Recep KOÇAK

Fakirleri Sevmek İmandandır


Recep KOÇAK
25 Ağustos 2012 Cumartesi 17:08

Bayram vesilesiyle İstanbul’a yakın bir ilimize akraba ziyaretine gittik. Akrabamızın dünürleriyle de tanıştık. Onların da İstanbul’dan gelmiş bir hanım misafirleri vardı. Onunla da tanışma fırsatı bulduk.

Hanımefendi, Deniz Feneri Derneği’nin Genel Merkezinin bulunduğu Zeytinburnu ilçesinde oturuyormuş.

Her halinden, dinimizi yaşama konusunda titiz olduğunu tahmin ettiğim Hanımefendi, Arakan Müslümanlarına yardım kampanyalarını hatırlatıp yurtdışındaki ihtiyaç sahipleri için destek verdiğini ifade ettikten sonra, “Bizim ülkemizde artık fakir kalmadı. Yardımlar yurtdışındaki fakirlere götürülmeli” dedi.

Ulaştığı bu kanaate bir de delil getirdi kendi ailesinden.

Oğlunun bir işiyle ilgili adağı varmış. “Şu işim olursa bir fakire yakacak yardımı yapacağım” diye adakta bulunmuş. O işi gerçekleşince bir miktar odun satın alıp fakir olduğunu düşündüğü bir aileye götürmüş.

Aile kapıda odunu görünce sevinememiş. “Biz elektrikli soba yakıyoruz” demiş ailenin reisi.

Adak sahibi genç adam çok sinirlenmiş. Fakire vermediği odunu götürüp çöpe atmış.

Hükmünü de vermiş: “Ben ülkemizde artık fakir bulunduğuna inanmıyorum.”

Mütedeyyin Hanımefendi oğlunun bir seferlik girişimle vardığı kolay hükme pek inanmış görünüyordu.

Belki de bahsedilen ailenin normal sobası, soba alacak parası yoktu.

Kim bilir belki de o aileye elektrikli sobayı bir hayırsever almıştı, “Faturanızı da ben öderim merak etmeyin” demişti.

Kabul ediyorum, ülkemizde fakir olarak tanımladığımız çoğu ailenin durumu Arakanlı, Somalili, Sudanlı bir aileden daha iyi olabilir.

Öyle bile olsa, “Ülkemizde fakir bulunduğuna beni kimse inandıramaz” yaklaşımı sadece bir kolaycılıktır. Böyle bir hükme bu işlerin içine birazcık girmiş hiç kimse inanmaz. Bu hükmün sahibi sadece kendisini kandırmış olur.

Hanımefendi’ye, “Siz Deniz Feneri’nden gerçek ihtiyaç sahiplerini sorun. Hangi ilimizin hangi ilçesinden kaç aile isterseniz, onlar size çok sayıda seçenekle döneceklerdir. Dul, yetim, öksüz, yaşlı, engelli gibi kriterleri de belirterek istediğiniz kadar ihtiyaç sahibini talep edebilirsiniz. Aileyi gördükten ve hikâyesini öğrendikten sonra içinizden o aileye yardım etmek gelmezse, yardım yapmazsınız” dedim.

Deniz Feneri ya da daha sonradan doğan benzer yardım kuruluşlarımıza bir şey sorulmadan, muhtarlardan bilgi almadan, Sosyal Yardımlaşma Vakıflarımızın kayıtlarına müracaat etmeden, belediyelerin ilgili birimlerinde destek istemeden bir kapıyı çalarak varılan sonuç asla yeterli olamaz. Böyle bir kolaycı yaklaşım insanı sadece hayırdan mahrum etmekle kalmaz, fakirler hakkında kötü zanda bulunmak gibi ağır bir sorumluluğun altına da sokar.

Saydığım merkezlerden fakir aile istense, onlar da yeterince titiz davranmayıp sizin gönül huzuruyla yardım yapabileceğiniz bir ailenin bilgisini sunamasalar, yine de “Ülkemizde fakir kalmamış” hükmü doğru olmaz.

O durumda iş size düşer. Gerçek bir ihtiyaç sahibini buluncaya kadar araştırıp yardımınızı ulaştırmanız gerekir.

Muvatta'da, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın da şöyle dua ettiği nakledilmiştir:

 

"Ya Rabbi, senden bana hayırlı işlerin fiilini, kötü işlerin terkini, fakirlerin sevgisini müyesser kılmanı temenni ediyorum. İnsanlar arasında bir fitne yaratacaksan, beni yanına al, fitneye bulaşmamış olarak dünyadan ayrılayım."

 

Bu hadis-i şerifte, fakirleri sevme konusunda bir teşvik, onlar hakkında suizan besleyenler için açık bir tehdit vardır.

 

Hz. Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Sadaka vermede acele edin. Çünkü belâ sadakanın önüne geçemez." [Rezîn tahriç etmiştir. (Câmi'u's-Sagîr şerhi Feyzu'l-Kâdir'de mevcuttur)

 

Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor:

“…Anaya, babaya, akrabâya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve mâliki bulunduğunuz kimselere ihsân ile muâmele edin, iyi davranın…” (Nisâ, 36)

 

Ulaşım ve iletişim imkanlarının arttığı günümüz şartlarında ülkemizde bulunan ve dünyanın herhangi bir bölgesindeki mazlum ve mağdur kardeşlerimizi “yakın komşu” ve “uzak komşu” olarak değerlendiren yorumları yabana atamayız.

 

Hazret-i Âişe vâlidemizin oruçlu olduğu bir gün, yoksulun biri gelerek kendisinden yiyecek bir şeyler istemişti. Âişe vâlidemizin evinde, akşam iftar edeceği bir somundan başka bir şey yoktu. Hizmetkârına, o ekmeği vermesini söyledi. Hizmetkârı îtiraz edecek olduysa da Âişe vâlidemiz ısrar edip o ekmeği verdirdi. Akşam olunca birisi Âişe vâlidemizin evine bir parça pişmiş koyun eti gönderdi. Âişe vâlidemiz hizmetkârını çağırarak:

“–Buyur ye, bu, senin (vermeye kıyamadığın) ekmeğinden daha lezzetlidir!” buyurdu. (Muvatta, Sadaka, 5)

 

Rasûlullah s.a.s şöyle buyurdular:

“Cömertlik, dalları dünyâya uzanan cennet ağaçlarından bir ağaçtır. Kim onun dallarından birine tutunursa, bu onu cennete götürür…” (Beyhakî, Şuabü’l-Îmân, VII, 435)

 

Adiyy İbnu Hatim (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Yarım hurma ile de olsa kendinizi ateşten koruyun" buyurdu."

 

Zeyd İbni Eslem (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Dilenci at üzerinde de gelse ona sadaka verin." (Muvatta, Sadaka 3)

 

Kur’an-ı Kerim’de Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor:

“...Hayra ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir...” (Sebe, 39)

 

Hz. Ebû Hüreyre radıyallahu anh’ın rivayet ettiği bir hadisi şerifte Hz. Peygamber s.a.s şöyle buyuruyor;

“Fakirleri sevin ve onlarla oturup kalkın. Arab’ı kalbden sev. Kendi nefsin hakkında bildiğin şeyler, seni diğer insanlardan men etsin. (Kendi kusurları ile meşgul olup diğer insanların ayıbları ile uğraşmamalı).”

 

Rasûlullah s.a.s şöyle buyurdular:

“Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” (Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66)

 

Hz. Selman Farisi r.a’ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte ise Hz. Peygamber s.a.s şöyle buyuruyor:

“Fakirleri seviniz ve onlara yakın olunuz. Siz onları severseniz Allah da sizi sever. Siz onlara yakın olursanız. Allah da size yakın olur. Siz onları giydirirseniz, Allah da sizi giydirir. Siz onları yedirirseniz, Allah da sizi yedirir. Siz cömerd olunuz ki, Allah Teala da size karşı cömerd olsun.”

 

Sa`d İbni Ebû Vakkâs’ın oğlu Mus`ab şöyle dedi: (Babam) Sa`d, daha aşağı seviyedekilere göre kendisinin üstün olduğunu düşünürmüş. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem aleyhissalatü vesselam şöyle buyurmuş:

 

“Allah size yardım edip rızık veriyorsa, bu, aranızdaki zayıflar sâyesinde değil midir?” (Buhârî, Cihâd 76)

 

Başka bir rivayete göre Hz. Peygamber s.a.s şöyle buyurmuştur.

 

“Fakirleri kollayıp gözetiniz. Aranızdaki zayıflar sâyesinde Allah’dan yardım görüp rızıklandığınızdan şüpheniz olmasın.”  (Ebû Dâvûd, Cihâd 70)

 

Önceki hadîs-i şerîfe göre, cennetle müjdelenen on bahtiyardan biri olan Sa`d İbni Ebû Vakkas, bir defasında, kendisinin bazı müslümanlara göre daha üstün olduğunu düşünmüştü. Ashâb-ı kirâmın en cesurlarından ve en cömertlerinden biri olması, herhâlde onda böyle bir duygu uyandırmıştı. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem onun bu düşüncesini öğrenince kendisini derhal uyardı:

 

“Eğer savaşta Allah size yardım ediyorsa, düşmanlarınızı yeniyor ve ganimetler kazanıyorsanız, zenginlerinizin serveti çoğalıyorsa, bütün bunlar sadece sizin yiğitliğiniz ve gayretiniz sebebiyle değil, içinizdeki zayıf ve gösterişsiz kimselerin Allah katındaki değeri sebebiyledir” buyurdu. Böylece ashâb-ı kirâm, birçoklarının beğenip önem vermediği o gösterişsiz, boynu bükük, gönlü kırık insanların Allah katında hatırlı, değerli ve duaları makbûl birer insan olduğunu öğrenmiş oldu.

 

Bir defasında Hz. Peygamber bu gerçeği şöyle dile getirdi: “Allah bu ümmete, aralarındaki zayıfların duası, ibadeti ve ihlâsı sebebiyle yardım etmektedir.” (Nesâî, Cihâd 43)

 

gumuslale@gmail.com


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık