Duygu SUCUKA

Dilendirilen Küçük Kız


Duygu SUCUKA
1 Şubat 2013 Cuma 09:58

Dilendirilen Küçük Kız

30 Ocak 2013. Ankara'da, Eskişehir Yolu üzerinde, ODTÜ durağındaki üst geçitten geçiyorum. Merdivenleri çıktıktan sonra siyah çarşaf içindeki kadın ve kucağındaki çocuk dikkatimi çekti. İlerleyemedim, orada durdum ve konuşmaya başladım onlarla.

Bir gün önce de sabah saatlerinde buradan geçerken gene dilenci bir kadın görmüştüm. Biraz gittim, gidemedim, bir dolu karmaşık düşünceler arasında geri döndüm ve kadına para verdim. Aslında şu anda eleştirdiğimiz şeyi yapıyorum, para vermekle doğru yapmıyorum diye düşündüm ama kayıtsız kalarak, görmezden gelerek de çekip gidemedim. O an dilenciye para vermenin bugün için bana uğur getireceğini düşündüm. İnançlarımız bizi böyle yönlendiriyor ama dilenen kişiyi dilenmeye teşvik ediyoruz bir yandan da ona para verirken. Dilenciye para vermeye karşı olsam da bazen bu yanlışı ben de yapıyorum.

Şimdi gelelim şu çocuklu kadına. İkinci gün aynı yerden, yine öğleye yakın bir saatte geçerken, bu defa farklı bir manzara vardı karşımda. Bir kadın ve önünde oturan küçük bir çocuk vardı aynı yerde. Çocuk, konuşması, görüntüsü ile dört yaşlarındaydı. Yanlarına yaklaştığımda, şikâyet ederek ve kucağında oturduğu kadını göstererek "bu beni dövüyor" dedi, hem de birkaç kez söyledi aynı sözleri. Kadının başındaki örtüyü çekiyordu bir yandan, ona kini olduğunu gösterircesine. Annesi olsaydı, "bu" demezdi çocuk. Sanki bir yabancıdan bahseder gibi söylüyordu.

Kadın biraz zor durumda kaldı. Ne diyeceğini bilemedi. Çocuk son derece bakımlı, sevimli, güzel mi güzel bir kız çocuğuydu. “Neden dövüyor seni, o senin annen değil mi” dedim. O kadar muhakeme gücü olmasa gerek, cevap veremedi. Sonra kadına sordum, “Neden dövüyorsun, o senin çocuğun değil mi?” dedim. Kadın dövmediğini, kendi çocuğu olduğunu söylese de bir tuhaflık vardı sanki. Baktıkça ilgilimi çekti, o siyah çarşafımsı giysiler içindeki kişinin kadın olup olmadığını anlamaya çalışıyordum konuşurken. O kadar sarılıydı ki, sadece gözleri ve burnu gözüküyordu.

Çocuk son derece açık, cana yakın, konuşkan haliyle “Beni çek, beni çek” demeye başladı bu defa. “Nasıl yani, seni nasıl çekeyim” diye sordum. Kadın da “Resmimi çek diyor” dedi. Tesadüf ya, yanımda fotoğraf makinesi vardı, çıkardım, birkaç poz çektim. Bu arada etrafa da göz atıyordum, ya ileriden bir yerlerden bunları dilendiren şebeke gözcülük ediyorsa diye… Hep öyle düşünülür hani, dilencilerin de şebekesi, mafyası var gibilerden.

Çocuğun eline küçük bir para verdim ve gitmek için döndüm. Bu defa ısrarla çektiğim resmi görmek istiyor ve gitmeme izin vermiyor. Bu ısrarcı halleri bile “kadının çocuğu mu acaba?” sorgusunu güçlendiriyordu bende. Artık daha fazla orada duramadım ve ayrılıp gittim. Ama aklımın bir yanı orada kaldı. Hafiften atıştıran karın altında, çok soğuk bir havada, dilenci bir kadın ve önünde sıra dışı bir çocuk. Gördüğümüz dilenci manzaralarından farklıydı. Çocuk o kadar çok giydirilmiş ki, marul gibi duruyor. Başını bağladıktan sonra bir başka yazmayı da bant gibi tekrar üzerinden bağlamış. Küçücük bir şalvar giydirilmiş, üst kısımda da modern bir mont var. Yani her şey derleme duruyor. İçinde ise birkaç kat daha giysi olduğu her halinden belli.

Onlardan ayrılıp yürüdüğümde, geçidin sonuna doğru, 13-15 yaşlarında, mendil satan bir erkek çocuk çıkıyor karşıma. Her geçene “Bir tane alın, lazım olur” diye uzatıyor. “Sen de onlardan mısın” diye çocuklu kadını göstererek sordum mendilci gence. “Hayır, tanımıyorum onları” dedi.

Bu üst geçitleri de şu reklam panoları sayesinde bir tuhaf hale soktular. Her iki taraftaki reklam panoları o kadar büyük ve bir bütün ki, sanki yüksek duvarlı bir dehlizden geçiyorsunuz. Yol hiç gözükmüyor. Burada, işlek olmayan saatlerde, her türlü saldırı olabilir ve kimsecikler de görmez!

Üst geçitten indikten sonra gittim, gittim, gittikçe düşündüm. Hava çok soğuk ve üşüyorum. ‘Ben bu kadar üşüyorken o çocuk ne yapsın ki, hem de buz gibi taş zemine oturmuş’ dedim kendi kendime. Üzerime tek tük düşen buzlaşmış kar zerreciklerini gördükçe iki kez üşüyordum. Kendi üşümemin yanında bir de onun için üşüyordum.

Üçüncü gün (31 Ocak 2013), aynı yerden tekrar geçtiğimde hiç dilenci yoktu. Bugünlerde birkaç gün üst üste, yolum buradan, bu üst geçitten geçti hep.

O manzarayı gördüğümden beri çok farklı senaryolar yazdım kendi kendime. Çocuk belki dilendirilmek için çalınmıştır ya da gerçekten kendi çocuğudur ya da… Kim bilir… Bakıcısı olduğu bir çocuktur belki de… Çok eskiden böyle bir haber çıkmıştı, evden anne-baba gidince, bakıcı çocuğu alıp iki saatliğine dilenmeye çıkıyor gibi bir haberdi… Yani düşünülmeyecek her şeyi düşündüm. Durumu polise bildirse miydim? Orada fotoğraflarını çekip ayrıldığım için, ben gittikten sonra oradan ayrılmış olabileceklerini düşündüm. Bu yazıyı, o manzarayı paylaşmak adına yazdım. Belki şikâyet etmekten daha geçerlisi budur diye düşündüm. Sadece o noktadaki o manzara mı bu tür dilencilik vakaları. Her noktada var. Hatta bazen kucağında çocuk diye tuttuğu sarılı şeyi açıp bakmak geliyor insanın aklından. Sanki içinde bir şey yok gibi.

Buradan bilhassa Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın, Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün, sokakta, bu kadar soğuk havada, taş zeminlerin üzerinde dilencilik yapanların, bu kadar küçük çocukları kendilerine alet etmek amaçlı, heder etmelerine, telef etmelerine karşı duyarlılık göstermelerini beklediğimi belirtmek istiyorum.

31.01.2013

duygusucuka@hotmail.com

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık