Osman GEREM

DOĞU VE DOĞULU İNSANI ANLAYABİLMEK


Osman GEREM
1 Nisan 2012 Pazar 06:00
‘’ Onun delillerinden biri de, gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin değişik olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler için (alınacak) dersler vardır. ‘’ (Rum,22)
‘’ Ey insanlar, doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanı nız,o’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilen dir,her şeyden haberdar olandır.’’ (Hucurat,13)
‘’ Ey insanlar. Hepiniz Adem’den siniz, Adem ise topraktandır. Onun için, soylarla Araplık veya acemlik ile övünülmez. Çünkü Allah katında en yüce olanınız, o’na karşı gelmekten en fazla sakınanınızdır.’’ Bu hadis şerif, Mekke fethinden sonra, peygamberim izin kureyş’e hitaben ilk hutbesidir.
 
Yeryüzündeki iklim ve toplum farklılıkları, yerkürenin astronomik konum ve karakterindeki değişikliklerden ileri gelmektedir. Bunun, insanoğlunun aslının aynı olmasına rağmen, renk ve dillerinin farklı olmasındaki etkisi büyüktür.
 
Dünyaya ve dolayısıyla doğu’ya sadece görülen yönleriyle bakmak ve çözüm üretmeye çalışmak, üretilen çözümleri nihayi gayesine ulaştıramaz.
Doğu’nun bir de perde arkası vardır. Bu perde arkasını bilmek ise vaktiyle mümkündür. Bilimsel araştırmaların önüne vahye dayanan ilahi ölçüleri koymazsanız yapılacak hizmetlerin sonu ebterdir,güdüktür,neticesizdir.
‘’ Onlar dünya hayatının görünen tarafını bilirler. Onlar ahretten gafilfirler.’’       Rum,7)
 
İnsanların, renklerinin,yönelimlerinin,ruhi ve ahlaki amaçlarının değişik olduğunu bilmeyenler,doğu’ya proje üretmekte kısır kalırlar. Niçin ?
Çünkü, doğu ve doğulu insanın geçmişini,halini ve geleceğini tarafsız olarak öğrenip anlayamazsınız.istenilen neticeyi elde edemezsiniz. Çünkü değişmez bir kaide vardır; ‘’ Aynı sebepler, aynı neticelere götürür’’. Doğu’ya ve doğulu insana yöneltilecek sebepler zinciri, onların inanç yapısını, ahlak yapısını,dünya ya ve ahrete yönelik imanlarını hesaba katmak mecburiyetindedir.
Şerefüddin bidlisi’nin yazdığı meşhur ‘’ Şerefname’’yi okuyan bir insan, yeni tabirle şoke oluyor. Tabi ki müsbet manada.
Dünyaya ilmin beşikliğini yapmış Harran, tüm ilim çeşitlerinin okutulup öğrenildiği ve öğretildiği Cizre, buram buram maneviyat kokan Tillo, peygamberlerin ayak izlerinin bulunduğu Şanlıurfa; alimler,şeyhler,şairler,yiğit insanların yurdu.
‘’ Geçmişi,geleceğe tutulmuş bir şeref levhası olan Doğu ve Doğulu insanı’’
 
Ümmet bilincinde olan sadık insanların diyarı, bir bütünlük içerisinde değer görür ve şeref bulur.
Biz gelelim asıl meselemize.
Tek hedefi dünyevileşme olan zihniyetler, bugün yetiştirdikleri yeni neslin faturalarını ödemektedirler. Her konuda misal verdikleri Avrupa’ya kısaca bakalım:
Avrupalı gençliğin maddi bir problemi yoktur. Altın da son model araba, cebinde istemediği kadar para. Bağımsız ve özgür babası dahi karışamaz onun hayatına. Ancak Avrupa gençliği bir bunalım içerisinde. Uyuşturuculuk,fuhuş,intihar,mutsuzluk teneffüs ettiği hava olmuş Avrupalı gençliğin.
Şimdi bizim derdimiz doğu’yu ve doğulu insanı kalkındırmak ise, tek hedef dünya ve dünyevileşme olmamalıdır. Bunun acı örnekleri vardır. Dünyanın yanına, ondan kopması mümkün olmayan ahreti de ikiz kardeş olarak koyarsanız, atılacak her adım, doğu’yu ve doğulu’yu belirtilen hedefe götürecektir.
Her sahanın uzmanlarından oluşacak, görüşleri ve düşünceleri zengin ve hür, maksatları ve gayeleri müsbet olan bir heyet. Bu heyette ziraat mühendisi de bulunacak,hukukçu da, doğu’daki hayatıyla ilmen temayüz etmiş alim de bulunacak,doktor da bulunacak. Ülkede fıkhen otorite olmuş alimlerimiz de bulunacak,dinimizin ruhuna uygun olan tasavvufi düşünceye sahip Salih kullar da bulunacak.
İşte bu mümtaz heyet, doğu’yu, doğu’da yaşayan insanların sorunlarını masaya yatırıp, hastalığı önce teşhis ve tespit edecek. Daha sonra da hastalığı giderecek ilaçlar ve çözümler ortaya konulacak.en nihayette baba mevkiinde olan, taraf olmayan, hakem olan devlet, tüm gücü ile üretilen çözümleri tatbikat sahasına koyacak. Pansuman tedavileri değil, hele hele doğu’yu ve doğulu insanı oy hesabına alet etmek isteyen hiçbir kişinin burnu sokturulmayacak.
 
Şah-ı Nakşibendi hazretlerine sormuşlar.’’ Efendim, nesebiniz nereye varır?’’
Diye. O da ‘’ Evladım!’’ demiş,’’kimse nesep ile bir yere varamaz!’’
 
İnsan doğarken hayatına şu iki ana etkene asla müdahale edemez; biri hangi ırktan olacağına, ikincisi hangi ebeveynden doğacağına hiçbir zaman karar veremez. İnsanın hiçbir zaman müdahil olamayacağı bu iki unsur hayatımızın bazen en kesif çıkmazları haline gelebilmektedir.
 

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık