Bermal MELİK

Doğum ve Ölüm


Bermal MELİK
15 Eylül 2013 Pazar 13:50

İnsan uzun yıllar farklı bir din ve kültürün içerisinde yaşayınca, zaman zaman bazı olguları kendi kültürüyle karşılaştırması kaçınılmaz oluyor. Ben de Avrupa kültüründe uzun yıllar yaşayan biri olarak, kendi kültürümden, kendi dinimden farklı bir insanın, çok sevdiğim Alman komşumun cenaze törenine katılmışdım. Etrafında sevilen ve sayılan bir olmasına karşın cenazedeki kişi sayısı 50-60 kişi civarındaydı. Çocukları ve yakınları en şık elbiselerini giymiş, saçları düzgün bir şekilde taranmış cenaze törenindeydiler. Tüm acıları yüreklerinde, misafirlerine karşı dik durmaya çalışıyorlardı. Dini törenin bitiminden sonra, mezarlıktaki tüm misafirlerle birlikte, önceden hazırlanmış bir restauranta gidildi. Gidilen restaurantta, bir sandalye boş bırakılarak, ölen kişinin aramızda olduğu duygusayla yemek yenildi. Aile teşekkürlerini sunduktan sonra misafirler uğurlandı. Herkes işine, evine döndü. Bu olay bir günde bitti. Yemekten sonra, iki din ve kültür arasındaki taziye ve cenaze törenlerini karşılaştırmaya, İslam dinindeki ölüm olgusunu kendimce sorgulamaya başladım. Müslüman ülkelerde cenazeler, taziyeler büyük önem taşır. İnsanlar yakını bile olmazsa da hatta ölen kişiyi tanımasa bile taziyelerine gitme zorunluluğu hissederler. Bu insani bir davranıştır.

Doğanın gereği, insanlar doğar, büyür ve ölürler. Doğum başlangıç, ölüm ise kaçınılmazdır. Ölüm acıdır çünkü ebedi bir ayrılıktır. Ölen insanı bir daha görmek imkansızdır.Bunun acısı elbette çok büyüktür. Hele giden insanın, bu dünyada yapması ve yaşaması gereken çok şey varken, genç yaşta gitmişse bunun acısı daha büyüktür.

Benim sözüm, ölümün acısını tartışmak değil elbet. Ölümün, acının, dini, dili, ırkı yoktur. Acı acıdır ve ateş düştüğü yeri yakar. Benim söylemek isteğim ve altını çizerek belirtmek istediğim, neden cenaze ve taziyeleri abartarak büyük bir seremoniye çeviririz. Ölümün töreni cenazeler ve taziyelerdir. Doğumun töreni ise doğum günleridir. Ölüme verdiğimiz değeri neden doğum günlerine vermeyiz?

Halbuki doğum başlangıçtır, ölüm ise bitiştir. Cenazesine gittiğimiz kişinin doğum tarihini bile bilmeyiz ama cenazesine koşarız.

Ölen kişiye sağlığında elimize bir çicek alıp doğum gününü kutladık mı? Onu yeni yaşında mutlu edecek sözler sarfettik mi? Oysaki gelişmiş ülkelerde doğum günlerine katılım cenaze törenine katılımdan daha fazladır. Bizde doğum günü çocuklara özgü veyahut batıya ait bir davranış gibi algılanır. Bizde yaşam kültürü değil ölüm kültürü esastır. Doğum yaşamdır, başlangıçtır. Doğum günleri ise yaşamın basamaklarıdır. Yazar Yener Orkunoğlu yaşam ve ölüm üzerine bir yazısında şöyle der: "Avrupada yaşam kültürü, ölüm kültürüne daha ağır basar. İnsanların doğum günleri kalabalık olur. Ölüm kültürü, Avrupa düşüncesinde bizdeki gibi çok büyük rol oynamaz." Dinimiz ölümü kabullenmemizi emrettiği halde, taziyeler dini vazifeden çok geleneğe dönüşmüştür. Günlerce süren taziyeler, iş ve sosyal yaşamdan kopuk, abartılarak hüküm sürmektedir. Aşiret sistemin de etkisiyle, metropolllere nazaran, Doğu ve Güneydoğuda bu olgu daha farklı bir boyut kazanmaktadır. Ailelerin acılarının yanısıra misafirlerini memnun etmek adına sarf edilen büyük çabalar, yemekler, günlerce kurulan büyük sofralar, karşılamalar, uğurlamalar, uykusuzluk ve bunun sonucunda ödenen maddi külfette cabasıdır... İslamiyette taziyelerin üç gün yapılması öngörülmüştür. Doğu ve Güneydoğuda feodal sistemin de getirdiği kurallar nedeniyle bu tören günlerce hatta haftalarca devam etmektedir. İslam dini ölümün her canlı için geçerli olduğunu ve hakiki dünyanın öteki dünya olduğunu belirtmektedir

Peki doğum ve ölüm nasıl algılanmalı? Çoğu kez düşünüldüğü gibi bir başlangıç ve bir son olarak mı yoksa iki başlangıç gibi mi algılanmalı? Her ne kadar doğum ve ölüm, geçmişi ve geleceği çağrıştırsa da, aslında geçmiş ve gelecek değil, sonsuz şimdi vardır. Gerçeklik yaşadığımız bu andadır. Çünkü hayat kilometre taşlarından değil, yaşanılan anlardan oluşur. Düne ait anlar yaşanmış ve bitmiştir. Ölüm haktır, canlıların bir gün son nefeslerini vereceği inkar ve tevil edilmez gerçektir. Ölüm canlılarda hayat belirtilerinin ortadan kalkmasıdır yada ruhun bedeni terk etmesidir. Ölüm gerçek olduğu kadar doğaldır. Şu alemde yaşayanların fani ve ölümlü olmaları zorunlu, ölümsüz olmaları da imkansızdır. Ölüm karşıtı doğum, her doğan ise mutlaka ölür. Bu yüzden yaşamın bizden ne beklediğini unutmamak için doğum başlangıçtır ve hayat kısadır. Zamanı acımasızca savurmamak için ölümün geçekliliğini kavramamız gerekir. Bu yüzden yaşama doğumlarla , doğum günleriyle, rengimizi, kokumuzu vermeli, hükmümüzü sürmeli, ölüm kültürünü değil, yaşam kültürünü esas almalı, bazı olguları kabullenip, abartmadan kendi duruşumuz sergilemeliyiz. Çünkü yaşam çok kısa ve her şeye rağmen çok güzel !!!

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık