Mustafa GÜNEŞ

EMPERYALİZM VE HALKLAR


Mustafa GÜNEŞ
17 Ağustos 2014 Pazar 18:14

Başlığı görünce hemen klasik devrimci ve sol analizle yüz yıllık bilenenleri tekrarlayacağımı düşünmeyin.

Kendi açımdan Marksizm’in klasik emperyalizm kavramını ve sol terminolojiyi Türkiye açısından 1980 ve Dünya geneli açısından da Gorbaçov’un 1986 perestroykasından sonra terk ettim.

Aslında emperyalizmle ilgili kendi yaklaşımlarımın bir özetini 11.Nisan 2013’de gene bu sitede yayınlamıştım.Okumak isteyenler için adresi veriyorum: http://www.urfahaber.net/yazar/emperyalizm-958.html

Bu kez de halklar ve özellikle Ortadoğu Halkları açısından emperyalizme gene kendi yaklaşımımı izaha çalışacağım.

EMPERYALİZM VE ORTADOĞU…

Siyasi konulara ilgi duyduğum ilk gençlik yıllarımdan beri ne zaman Ortadoğu konusu açılsa, istisnasız herkes, sanki ilk defa duyuluyor veya ilk defa keşfedilmiş gibi o klasik ve sihirli kelimeyle lafa girmekte ve her seferinde aynı heyecanla anlatmaya başlamakta:

Petrol!

Ve hemen arkasından, emperyalizmin yüz yıldır Ortadoğu’yla ilgilenmesinin sebebi “petrol”müş, tüm hesapları petrol alanlarını kontrol altında tutmak üzerineymiş, bu nedenle Ortadoğu haritasını suni bir şekilde cetvelle çizmiş o gün bu gündür de burada kan dökülmesinin baş sorumlusu imiş.

Dinlemekten bıktığım bu tirad ve tekerlemelere inat ve ironi olsun diye, lafını bitirmesine fırsat vermeden araya girer;

-Hayır efendim! Nereden çıkardın bu petrol fantezisini? Emperyalizm Ortadoğu’nun “hurmaları” için yüz yıldır buralarda kan döktürüyor! Derim ve inanır mısınız, ironiyi fark etmeyip ciddi ciddi hurmaydı–petroldü tartışmasına girenlere bile rastladım.

HEPSİ DOĞRUDUR

Aslında Emperyalizm hakkında söylenenlerin hepsi doğrudur. Yani emperyalizm;

-Sınırları cetvelle çizmiştir.

-Yalnız petrol değil, dünyadaki bütün hammadde kaynaklarının elde edilmesi için hem kendi aralarında hem de halklar arasında savaşlar çıkarmış, milyonlarca insan kanı dökmüş, dökülmesine sebep olmuş, katkıda bulunmuştur.

-O gün bu gündür kontrolüne aldığı bu kaynakların kontrolünün elinde bulunması için hiçbir girişimden kaçınmamıştır.

Bunların hepsi doğru…

HIRSIZIN HİÇ Mİ KUSURU YOK?

Şimdi ben de soruyorum:

Neden bu kan dökme ve savaş işi dünyadaki diğer sömürülen halklara göre, Ortadoğu’da bu kadar vahşice, barbarca ve akla gelmeyecek tekniklerle yapılmaktadır?

Neden sivil halk, çocuk, yaşlı, genç, kadın veya erkek demeden üzerlerine kurşun yağdırılmakta, diri diri toprağa gömülmekte, üzerlerine benzin dökerek ateş çukurlarına atılmakta, kelleleri kesilmekte, sopayla taşla öldürülmekte, kalpleri ciğerleri sökülüp yenmekte, kelleliyle golf oynanmaktadırlar?

Neden bu vahşetler dünyanın başka yerlerinde yapılmamakta da sadece Ortadoğu’da yapılmaktadır?

COĞRAFYA VE HALKLARIN KARAKTERLERİ

Burada ister istemez insanın aklına, bu tür vahşetlerin kaynağının bölge halklarının ve özellikle baskın çoğunluktaki Arap Halkının yaşam ve savaş kültüründen kaynaklandığı geliyor.

Çünkü tarihe baktığımızda, Araplarda İslam öncesinde de aynı savaş tekniği mevcut.

İslam’ı kabul etmekle bu işe bir de kutsallık ve “Allahuekber” sözü eklemiş oluyorlar.

Mesela Halid Bin Velid’in katliamları, gene Asya’yı İslamlaştırırken İslam Tarihinin en büyük katliamlarını yapan İbni Kuteybe veya Yezid Bin Muhalleb’in vahşetleri bu gün bile birer “cihad” ve kahramanlık destanları olarak övünülerek anlatılmaktadır.

Aleviler bile bir yandan inançlarının hümanist olduğunu,”incinsen de incinme” felsefesinin temel yaşam prensipleri olduğunu söylerken; diğer yandan Hz.Ali’nin Cenklerini, mesela ”Hayber Kalesi Cengi”nde Zülfikar’ını her salladığında beş on kâfirin kellesini nasıl uçurduğunu yüksek heyecan içinde ve binlerce kez okuyup dinlemekte, bunda bir çelişki görmemektedirler.

Bunlar sadece birkaç örnek…

Ortadoğu ve İslam Tarihi, komutan karargâhlarının önünde kelleden tepelerin yapıldığının örnekleriyle doludur.

Gene bir örnek verirsek, 1602’de Kürt Miri Canpolat Ali Bey İsyanında Kuyucu Murat’ın Halep yakınlarındaki çadırının önünde 22 bin kelleden bir tepe yığılmıştır.

Peki, bu çelişkiyi nasıl izah edeceğiz?

Çünkü bu olaylar geçmişte olmuştur. Dolayısıyla o vahşeti bizzat görmediklerinden, öldürülenlerin “kâfir”, kellelerinin vurulmasının da “şer’i” olması hesabıyla hiç bir Müslüman’a tuhaf gelmemektedir.

ŞİMDİ CANLI YAYINDA YAPILINCA…

Oysa şimdi devir değişmiş, katliamlar internet ve görsel medya ortamında canlı yayınlandığı için iğrenmekte ve isyan etmekteyiz. Eminim bu naklen yayınlar olmasaydı ve IŞİD’le  yoldaşı örgütlerin girdikleri yerde yukarıda saydığımız katliamları yaptığını sadece duysaydık gene kimse bu kadar etkilenmez ve kimsenin ağızdan;

-İslam bu değil! Bunlar Müslüman olamaz! Sözlerini bu kadar şiddetle duymazdık.

EMEPRYAZİM ÖLDÜR DİYOR AMA…

Diyelim ki emperyalizm savaşın diyor, birbirinizi öldürün diyor. Bunların hepsi doğru… Ama inanın böyle vahşice öldürün demiyor. Daha doğrusu emperyalizm ve emperyalistler bile çıkardığını iddia ettiğimiz bu son savaştan ürkmeye ve nefret etmeye başlamış durumda.

Yani sormazlar mı adama?

Bu halklar neden bu kadar ölmeye ve öldürmeye düşkün?

Ve bu halklar neden bu kadar barbarca kan döküyor da dünyanın başka yerlerinde insanlar gene savaşıp birbirini öldürdüğü halde, asgari kurallara uyuyor ve böylesine vahşice işler yapmıyor?

GENE DİYALEKTİK

Az buçuk sosyal “diyalektik analiz” metodundan haberdar olanlar bilir ki, çelişki özdedir ve dış etkenler çelişkinin çatışma ve ayrışma aşamasına varmasında hızlandıran veya yavaşlatan etkiye sahiptir.

Mesela yumurta biçimindeki bir taşı veya bir çiftlik yumurtasını istediğiniz kadar kuluçkaya yatırın, civciv çıkmaz. Bunun olması için mutlaka doğal şartlarda döllenmiş bir yumurta olmalı.

Yani özünde böylesine vahşice ve katliam potansiyeli bulunmayan bir toplumun önüne dağlar kadar öldürücü silah yığsanız onları harekete geçiremezsiniz.

Tarih, emperyalizm veya yağmacı imparatorlukların savaş çıkarma oyunlarıyla doludur. Ancak kimi yerde başarmış, kimi yerdeyse halkta savaşma potansiyeli bulunmadığı için başaramamış, elinde patlamış, sonuç alamamıştır.

Kısaca emperyalizm her savaşın dediği halklar hemen çiftetelliye kalkar gibi savaşa kalkışmıyor. Bunun için dokusunda kan dökme ve savaşma karakteri bulanan kitle veya kitlelerin olması gerek.

Gerçeği kabul edelim. Bu halklar emperyalizm yokken de binlerce yıldır savaşıp bir birinin kanını içiyordu.

Tarih boyunca Bereketli Hilal ve özellikle Fırat’la Dicle’nin kanlı akmadığı bir tek gün yoktur.

Ne yazık ki objektif gerçeğimiz bu.

İYİ GÜNLER GELECEK, AMA…

Buna rağmen çok umutlu olmasam da, insanlık tarihinin gelişiminden çıkan sonuca göre, bir gün gelecek Ortadoğu Halkları da medenileşip vahşetsiz, kansız ve savaşsız bir döneme girecektir. Bu çağda yaşayanlar görmeyecek de olsa, o gün mutlaka gelecektir.

Unutmayalım ki Avrupa, neredeyse 1400 yıl bu günkünden bin beter “Hıristiyanlık” ve “engizisyon” vahşetini yaşadı ve halkın dinamikleriyle tarih kitaplarına gömdü.

Ancak Ortadoğu’da bunun olabilmesi için diğer yan faktörler yanında,tüm çelişki ve çatışmaların temel kaynağı olan petrolün “startejik madde” olmaktan çıkması şarttır.

Düşünceme göre emperyalizm de artık bu işten bıkmış ve çok uzak olmayan bir gelecekte petrol yerine ikame edilecek bir enerji maddesi geliştirip bu defteri kapatacaktır.

Tek sorun bunun ne zaman olacağıdır.

17.8.2014

Mustafa Güneş /URFA

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Şanlıurfa





Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star