Mustafa GÜNEŞ

DEVLET: ŞU SOĞUK CANAVAR!


Mustafa GÜNEŞ
24 Mayıs 2013 Cuma 08:46

Devlet, tarihte insan gruplarının yok edici tabiata ve insanlar arası zorbalığa karşı dayanışma ihtiyacından ortaya çıkmış, sorun çözücü mü, yoksa yaratıcısı mı olduğu çıktığı günden beri tartışılıp duran bir kurumdur.

Devletler, genel olarak tüzel yapıda, yani soyut kişilikte olurlar. Böyle oldukları için de ne anaları, ne babaları, ne de akrabaları vardır.

Yani köksüz ve soysuzdurlar. Bu yüzden kimseden utanma ve hicap etme duyguları da yoktur.

DEVLET TÜRLERİ

Genel devlet teorisine göre, hemen bütün ilk devlet başkanları, o topluluğun büyücü, rahip veya şamanlarıdır. İlkel çağlarda bir topluluk içinde herkesten daha uyanık ve kurnaz bir tip öne çıkarak edindiği ve sırrını kimseyle paylaşmadığı bir takım bilgileri kullanarak toplumu önceleyip kimi tahminlerde bulunur. Bununla da çevresini hayretler içinde bırakarak onlara üstünlük sağlar.

Böylece yavaş yavaş herkesin her şeyi ona danıştığı kişi durumuna geçerek ipleri eline alır. Zaman içinde öyle bir güç kazanır ki, mesela hoşlanmadığı birini uğursuz ilan ederek topluma linç ettirebilir. Bunu gören diğer topluluk üyeleri de bu korkuyla otoritesine boyun eğer; böylece ilk devlet ve başkanı da türemiş olur.

YAKIN TARİHTE DEVLET

İnsan kitleleri çoğalıp alanlar genişledikçe devletin de bu duruma paralel olarak hem gücü hem de hâkimiyet ettiği kitlenin nüfusu artar.

Bunun doğal sonucu olarak devlete egemen olan kişi, aile veya kurumun da durumu güçlenir.

YERLEŞİK VE HAREKETLİ TOPLUMLARDA DEVLET

En eski ve genel bir sosyolojik kurala göre, yerleşik toplumlar üretici, icatçı, pasif ve saldırıya açık; hareketli toplumlar ise dinamik, yağmacı, tüketici, saldırgan ve yok edici kitlelerdir.

Tarihte hareketli toplumların en ünlü üç örneği var: Araplar, Moğollar ve Türkler…

Bu toplumlar geçtiğimiz bin yıla yakın öncesine kadar coğrafyalara ve kıtalara sığmamış, sayılamayacak yağma, talan ve şehirler yakıp yıkmışlar, nihayet onlar da yorularak bir yerlerde yerleşmişlerdir.

DEVLET TÜRLERİ

Amacımız devletler hakkında genel bilgi vermek olduğu için, hangi türün nasıl ortaya çıktığını anlatmaktan ziyade bu türlerin genel karakteristiğini vermeye çalışacağız.

Hanedan Devletler: Bu devletler bir hanedanın egemenliği etrafında şekillenip gelişirler. Başlangıçta uyanık ve karizmatik bir kişinin kurup kotardığı bir yapının aynı kişinin soyundan yürüdüğü devletlerdir. Hemen her hanedan devlet, başındaki hükümdarın astığı astık keyfiyetiyle yönetilir. Günümüzde bu devlet türleri artık modern dünyadan kalkmış, ancak ilkel ve geri toplumların hemen hepsinde halen aynen sürmektedir.

Diktatoryal Devletler: Bu devletler, geri veya ağır bunalımdan geçen toplumların bir çıkış yolu bulur umuduyla karizmatik bir lidere yönelmesiyle şekillenir.

Ancak başlangıçta gerçekten topluma bir çıkış yolu bulmak için başa geçen her diktatör, günü ve zamanı gelip ipleri iyice ele geçirdikten sonra, çoğunlukla etrafındaki menfaat çetelerinin de telkini ile yavaş yavaş tek adamlığını pekiştirip zorba ve kan dökücü birine dönüşür. Devletler tarihi bu tür diktatörlerle doludur.

Yakın tarihte Hitler, Mussolini, Castro, Kaddafi, Saddam ve Kim İl Sung gibi daha yüzlercesi bunlara örnektir. Aslında her diktatörlük aynı zamanda bir oligarşik devlettir.

Oligarşik Devletler: Bir azınlığın yönettiği devlet tipidir. Genellikle diktatör bir liderin başını çektiği bir çetenin devleti ele geçirmesi sonucu şekillenmişlerdir. Aslında gelişmiş gelişmemişliğine bakılmaksızın hemen her devlet öyle veya böyle biraz oligarşiktir.

En demokratik devletler bile bir partinin uzun süre iktidarda kalması ile oligarşiye kayabilir. Çünkü karşısında dengeleyici rakibi bulunmayan bir parti yavaş yavaş çeteleşerek menfaat şebekesine dönüşür.

Başındaki lider de çeteyi yöneten bir diktatör olur. Ama bu diktatör, kendi başına hareket edebilen klasik bir diktatör olmayıp çete ile irtibatlı bir “oligark” tır.

Eğer Ak Parti böyle rakipsiz gidişini sürdürecek olursa önümüzdeki seçimden sonra ülkemiz de oligarşik devletin tipik bir örneği olabilir.

Bu endişeyi taşıyan Amerikan Halkı, bir partinin oligarşisini engellemek için yüz yıllardır yalnızca iki partiye yönelmiş ve birini öyle kritik bir oranla seçer ki, seçilen, sonuna kadar diken üstünde yönetir.

Oligarşik devletlerin; polis devleti, yargıçlar devleti (juristokrasi),soylular devleti (aristokrasi) ,zenginler devleti (plütokrasi) ve uzmanlar devleti (teknokrasi) gibi türleri vardır. Bu grup veya çetelerin her biri devlet hayatı içinde şartların ve yasaların verdiği imkânlardan faydalanarak yavaş yavaş devleti ele geçirip kendi iktidarlarını pekiştirir, kendi yasa ve hukuk düzenlerini kurarlar.

İşin asıl dehşet yanı, günümüz teknolojik imkânları, bir kere devleti ele geçirip iyice organize olmuş bu tür çeteleri, bir dış devlet desteği olmadan iç isyan ve ihtilalle devirmenin mümkün olamayışı.

Nitekim Irak ve Libya ancak bu yolla tasfiye edilmiştir.

Suriye’deki BAAS rejimi oligarşik devlet türüne en iyi örnektir. BAAS partisi çok dar bir azınlığın hâkim olduğu dünyanın en organize çetesidir. Ve görünen o ki, bir dış müdahale olmadan iç dinamiklerle yıkılması mümkün olamayacaktır.

Faşist Devletler: Faşizm kelimesi antik çağda güç ve birliğin sembolü olan, sapı bir deste değnek ve çift yüzlü “faşi” adlı baltadan türemedir. Terimi dünyaya Mussolini kazandırmıştır. Mussolini, İtalya’yı da etkileyen kapitalist bunalımla ortaya çıkmıştır.

İtalya Faşist Partisi, yoksulluk ve çaresizlik içindeki halk kitlelerini zaptı rapta almak, sermaye kesimini ayakta tutmak ve bunalımdan çıkış için sömürge alanları ele geçirmek için ırkçı gruplar, ordu, kilise ve sermaye üçgenin işbirliği örgütüdür.

Bu partinin genel anlayışında devlet en kutsal varlıktır. Ve hiçbir kişi ve kavram devletten önce gelemez. Devlet her şeydir.

Nitekim hem kurucusu hem de partinin kendisi yok olduğu halde, adı ve çalışma mekanizması halen dünyadaki bir yığın partiye ilham kaynağı olmaya devam etmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin de kuruluşuna egemen olan Faşist yapılanma, yani Türk Irkını ve onun devletini her şeyden kutsal sayma anlayışı, altmış yıldır girmeye çalıştığı Avrupa Birliği’nin tüm zorlamalarına rağmen bir türlü kırılamamaktadır. En demokrat gözükeninden açıkça ırkçılık yapanına kadar hemen her partiye devletin kutsallığı kavramı hâkimdir ve vazgeçmeyi düşünmemektedirler.

Bu arada Hitler’in başında bulunduğu Alman NAZİ (Nasyonal Sosyalist Parti) Devleti de aynı (faşist) nitelikte bir devlet olmakla beraber, aralarında ufak bir nüans farkı var.

Faşist Devlette devlet ırktan daha önce gelirken, Nazi Devletinde Irk devletten önce gelir. İkisi arasındaki fark bu kadar olup anlayışın esasına bir etkisi yoktur. Nitekim 2. Savaşın sonuna kadar her iki lider birbirinden vazgeçmemiş, sonuna kadar kollamıştır. Hatta Mussolini bir iç darbe ile tutuklanınca Hitler, büyük bir indirme birliği yollayarak dostunu kurtarıp yanına aldırmıştır.

Sosyalist Devletler: Marksizm, devleti egemen bir sınıfın topluma tahakküm etme aracı kabul eder. Bu teoriye göre gelmiş, geçmiş ve gelecekteki bütün devletler o çağa damgasını vuran üretim biçiminin yarattığı sınıfın egemenliğin sürdürme aracıdır.

Bu mantığın sonucu olarak, sermaye sınıfının egemen olduğu devlet türü kapitalist veya emperyalist devlet, işçi sınıfının egemen olduğu devlet tipi ise sosyalist devlettir.

Gene bu teoriye göre, kapitalist/emperyalist bir devlet ne kadar demokrat, insan haklarına saygılı ve ne kadar sosyal ve hukuk devleti olursa olsun, özünde sermaye sınıfının devletidir. Bütün bu uygulamaları insanlığı düşündüğü için değil, halkı  biraz rahat ettirerek işçi sınıfı ile dayanışmasını bozmak ve sosyalist devrimi engellemek veya ötelemek içindir.

Bu devlet türünün hikâyesi çok uzundur. Ayrıntıya girmeden ve herkesin bildiği gibi 1917’de Rusya’da gerçekleşen “Sovyet Sosyalist Devleti’nin öncülüğünde dünyanın birçok yerinde peş peşe bu devlet türü egemen oldu.

Ancak Hepimizin bildiği gibi Gorbaçov’ un 1986’daki “Perestroyka” hareketiyle başta Sovyet Devleti olmak üzere hepsi birer birer yıkılmış, geride Küba ve Kuzey Kore gibi özü diktatörlük ama adı sosyalist olan bir iki örneği halen direnmeye devam etmektedir.

NİETZSCHE   VE DEVLET

Yukarıda saydıklarımız elbette devlet türlerinin tamamı değil, en öne çıkan türleridir. Ayrıca tarihte adından söz ettiren hemen her düşünür kendine göre bir devlet tarifi yapmıştır.

Sözü bağlarken bize göre en aykırı ve en ilginç devlet tarifini yapan tarihin en aykırı filozofu Niestzche’dir (Niçe).Bu filozofun  “Zerdüşt Böyle Diyordu” kitabının devleti anlatan bölümünden birkaç cümleyi aşağıda veriyoruz.

Belki bu arada devletten böylesine nefret eden bir filozofun, devleti kutsal sayan  “faşist ve ırkçı ” ideolojinin fikir babası olduğu iddiasının  ona yapılmış ne büyük bir haksızlık olduğu da görülmüş olur.

—Bütün soğuk canavarların en soğuğuna devlet denir.

—Soğuk soğuk da yalan söyler o; ve Şu yalan sürünerek çıkar ağzından : ‘Ben, devlet, milletim ben’

—Ama devlet bütün iyilik ve kötülük dilleriyle yalan söyler; her ne derse yalan der ve her nesi varsa çalmadır.

—Onda her şey sahtedir; çalınmış dillerle ısırır bu ısırgan.

—Lüzumundan fazla insan doğuyor: lüzumsuzlar için icad edilmiştir devlet.

—“Yeryüzünde benden büyük bir şey yoktur: düzenleyen parmağıyım ben tanrının.” Böyle kükrer o canavar.

—Her şeyi size verir bu yeni put, kendisine taparsanız şayet: faziletinizin parıltısını ve mağrur gözlerinizin bakışını böylece satın alır.

—Devlet, herkesin kendini kaybettiği yer, iyilerin de kötülerin de; devlet, herkesin yavaş yavaş intiharına ‘hayat’ denen yer.

-…Devletin bittiği yere, bakın kardeşler! Görmüyor musunuz gökkuşağını ve köprülerini üstünisnanın?

Evet. Bunları diyor Niçe devlet için.

Biz de insanların içinde bulunduğu açmazları izaha çalışan bir cümle ile bağlayalım: Yazık ki devletten kaçan insanlar bir araya toplandığında gene bir devlet kurmak zorunda kalıyor.

19.5.2013

Mustafa Güneş/URFA


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star