Şeyhmus ÇAKIRTAŞ

DEVLET, ANAYASA VE İNSAN


Şeyhmus ÇAKIRTAŞ
16 Mayıs 2012 Çarşamba 21:05
İnsan varlık olarak, diğer canlılardan faklı olarak düşünme ve düşündüğünü maddi temellere dönüştürme gücüne sahiptir. Bu aslında kendisini alet yapmakla gösterirken, işin özü sorun çözme yetisinden gelen gücüdür.

Diğer hiçbir canlı sorunlara karşı çözüm getirme yeteneğine sahip değildir. Çözümü genellikle iç güdüseldir. Savunma, barınma, beslenme ve cinsel güdüler gibi.

Oysa insan çok daha karmaşık bir yapıya, en önemlisi bir beyne sahiptir. Bu nedenle bütün dinler, inançlar, düşünce sistemleri insanı merkezine aldığını ifade eder.

Bu kadar önemli yetilere sahip olan insan toplumsallaştığında neden sorunlara çözüm getirmede etkisiz kalır, her şeyi oligarşik devlet yapısına bırakır.
Devlet gerçekten  bir ihtiyaçtan mı, yoksa insanın ben duygusunun bir sonucu mu ortaya çıktı merak ediyorum.
Çünkü devlet kavramı insanı öteleyen, kural ve yasaları esas alan bir mekanizmadır. Bu nedenle devlette insan belli bir serbestiye sahip olsa da, sınır devletin koyduğu çizgiye kadardır. Bu açıdan özgürlükler hep tartışılır olarak karşımıza çıkar.

Bu gün yaşanılan sorunların kaynağında ekonomik, sosyal, yapısal ve etnik sorunların var olması , süreci daha da ağır yaşanmasına neden oluyor.
Devlet kuralları kendi mekanizmasına göre koyarken, insan sorunlarla baş başa kalıyor.

Devletin Kürt Sorununa bakış açısı aslında Osmanlıdan devralınan ve Cumhuriyetle birlikte yeni bir sürece girilse de sorun çözmenin mantığı değişmemiş, sorun çığ sırasında giderek büyüyen bir kar topuna dönerek, günümüze gelmiştir.

Kürt sorununda devletin kurallarını tanımamak, vergi vermemek de var, kendi kültürünü yaşatmak da var. Soruna kaynaklık eden talepler zincirinde feodal bir takım nüveler, siyasal talepler ve kimlik esasına dayalı istemler de söz konusu.
Bir bütün olarak sorun incelendiğinde sorunun çözümü için devlet mekezizmasının bir kurallar silsilesi koymadığı görülür. Konular kurallar da sorunu bastırma, ortadan kaldırma temelinde, yani güvenlik temellidir.

Bu sorunu çözmediği gibi, büyütmüş, günümüze taşımıştır.
Bu tespit şu an ki mevcut hükümet tarafından da zaman zaman ifade edilmiş ama iş kuralları düzenleme gelince, işin rengi tekrardan devlet olma mantığıyla güvenlik meselesine dönüşmüştür.
Geçmişteki tartışmalar incelendiğinde meselenin böyle olduğu anlaşılır olacaktır.

Bu gün yeni bir anayasa için hükümet çalışmaları belli bir noktaya getirdiğini ifade ediyor.
Yeni bir Anayasa için çalışmaların belli bir noktaya gelmesi elbette sevindiricidir.
Hükümeti, anayasa değişikliği isteyenleri cesaretlendirmek, yeni bir toplumsal sözleşme için halkın genelini harekete geçirmek süreç açısından önemlidir.
Elbette 70 milyon insan bir masa başında oturup, yeni anayasayı yapmayacak.
Değişik toplumsal katmanların  temsilcileri taleplerini anayasal çerçeveye yansıtacak. Bütün mesele bu.
Bu çerçevenin nasıl olacağı en temel problemdir.
Bu açıdan yeni anayasa süreci sancılı geçecektir. Bunu doğal karşılamak, sükunetle insanlar arasında dayanışmayı, kardeşleşmeyi esas alan kuralları talep etmek süreci olumlu noktalara taşıyabilir.
Bütün katmanların hedefinde, ötekileştirme olmasa süreç kolay geçer diye düşünüyor. Ama işin içine devlet mekanizmasının güvenlik düşüncesi girerse, yeni anayasa eskisinden çok farklı olmaz.
Güvenlik kaygısı, yerini özgürlüklere bırakırsa gelecek açısından umut olur ve sorunların çözümü iç güdüsel olmaktan çıkıp, düşünme gücüne dayanır.
Yani insan devreye girer.
Devletin mekanik yapısı ancak bu şekilde aşılır ve özgürlüklere yol açılır.
Aksisi zaten ortadadıdr. Çatışma, kriz ve kaos…Türkiye geçmişinde bu kavramlarla çok sık karşı karşıya geldi.
Şimdi bunları unutup, yeni bir sözleşme zamanı.
Bu sözleşme eşitlikçi yaklaşımı ve özgürlükleri esas almak zorundadır.
Her kese kolay gele…


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star