Mehmet FARAÇ

Denize atılan ‘umut’ şişesi!..


Mehmet FARAÇ
31 Ocak 2013 Perşembe 02:23

İnsanın uçsuz bucaksız bir sahranın ortasında tek başına umudu aradığı anlarda, sessizlik gelir hapsolur yorgun bedene...
Her şey gürültü gelir insana, her şey kalabalık ve de her şey işe yaramaz bir tutam kargaşa!.. İster ki insan, kalbinin sesine odaklansın yalnızca...
İşte isyan edersiniz o anda; yaşamınızdaki keşmekeşin içinde koca bir yüreğin yoksunluğudur korkaklığınız!.. Ve kim bilir belki de, köşe bucak aradığınız eksikliğiniz!..
Sahile atarsınız kendinizi şaşkın adımlarla ve de apansızca... Dalgaların yakamozlara alkış çaldığı bir kıyıda, köhne teknelerin arasından geçersiniz usulca!..
Kimseyi görmez gözleriniz, kimseyi hissetmez canınıza can katan teniniz... Ve de ürkütmez balıkları, masumiyet taşıyan yırtık ayakkabılarınız!..
Deniz kıyısı sizi sizde bırakır o an!.. Ekmeğinize göz diken köpekbalıkları gelir aklınıza, yoksulluğunuza dolanmış ahtapotlar!..
Ve de mücadelenizin dolambaçlı yollarına yerleştirilen alçak ve taşeron pusular!..

Vurgun yemiş kısmetler!..

Ağına düştüğünüz kadersizliği adımlarken kıyılarda; bitkin balıkçıların kaçak tütüne sakladığı efkara tanıklık edersiniz!..
Kaşif olursunuz ufuk çizgisine her baktığınızda, isyan edersiniz sigarayı her yakışınızda!..
Denizin sahile savurduğu yosunlar, deryanın karanlığından karmaşık haberler getirmiştir size!..
Tuzlu bir serinliğin vurgun yemiş diplerinden kısmetler düşmüştür belki de önünüze!..
Siz fark etmeseniz de; yaşam kendi deviniminde bir telaştadır aslında!.. Bazen yosunların titreyişinde, bazen otlara dolanmış bir salyangoz yavrusunun çırpınışında!..
Kıyıda yaşam, sanki denizin bittiği yer gibidir aslında!.. Kimi zaman çimlere, kimi zaman koşu yollarına kimi zaman da bisiklet parkurlarına bassanız da; gideceğiniz yer deniz kokusunun yanı başıdır!..
Hayal edin işte o zaman... Bir deniz kızı çıksa kıyıdan; bir sararmış yaprak bırakın ellerine, eski zaman mektupları gibi götürsün geçmişinize!..

Toprağa yansımış fotoğraflar!..

Dedim ya; yüreğiniz burkulduğunda, içinize serpilen sahradan çıkarın kendinizi...
Boş vermişlerin ortamından koparıp alın benliğinizi!..
Kesin atın bilmem hangi ayın kaçına randevu veren talihinizi!..
Acı kahvelerin fal çukurundan kurtarın beklentinizi!..
Yırtın, iskambil kağıdıyla hayallerinize yapılan sahte merdivenleri!..
Kıyıya gidin, boşluğa düştüğünüz her anda kıyıya... Belki de yalnızlar rıhtımına!..
Denizin karaya el uzattığı sahillere, dalgaların yalnızlığı tokatladığı kumsallara ve büyüklerin küçükleri sahipsizce yuttuğu deniz fenerlerine!..
Deniz kokusunu çekin içinize; ay ışığında, kadifemsi bir sonsuzlukta kürekleriyle adeta Hacivat - Karagöz oynatan yaşlı balıkçıları nakşedin zihninize!..
Ömrünüzün renksizliğine yenilmiş saçlarınızı bırakın mendirekleri sarsan rüzgara!..
Bırakın; yaşamdan kopan her tel, eski hayallerin yırtık fotoğraflarını bağlasın çapalar çürüten kara toprağa!..
Gidin her yalnızlığınızda kıyıya; banklara oturmuş yaşlıları, kayalıklarda sarılmış sevgilileri, ağaçlara pineklemiş evsizleri izleyin...
Deniz bir hayaletin gri pelerinine dönmüş olsa da, apartmanlar sis bulutunda mumyaları andırsa da, ihanetin silueti ay yüzlü kahpeler barındırsa da, gidin kıyıya!..
Gidin de; kızılın maviye bulandığı bir kıyıda, yaşam nasıl devam ediyor görün amansızca!..

Kandile hasret karanlıklar!..

İşte oralarda, denizin yaşamla kıyı olduğu bir sahilde yürürken; öfkenizle, sevdanızla, özleminizle, kavganızla ve de umutlarınızla yalnız kalmayı unutmayın!..
Savurun sizi sarmalayan sorunlarınızı, hayata bağı olmayan  bir oltanın zalim ucuna!..
Bırakın, bir yırtık balıkçı ağı gibi ardınızdan sürüklensin talihsizliğiniz!..
Bırakın, yaşamınızdan çıkardığınız ikiyüzlüleri aydınlığa hasret karanlıklara!..
Bir antika korsanın hayaleti çıksın denizden, o paslı hançerinizi yalnızlığınıza saplasın...
Boş verin su alsın, umuda yolculukta boyası dökülmüş ahşap tekneniz!..
Unutmayın; insanın en güçlü olduğu zaman kendisiyle
hesaplaştığı zamandır...
Yaşam ne sevdalarını sorgulayabilir o zaman; ne kıyılara savurduğunuz günahlarınızı ne de sebepsiz korkularınızı!..
Yaşam dank eder kafanıza sanki bir umut çivisi... Bir urgan atılır yüreğinize belki, mahkumiyetinizin altın kelepçesi!..

Evhama kapılan dalgalar!..

Siz siz olun, koca yığınlar yaratan kum taneciklerinden bile dersler çıkarın kıyılarda...
Yan yana gelen zerreciklerin yüksek tepelerinden sorumsuzluğun felsefe sorularını çıkartın!..
Geçmişinizin sayfalarını çevirin gözlerinizi her kırpışınızda... Dalgalar vursun aklınıza; dalıp gittiğiniz o sorumsuz evhamlarınıza!..
Nefesiniz yelkenleri doldururken adımlarınızı yine de hesapsız atın...
Yürüyün en azından; durmayın, korkup sinmiş ikiyüzlü hainler gibi...
Yürüyün, yalnızlığı şaraba ihale edenlerin küçük şişesine sarılın!..
“Umut” yazılı bir kağıdı hapsedin içine ve mücadeleye, inada yürüdüğünüz o kıyıda denize salın!..
Hiç kuşkunuz olmasın; ya yarın doğacak güneş bulacaktır o şişeyi, ya da güneşi güne itecek ay ışığı!..
Unutmayın, ne kıyı sahipsizdir, ne şişe ne de içinde taşıdığımız menzilsiz umutlarımız!..
Umudumuzdur girdaplarda çırpınsa da, yürekte saklanan can simitlerimiz!..
(22 Ekim 2011)

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star