Gülderen GÜLTEKİN

Düşünmeye Değer


Gülderen GÜLTEKİN
18 Temmuz 2013 Perşembe 15:26

Birkaç gün öncesinden kararlaştırmıştık kahvaltı yapmayı birlikte. Arkadaş olarak onu dinlemek ve ruhundaki gam’ı telef etmek için hazırlamıştım kendimi. Gönlünün gülzar’ında  yalnız kalmıştı Gülşen…Adı Gülşen olsa da gönlü şen değildi. Boşa harcandığını düşündüğü bir hayatın hüznü sızıyor gözlerinden. İnsan ne kadar çabalarsa çabalasın, içi sırlanmış küp bile olsa, yine de dışarıya sızdırıyordu içindekileri.

Güzel nezih bir yerdi kahvaltı mekanı. Oturduk , hemen akabinde söyledim  çayımızı , kahvaltılıkları. Gülşen de ne ses yok, sade  nefes…Şirinlikler yaparak açaya çalışsam da…nerden başlayacağını bilmiyordu.Boşluğa diktiği bakışları uygun bir zamanı kolluyor,Sorsa mı sormasa mı, bilemiyordu. Sezinliyordum bunu. Sorsam mı, sormasam mı?

Uygun zamanı kolluyorum. Sonra ben ondan önce davranıyorum:

“Zihninde dolaşıp duran nedir, dönme dolap gibi?”

“Ama neden, neden ama, neden âşık oldum ki?” diyor kısık ama hırçın bir sesle. Sözcükler kırık bir bardağın parçaları gibi saçılıyor etrafa. Tarumar olmuş bir kalbin yıkıntıları arasından çıkıp geldikleri için çok yorgunlar.

Öfke, mayın tarlasına döndürmüştü içini. Ses tonumu bile ayarlama ihtiyacı duyuyordum ,öfkesini körüklememek için. Bir süre sessiz kalmak en iyisiydi. Bırak içini döksün… Ama gözlerinde beliren bakış, sorularınla içimdekileri dökmeme yardım et diyordu.

Ümit Kaf Dağı’nın ardında…

“Sorun neden âşık olduğun mu, yoksa?”

“Hayır, karşılık bulamayışım,”

Her aşk bir umutla başlar.

Belkilerle beslenir aşk.

Belki o da beni seviyordur.

“Belki bir gün” o da beni sevecek.

“Belki bir gün,” ümidi, Kaf Dağı’nın ardında artık. Bir arkadaşı vasıtasıyla ona olan ilgisini belli ettiği gün, bütün hayalleri yıkılmıştı. Gönlünü kaptırdığı kişi kesinlikle ona ilgi duymadığını, başkasını sevdiğini söyledi ,şüpheye mahal bırakmayan sözlerle.

“Şunu çok iyi biliyorum,” diyor ve susuyor. Çaydan bir yudum alıyor. “Kalbime onun sevgisini O koydu.” Ne kadar doğru diye geçiriyorum içimden. Tamam, diyorum aşkın sırrına vâkıf olmuş. “Peki, Rabbimizin kuluna böyle bir şey yaşatmasının sebebi ne olabilir? O, kalbime onun sevgisini koyduğunda karşılık bulamayacağımı da biliyordu. O zaman bu aşkın, ona beslediğim bu sevginin kalbimde işi ne?”

Huzursuzca kıpırdanıyorum. Hayatın anlamı nedir, diye sorsaydı halihazırda birkaç kelam ederdim ama bu soru hazırlıksız yakalıyor beni. Biraz düşündükten sonra tam dilimin ucuna geleni söyleyecekken, lafı ağzıma tıkıyor adeta. “Yoksa sınav mı diyeceksin sen de herkes gibi? Kime sorduysam sınav işte dediler de,” diyor hafif müstehzi bir ses tonuyla.

Aslında sınav diyecektim ama artık der miyim, demem elbette. “Yok, öyle demeyeceğim, ama ne diyeceğimi de bildiğimi söyleyemem,” deyip susuyorum. Tam çaresizlik denizinde sessizliğe gömüleceğim sırada zihnimde bir şimşek gibi çakıyor biraz önce söyledikleri.

‘Hayatın sırrını ifşa ettin’

“Fakat, öyle bir laf ettin ki, farkında olduğunu bile sanmıyorum. Çok çok önemli bir şey söyledin. Sanki hayatın sırrını ifşa ettin.”

Gözlerinde uyanan merak, hadi ama uzatma da sadede gel, dercesine kızgınlığa dönüşmeden devam ediyorum. ‘Kalbime onun sevgisini O koydu’ dedin ya, bu çok büyük bir hakikat.”

“Bilmem bilir misiniz, şair der ki: Gülümseyen bir gonca yoksa, sevdalı bülbüller ne yapsın? Tamam, O koydu kalbime sevgiyi ama sevgisini koyduğu kalbe niye koymadı, ben bunu anlamak istiyorum.”

“Bilmiyorum bu sorunun cevabını. Ama üzerinde düşünmeye değer,” diyorum.

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık