Mustafa GÜNEŞ

GERÇEK DİKTATÖR DEVRİLEMEZ


Mustafa GÜNEŞ
17 Eylül 2012 Pazartesi 17:41

Yaklaşık üç yıldır     Adına “Arap Baharı” denilen, diktatör ve baskıcı düzenlerin ayaklanan halk tarafından yıkılma furyasını canlı yayınlardan izliyoruz. Öncekiler teker teker düştüler

Şimdi sıra Suriye’de… Ama “Suriye Diktatör (lük) ü” biraz çetin çıktı ve postu ucuza vereceğe benzemiyor.

O yüzden “Her Şeyi Herkesten İyi Bilen” Sayın Başbakanımızı da çok kızdırıyorlar. Şu güne kadar da Başbakanımızın “ ya demokrat ol, ya terk et!” emrine saygısıca direnmeyi sürdürüyorlar.

Bu kısa mizahi girişten ve  “ diktatörlük” kavramını da biraz irdeledikten sonra,  “Suriye diktatör(lüğ)ü” nün özgürlük krizine girmiş halk selinin karşısında niye bu kadar çetin ceviz çıktığını (hükmümüzce) açıklamaya çalışalım.

MESLEĞİN “HAKKINI” VEREN DİKTATÖR

Bu yaşıma kadar edindiğim tarih bilincinden çıkarabildiğim kadarıyla bir diktatör; şunca yıldır diktatör olduğu, artık şahsı ve zulmü bıkkınlık verdiği, halkın canına tak ettiği için değil;

Son zamanlarında güçlü bir diktatör olamadığı, diktatörlüğün hakkını veremediği, artık “kocamış ayı”laştığı için devrilir.

Hitler, Stalin,  Suud, Castro, bazı Arap Emirleri ve daha bunlar gibi bir yığın diktatörün halkı; Mısır, Tunus ve Yemen halkından daha mı cahil ve demokratik haklar arzusundan yoksunlardı ki onları bir türlü deviremediler/deviremiyorlar.

Gene, az buçuk dünyadan haberdar olan her kes bilir ki Mısır Diktatörü yukarıda saydığım “kezzap” diktatörlerin yanında  “gül suyu” kalırdı. Hatta öyle olduğu için devrildiğini anlatmaya çalışıyorum.

Demek istiyorum ki,    İyi bir diktatör asla halk hareketi ile devrilemez! Hele günümüz teknolojisiyle hiç mümkün değil.

Çünkü bu teknoloji ve birkaç on bin sadık elemanınla bir ülkeyi yüz yıllarca elinde tutabilirsinSaddam, kendisine başkaldırmaya kalkışan 186 bin Kürt’le 200 bin Şii’yi bir çırpıda yok ettikten sonra ortada ne toplum, ne demokrasi talebi, ne de insan hakları isteyecek Allah'ın kulu kaldı.

Saddam sonrası Süleymaniye’de tanıştığım Kerküklü Türkmen-Kürt karışımı bir mühendis arkadaş bana;

“Eğer Amerika gibi bir (dış dinamik) güç olmasaydı, yeryüzündeki hiçbir güç Saddam’ı deviremezdi ve Saddam ‘ın soyu  yüzyıllarca Irak’ın başında kalırdı. Belki inanmayacaksın. Ama Allah’ın Saddam’a uzun ömür vermesi için dua ediyorduk; çünkü Uday(oğlu) gelseydi, Saddam’ı arar olacaktık”,demişti.

Stalin ve Hitler milyonlarca insanın öldürme emrini verip katlettirirken, Rus ve Alman Halkları Mısırlılardan daha mı az uyanık, daha mı az demokrattı? Tarihe 1917(Octobr) Devrimini yazdırmış o efsane Rus Halkı bile diktatörlüğün hakkını vermiş birine 30 yıl gık diyemedi

Stalin öyle bir diktatördü ki , ona rakip olacak tek kişi gene Josef Stalin’di. O tip diktatörler toplumu öyle bir ezer ki kimsenin hafızasında özgürlük diye bir kavramın tek hücresi kalmaz.

Tarihe sığmamış Alman asker ve generalleri, köstebek deliğinde intihar ettiği saate kadar Hitler’in en zırva emirlerini tüm benlikleri ile yerine getirmeye çalıştılar.

Fidel Castro şu anda  87 yaşında ve ölüm döşeğinde. Ama hala yerine diktatör tayin edecek güce sahip. Ne hikmetse hiç bir devrimcinin aklına ,”50 yıllık sosyalist bir devlette nasıl olur da Castro’nun 2 yaş küçük kardeşinden başka bir başkan adayı yetişmez?” diye bir soru gelmiyor. İşte hakkını veren diktatör budur.

Bu günkü Suudi’de “Tahrir “i hayal edecek cesarette bir kitle çıkabilir mi?

Gene bütün dünyanın şahit olduğu gibi Amerika ve Nato güçleri olmasaydı, hangi Berberi kitlesi Kaddafi’ye meydan okuyabilir, onu devirebilirdi? O Kaddafi ki  “Yurttaş ve Haklar Bildirgesi”ni yazmış Paris’in göbeğine  “çadır” kurdurtmuştu.

Enver yahut M.Kemal ve arkadaşları çok yiğit oldukları için mi Osmanlıyı devirip kendi diktatörlüklerini kurdular, yoksa “tükenmiş bir hanedanı” mı bir kenara itip yerine geçtiler? O sırada Yavuz veya 4.Murat gibi biri başta olsaydı, tarih böyle mi işlerdi? Enver’le M.Kemal’in çukura konacak bir cesetleri bile bulunmazdı.

Demirel gibi ödleklerin döneminde Türkiye’ye sığmayan DİSK, nasıl odlu da 12 Eylül sabahı fiili, siyasi ve içtimai olarak silindi?

O DİSK ki 6–7 Haziranların “Devrim Provası”nın kahramanıydı. Bizi yıllarca,“halktan ve İşçi sınıfından aldıkları devrimci güçle” kimsenin karşılarında duramayacağına inandırmışlardı. O inançla değil miydi ki gençliğimiz,  “sabaha devrim olacak” hayalleri ile heba oldu!

12 Eylül sabahı DİSK kayıp, “işçi Sınıfı” buhar olmuştu.

“Çaylak solculuk” dönemimizde bir kesim “dahi(!)” devrimci, “faşist baskı artarsa toplumun başkaldırma duyguları kırbaçlanır”, diye faşizme halı döşemeye çalışıyodu.12 Mart Muhtırasına sevinenleri,halkın baskı karşısında şahlanacağına inananları çok iyi hatırlıyorum.

Oysa toplumların okuyabildiğim tarihlerinde gördüm ki baskı toplumları bilemez, tersine köreltir. Çıkış umudu kalmayan toplumlar pısırıklaşıp kendi içine çekilir; yığınla korkak, karaktersiz ve riyakâr insan tipleri türetir. Bu gün savaş efsaneleri yaratan Yahudiler, çıkış yolları tükendiği için Hitler’in “gaz odalarına” ağıla giren koyun sürüsü gibi giriyorlardı. Diz üstü çöküp hiçbir direniş göstermeden enselerine kurşun sıkılmasını bekliyorlardı

Demokratik olgunluğa erişmemiş her halk, diktatörlüğün hakkı veren, “Allah’ı var!” dedirten, vurduğu yeri çökerten diktatörü sever. Çocukluğumda hemen her büyüğümüz “bize eli sopalı biri lazım, biz başka türlü adam olmayız!”a inanırdı. Bir “Komser Naci” vardı. Karakola bayramlaşmaya gitsen, güzel bir dayak ikram etmeden bırakmazdı. Hala bizim kuşak üstü Urfalılar onun özlemini çeker.

Aynı şekilde  Mussolini, İtalyan halkı demokrasi havarisi olduğu için değil, diktatörlük enerjisi tükendiği için parça parça edildi. İtalyan Halkı, Faşist Diktatörün 20 yıllık dehşetine, onca savaş, kan ve yoksulluk süresince “demokrasi özlemiyordu” da İtalyan Ordusu dağıldıktan sonra mı bu aşkı depreşti?

Çavuşesku da, İran Şahı da hep aynı sebeplerden, diktatörlüğün hakkını veremediklerinden devrildiler.

Franco, Salazar ve  Pinochet, halka iyi davrandıkları için değil, diktatörlüğün hakkını verdikleri için ölünceye kadar iktidarda kaldılar.

SURİYE’YE GELİNCE:

Suriye, Diktatör değil, bir “Diktatörler Konseyi”nin iktidarı altındadır. Yani Suriye bir “Diktatörler Cumhuriyeti”dir. Başta gözüken Diktatör, bir “konu mankeni” Urfa deyimiyle bir “çarşı gelini” inden öte biri değil. Türkiye’den örnek vermek gerekirse, bizim “Erdal İnönü”müz gibi “baba adından” istifade edilen bir zavallı.

Asıl iktidar “Baas Konsülleri Çetesi”nin elindedir. Baas ise yeryüzünün son “İttihatçı” örgütüdür. Aslında Baba Esad’ın (Hafız) kendisi de onların konu mankeniydi. Ancak onun “darbe önderi” olmasından kaynaklanan bir karizması vardı ve “Konsey”le Hafız birbirilerini kullanarak yürütüyorlardı.

Onun için açıkça gözüken o ki, Irak ve Libya gibi dış müdahale olmadan Suriye Diktatörlüğü; sadece iç dinamikle, Başbakanımızın isyancılara birkaç roketatar yardımı ve TV’den  gürlemesi ile devrilecek bir diktatörlük değildir.

Çünkü Suriye başından beri Diktatörlüğün hakkın veren bir devletti. Hama-Humus katliamları bunun referansıdır. İzleye bildiğimiz kadar Suriye diktatörleri, henüz kendilerini köşeye sıkışmış hissetmiyor ve –kendilerince- yumuşak davranıyorlar. Sıkıştıklarını hissettikleri an, kimseyi nefes alamaz hale getireceklerinden emin olabilirsiniz. Yani  “iç dinamiğin hamuru daha çok su götürür,”  demek istiyoruz.

Belki özgürlükçüler bir gün kazanırlar. Lakin “Bad el harab ul Basra”

Kısacası, elbette Mısır, Tunus, Yemen ve Libya’da olanlara sevinmeliyiz. Elbette bu olanlar insanlığın geleceği için büyük ve önemli bir evredir.

Ama bu ve benzeri olaylardan Arap ve Orta Doğu Halklarının bilinçlendiği, demokratlaşma sürecine girdiği, artık diktatörlüklerin “domino”  noktasına geldiği sonucunu çıkarmanın erken olduğunu belirtmek istiyorum.

Demokratik olarak olgunlaşmamış toplumlarda bir diktatörü devirseniz bile o toplum, sonra geleni de “diktatör” etmeyi becerecektir. Yani, her halk kendi diktatörünü bulur. Irak’ta bunun ipuçları gözükmeye başladı.

 

Orta Doğu’nun en demokratik ülkesi olmakla övündüğümüz bizden pay biçin. Son 3 yıldır kendi “İslami Nasyonalist BAAS” ımızı yavaş yavaş oluşturuyoruz.

Üstelik Türk Halkının geçmişinde “ulu’l emre isyan” “töre”si de yok.  Bir ilan etsin, inanın sonsuza kadar “AKP” ve Erdoğan’ın vasiyet edeceği “veliaht”lar iktidardadır.

Çünkü“İl yıkılır, töre bozulmaz!”

17.9.2912

Mustafa Güneş /URFA

 

 

 

 

 

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star