Şeyhmus İDRİSOĞLU

DİYARBAKIR ZİNDANLARI(2)


Şeyhmus İDRİSOĞLU
11 Eylül 2012 Salı 16:24

Mahkeme salonundaki dört yüze yakın erkek tutuklunun arasında yalınızca iki bayan vardı. Bunlardan birisi evliydi ve kocası da onun gibi aynı salonda tutuklu olarak bulunuyordu.

Tutuklu bayan, mahkeme salonuna alındıktan itibaren sürekli sağa sola bakınıp, sıralarda eşini aradı; Salondaki simaları tek tek karşılaştırdı, ama bir türlü bulamadı.

Sıralar halinde oturtulan tutukluların arasına, ellerinde coplar bulunan yüze yakın asker dikiliydi. Askerler, mahkeme heyetinin huzuru ve gözetiminde " askeri komut tonuyla" tutuklulara:

"Başlar dik! Eller dizde! Gözler 'adalet mülkün temelidir' yazısında olacak!"Komutuyla tutkuluları "hazır hale" getiriyor, bu kurala en ufak bir uyumsuzluk gösteren tutukluları,"günlük işlerden" olarak ve hiçbir çekingenlik duymadan, mahkeme heyetinin gözleri önünde copluyorlardı.

Bizim bayan, sağa sola bakmak riskli olmasına rağmen, çenesine ve omuzlarına dürtülen "düzeltme" coplarına aldırmadan ısrarla gözleriyle eşinin simasını, bakabildiği tutukluların simasında arıyordu.

Duruşmanın başlamasıyla birlikte ani bir sessizlik hâkim olur, ardından kimlik tespitine geçilir. İlk tutukluya, kimlik tespiti için ayağa kalkmasını emredildi. Oturduğu bankın arka kısmına yaslanarak zorla ayağa kalkabilen sanık, ifade kürsüsüne gitmeden haykırarak konuşmayı seçti.

-"Hayır, kimlik bildiriminde bulunmayacağım!"

Hâkim, Emrullah Kaya:

-"Neden?" diye sordu
-"Nedeni çok açık!

-"Cezaevinde her gün ve her gece bize işkence yapılıyor! "Gözlerinizin önünde bizi tehdit eden bu silahlı coplu askerlere bakın!"Arkadaşlarını göstererek: "Şu insanların haline bakın! Böyle bir ortamda adil mahkeme olur mu?" diye haykırdı.

Sonra, hâkimin arkasındaki, "Adalet mülkün temelidir" yazısını gösterdi ve, "Sizce burası adil bir mahkeme midir?"deyip oturdu.

Sıra diğer tutukluya geldiğinde, o da haykırarak "ifade vermeyeceğini" arkadaşıyla aynı düşüncede olduğunu söyledi.

Bayan arkadaş bu sesle birden irkildi. Tanıdık bir sesti.Sonra refleks bir hareketle sesin sahibine baktı,tanıdı.Sesin sahibi eşiydi.

İçinden "aman tanrım bu ne haldir" dedi. Kaç kez bakmıştı bu simaya ama tanıyamamıştı.

Tüberküloza (verem) yakalanmış, tedavisi engellenmiş, saçları dökülmüş, gözleri çukura kaçmış, yanakları tamamen erimiş, çenesi küçülmüş, boynu incelmiş, kelimenin tam anlamıyla insanlıktan çıkarmışlardı. Zamanında bakmaya doyamadığı kocasına tekrar bakmayı göze alamadı. Başını öne eğip, sessizce ağladı.

Sonra diğer tutuklular da aynı ifadeyi verince mahkeme başkanı oturumu kapatıp hepsini cezaevine götürmelerini emretti. Onlarca asker, salonun arka bölümünde bulunan Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran'ın önünde tek sıraya girdi. Orta boylu sert bakışlı, uzun bir yağmurluk giyinmiş, başında mavi komando beresi, gözlerinin altı simsiyah olmuş yüzbaşının:
"Asker gerekeni yap!" Talimatıyla saldırı başladı.

Komandolar, ellerindeki coplarla tutukluları "balya niyetine" dövdüler, bir kaç dakika içinde salon savaş alanına döndü bağırış, haykırış... Yeterince "yumuşatma" sağlandıktan sonra, hepsinin elleri arkadan kelepçelendi, sonra teker teker sıraya dizildi. Uzunca bir zincirle birbirine bağlandı. Başlarına dökülen "Cop konfetileri" arasında "ring" denilen her tarafı kapalı askeri bir arabaya konuldular. Devam edecek..


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star