Mustafa GÜNEŞ

FAŞİZM VE IRKÇILIK (RASİALİZM)


Mustafa GÜNEŞ
25 Nisan 2015 Cumartesi 17:43

Türkiye’de faşizmle ırkçılık kavramları birbirine karıştırılmıştır. Başından beri “faşizm” kelimesi “ırkçılık” olarak lanse edilmiş ve o gün bu gündür o anlamda kullanılmaktadır.

Oysa Faşizm, devleti kutsal sayan, toplum dâhil kim olursa olsun, devleti her şeyin ve herkesin üstünde tutan ve kutsayan bir siyasi anlayışı ifade eder. Bu kutsal devlet anlayışı aynı zamanda devlete kaynaklık eden çoğunluk durumdaki “millet”i de temsil ettiğinden, kelime anlam genişlemesiyle ırkı da içeren bir kavram haline gelmiş olur.

Tek başına ırkçılığın literatürdeki terminolojik karşılığı “rasializmdir”. Rasialist anlayışla faşizm arasındaki fark; faşizmde devlet her şeyin üstünde ve ırk onun dayandığı asli unsurken, rasializmde ırk her şeyin üstünde, devlet de kutsandığı halde, ırkın bir unsuru ve yürütme gücü durumundadır.

Rasialist devlet için NAZİ parti ve devletini; Faşist devlet için Mussolini İtalya’sın örnek verebiliriz. NAZİ devletinde her şey Alman Irkı için varken; Mussolini İtalya’sında her şey Faşist Parti ve devlet için vardı.

 

IRKÇILIK KÖR VE SAĞIRDIR

Irkçılığın (rasializm) en açık ve özet ifadesi M.Kemal’in ,“Bir Türk Cihana bedeldir”,cümlesidir. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir siyaset adamından rasializm, yanı ırkçılık kavramını bundan daha öz ve kesin bir tarzda ifade edecek böyle bir cümleye rastlayamazsınız.

Öyle ki NAZİ Partisinin ilk kongrelerinden birinde parti sekreterlerinden biri, “ilham kaynaklarının M.Kemal olduğu” mealinde bir konuşma yapmıştır.

Daha önceki yazılarımın biride buna değinmiş,”Ne Mutlu Türküm Diyene” vecizesinin bu vecize karşısında masum kaldığını belirtmiştim. Gerçekten bu vecizeye biraz yakından baktığınızda insanlığa bir hakaret içerdiğini görebilirsiniz. Burada açıkça “bir Türk bir yana, Dünya bir yana” denilmektedir.

FAŞİZM VE RASİALİZM İKİZ KARDEŞTİR

İkiz kardeş, hatta bir madalyonun iki yüzü olmalarına rağmen “özdeş”  değildirler. Faşist devlet, çıkar esaslı bir devlet biçimidir. İdeolojiden ziyade egemenlerin, askerlerin, inanç merkezleri ve devletle çıkarları kesişen başka grupların kitlelerdeki milli duyguları öne çıkarıp hedef şaşırtarak gücü elinde bulundurma aracıdır.

        Dolayısıyla bu çeteleşmeyi kırmak her zaman mümkündür. Nitekim tarihte Mussolini, Franco gibilerin kurduğu dehşet çarkları değişik şartların bir araya gelmesiyle parçalanmış dağıtılmış, yerine demokratik devletler kurulmuştur.

        Oysa üzerinden bunca zaman geçmesine rağmen Almanya hala Hitler-NAZİ Irkçılığının kökünü kazıyamamış, hala dazlaklar zaman zaman dehşet saçmayı sürdürmektedirler.

                RASİALİZM (IRKÇILIK) İĞRENÇ BİR İLLETTİR

        Irkçılık, toplumlara bulaştığında yüzlerce hatta belki binlerce yılda temizlenemeyen, kişilerin doğrudan egosuna hitap eden, kişileri ve mensup oldukları etnik kitleyi diğer insanlardan üstün ve farklı gören patolojik bir ruh ve akıl hastalığıdır.

Örneklersek;

Biri; Allah’ın günü çevresindekilere ne kadar üstün, kahraman, zeki ve yetenekli olduğunu, dünyadaki her kesten daha değerli olduğunu söyleyerek kendini övüp dursa deli muamelesi görür.

Oysa kişiliğini mensup olduğu millet veya ırkla özdeşleştirerek aynı sözleri milleti ve ırkı için istediği kadar tekrarlayıp meydanlara haykırabilir.

İşte milliyetçilik ve ırkçılığın asıl beslendiği kaynak bu ruh halidir.

Kendini övmenin, egoizmin ve egosantrizmin (benmerkezci) en rahat at oynattığı ettiği alandır.

Üstelik yalnız da değildir. Çevresi onun gibi sürü duygusuyla davrananlarla dolu olduğundan, hep beraber milletlerini, ırklarını överek dibe vurmuş, yok hükmünde olan kişiliklerini en üstün ve en güçlü kişilikle (ırkıyla) birleştirerek, o kavramı bir kişilik jeneratörü gibi kullanıp tatmin olurlar.

Ayrıca sürüdeki sayı arttıkça, gücün çekim özelliği gereği, daha çok kişi çekmeye başlar. Daha fazla çektikçe çekim gücü de giderek artar ve birbirini besleyen fasit bir çembere dönüşür.

Böylece küçük azınlıklar arasında başlayan ırkçılık ve milliyetçilik, toplumun tamamına yakınını etkisine almaya başlar, toplumdan temizlenmesi yüz yıllar alacak bir illete dönüşür.

MİLLİYETÇİLİK UTANGAÇ IRKÇILIKTIR

Kimileri milliyetçilikle ırkçılığı bir birinden ayırarak ırkçılığın kirli,buna karşı milliyetçiliğin mensup olduğu halkın iyiliğini,çıkarlarını korumak anlamına geldiğini , ırkçılık “aut” milliyetçilik “İn” gibi bir saptırmayla zararsız hatta masum olduğunu iddia ederek kendilerini temize çıkarmaya çalışırlar.

Üstelik çok yaygın bir fikirdir.

Ancak bu bir saptırmacadır. Hangi milliyetçinin üstünü kazısanız, bir noktadan sonra ırkçı olduğunu, sırf utandığı veya sert tepkilerden çekindiği için milliyetçiliğin arkasına gizlendiğini görürsünüz.

Irkçılığın en özet ifadelerinden biri de M.Kemal’in,  “muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur” vecizesidir. Elbet de bu ”Asil” kan Orta Asya’dan hiç bozulmadan, karışmadan gelmiş  “Türk Irkı”nın kanıdır.

SOSYAL VEBA

Neticede ırkçılık; toplumları çılgınlığa, akıl dışılığa, körlüğe iten bir sosyal egoizm, sosyal paranoyak şizofreni vebasıdır. Toplumlardan söküp atmak yüz yıllar alır.

Öyle iğrenç bir zihin kilitlenmesidir ki, NAZİ’ler savaşta yaralanan Alman askerlerinin kan ihtiyacını ,”adi ırk”tır diye kamplarda toplayıp yok ettikleri Yahudilerden sağlıyordu. Hele sağlıklı birini bulduklarında kanını kurutuncaya kadar çektikten sonra cesedini fırınlarda yakıyorlardı.

Oysa faşizm, bir devlet örgütlenme tarzıdır ve tüm debdebesi bir müdahale ile yerle bir edilebilir.

 

25.4.2015

Mustafa Güneş/URFA

 

 


YORUMLAR
  • yorum2015-04-29 10:10:55ovidius

    yazılarını çok beğeniyorum mustafa abe.aklına yüreğine ruhuna sağlık.

Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık