gelecek gençlere rehber olsun. Yazılarının çarpıcı bir yanı olsun isterim. Her okuyucu da farklı etki yapacak kadar keskin, kişilerin düşünceleriyle doğru orantılı bir anlaşılırlığım olsun. Kimine göre sıkıcı, kimine göre utanç verici olmalı anlattıklarım. Seninde farklı bir yazın olsun.

Evet, evet, yazmalısın bir yerden başlamalısın. Ama yağma yok öyle! Sıradan hikâyelere herkesin karnı tok sarsıcı bir yanı olmalı neyse ki hayat koleksiyonumda bol bol aksiyonu olan anılarım var.

Serin esen bu eylül sonrası gecede kürküme sarılmış vaziyette balkonda bir bardak çay daha dolduruyorum kendime, gecenin kuytusuna sığınmış kimsesiz yalnızlığıma, içmek isterken gözlerim ellerime takılıyor. Herkes gibi benimde ellerim vardı. Evet, bütün organlarım tamamdı ama bu ikisinin işlevi mühimdi. Öyle sıradan eller değiller ki benimkiler. Tamam, belki herkesin elleri gibi gözüküyorlardı ama sıradan değillerdi. Parmakların her biri ayrı bir misyon üstlenmişlerdi. Üstelikte duygusallardı benim ellerim, "parmağın da duygusalı mı olurmuş?" diye garipsemeyin.

Sol yüzük parmağıma baktım, parmaklarım içinde en hassas olanıydı. Öyle hassas öyle kırılgandı ki birisi bana yan gözle bakıp laf etse morarıp, rengi değişir ve uyuşurdu. Parmak işte! Kendince öylesi bir tepki gösteriyordu. Hemen yanı başındaki serçe parmağından utanır renk değiştirir. Kötü bir huydu hemencecik küserdi. Ama yapacak bir şey yok içli bir parmaktı neticede.

Üzüntüsüne yenik düşüyor olması tamamen karakteristik bir özellik idi. İşaret parmağımdan çok farklı Her yere burnunu sokmazdı. İşaret parmağı bıçağı kavramada tetiği çekmede, boğaz sıkmada burunu oymada her alanda görmek mümkün hiç sevmediğim parmağım oydu.   Hele, hele en tombul başparmağımla işaret parmağı arasında içten içe bir düşmanlık da vardı sanki aralarında. Kedi köpek hırlaşması gibi ikisi de ellerin vazgeçilmezi olduklarının farkındaydılar ne diyelim.  Esinti şiddetlendi.

Demli bir çayın ardından bir neskafenin acı tadına mı varsam bu duygusal anıma çok iyi gelecek sanırım.  Canlanmaya iyi gelirdi, sonra düşünüyorum bu saatte mideme yolladığım her zerre zarar olarak aktive olacaktır. Vazgeçmeli...

Ha parmaklarımı anlatıyordum, aynı elin parçaları oldukları halde kedi köpek gibi hep hırlaşıyorlardı. Birinin ak dediğine, öteki kömür diyordu. Başparmağın karalar bulaşmış teninden uzak dururdu yüzük parmakçığım. Bunları birbirinden ayıran orta parmağım vardı Allahtan. Heybetli duruşuyla adeta hakem görevi görürdü altı üstü bir elin parmaklarıydılar.

Neyi paylaşamıyorlardı ki? Ömür kısaydı ve anlamsızdı kavgalar... Neyse hava soğudukça soğudu kalkıp içeri girmezsem şifayı kapacağım. Ortalıkta virüs varmış bulaşıcı salgın olduğu söyleniyor en iyisi mitili bulayım viskimde bardağın dibinde onu da içip uyumalı değil mi? gerçi bünyem sağlam ama sonuçta yaşlanıyorum yoksa bu deli saçmalığı yazıyı da yazmazdım değil mi?


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star