Mehmet FARAÇ

Güvendiğiniz dağlara kar yağarken!..


Mehmet FARAÇ
23 Kasım 2011 Çarşamba 01:07
Biz yetişmedik o günlere... Dam boyunda kar yağarmış o zamanlar...
Kimileri der ki evlerin üzerini kapatan karların içinden tüneller bile açılırmış!..
1900’lerin başlarında kar kalınlığı çatılara yükselince “büyük kar senesi” demişler o zamanlara!..
1950’ler ve 1960’larda da bayağı kar yağarmış kente... Babam işte o yılları anımsarken, Kötüler Mahallesi’nin çevresindeki dağlarda karlıkların nasıl doldurulduğunu da anlatır...
Karcılar, devasa kuyuları karla doldurur, sıcağın insanı erittiği yaz aylarında çarşıya indirir, kalıplar halinde satarlarmış...
Elektrik gelince ve her eve buzdolabı girince, kar da yağmaz oldu Urfa’ya!..
Çocukluğumda da Urfa’da kar yağışına pek rastlamadık biz!.. Üç-beş senede bir nadir olarak yağan karın yüksekliği 5-10 santimi bulunca, bakır taslara bir avuç kar doldurur, üzerine pekmez döker yerdik!..
Aklımda kalan en çarpıcı manzara buydu işte... Koyu kırmızıya boyanmış kar... Yani soğuk bir üzüm pekmezi lapası!..
Hiç unutmam; 1980’lerde, 20 yıl aradan sonra Urfa’ya kar yağınca çocuklar pamuk sanmıştı!..
Sıcaklığın yaz aylarında neredeyse 50 dereceye ulaştığı bir kentin dağlarına kar bayağı yabancı geliyordu anlaşılan!..
Şöyle hasret kalmıştık; gazetelerde, televizyonda gördüğümüz heybetli kardan adamlardan yapmaya...
Kar adamın Pinokyo’su!..
Günümüzde de artık eskilerde olduğu gibi kentleri beyaza boyayan karlar yağmıyor...
Doğunun birkaç kentinde yolları kapatan, karakış yaşatan kar yağışları dışında insanlar hasret artık doğanın beyaz örtüsüne...
Kimi yüksek coğrafyalarda, erişilmez dağların tepelerinde artık mazide kalmış bir resim gibi duruyor karlı manzaralar!..
Hiç unutmam, bazı kayak merkezlerine suni kar bile yağdırılmıştı geçmiş yıllarda!.. Zengin beyler, sosyetik bayanlar rahatça kayak yapsın diye çıplak dağlar beyaza boyanmıştı!..
Ama ne yaparsanız yapın gerçeği gibi olmuyor işte!.. Sunilik ve yapaylık lapa lapa yağan karların karşısında mahcup ve utangaç bir tavşan gibi kalıyor işte!..
Hele kardan adamlar!.. Kardan olması yetmezmiş gibi bir de burunlarına kocaman bir havuç yerleştirilir ya!..
Hep merak ederdim, niye havuç diye?.. Yalancı, güvenilmez, ikiyüzlü bir adama vurgu mu yapılırdı o anda?..
Yoksa kardan adam eriyecek, yok olacak, su yollarına karışacak ve belki de maziye bir kar tanesi gibi karışacak diye mi?..
Koca burunlu kardan adamlar!.. Pinokyo’cu kardan adamlar!.. Sabun köpüğünü andıran adamlar!..
Peki ya kömürden yapılan gözler?.. Tıpkı maskelerin düşüşü gibi, kar erimeye başlayınca kömürün karası baş aşağı akar gider ya?..
Ne olursa olsunlar, gerçek ya da yapay kardan yapılsalar da kardan adamlar yine de sevimli olurlar...
Çünkü suçsuz günahsızdır onlar!.. Çünkü o kar kütlesine yüklenen misyonun anlamı önemlidir!..
Peki, nedir o misyon?.. Kardan adam bir oyuncak mıdır yoksa gözü dönmüşlerin insanları aldatma uğruna kullandıkları bir piyon mu?..
Dondurucudaki kuklalar!..
Bu soru tam da günümüzün sosyo-politik ortamında acil yanıtlar arıyor!..
Türkiye kuşatılmışlığın tuzağında çırpınırken, umudumuz ne yazık ki kardan adamlara terk edilmiş!..
Siyaseti dizayn edenlerin kardan adamlarına zoraki bir bel  bağlanma yaşıyor toplum!..
Kazmalar umutlarımızın her köşesine alçakça darbeler indirirken toplum ne yazık ki, yalancı umutlar inşa etmeye çalışanların gazına geliyor!..
Yıkım ekiplerinin bir hayal ve strateji uğruna elbirliğiyle umutların orta yerine diktiği kardan adamlar ne verecek topluma?..
Erimesinler, yok olmasınlar, gündemden düşmesinler diye sürekli yalanın, işbirlikçiliğin dondurucularında koruma altında tutulan kardan kuklalar ne kazandıracak bu ülkeye?..
Duvar sanarak sırtınızı dayadığınız kardan adamlar!.. Sağlam sanarak yaslandığınız kardan adamlar!..
İhanetin hançerini süpürge gibi taşıyan kardan adamlar!..
Yaşamın içinde bazen olaylar, bazen insanlar, bazen de pervasızca sıralanan zırvalar işte bu hisleri yaşatır insana!..
Truva atı eriyor!..
Diyeceksiniz ki uzun burunlu da olsa, kömürden makyajlı da olsa kardan adam işte!.. Erir gider elbet işte!..
Eninde sonunda yok olmaya mahkumdur işte!..
Pencere kenarlarına oturup kar yağışını bekleyenler; gaflet ve dalaletten uyanın artık!..
Size medya şovuyla pazarlanan, karşınıza bir umut kalesi gibi dikilen o kardan adam yaşasın diye, birileri ısrarla umutlarınızın ortasına suni karlar yağdırmaya devam ediyor!..
Görün artık!.. Bu sıradan, masum, az sonra eriyip gidecek bir kardan adam değil ki!..
Burnundaki havuç, gözündeki kömür, elindeki ise bir süpürge değil onun!..
Bir Truva atı o!.. Suni karla, taşıma karla, ithal karla yapılmış kardan adam kılığında bir Truva atı!..
Bağrında yılanlar, bağrında sahtekarlar, bağrında ikiyüzlüler ve bağrında hainler taşıyan bir Truva atı!..
İşbirlikçiliğin müteahhitliğinde, liboşluğun taşeronluğunda, yıkım ekiplerinin işçiliğinde yükseltilmiş bir Truva atı!..
Umutlarınızın tarihi kalesinde sinsice inşa edilmiş bir Truva atı!..
Güneşin okları yalnızca karanlığın içinde gizlenen yalanları değil, topluma pazarlanan zavallıların gerçek yüzünü  her geçen gün daha iyi gösteriyor hepimize!..
Güneş elbet de yarın da açacak... Güneşin en keskin oklarını göstereceği günler de elbette gelecek!..
O zaman işte kardan adamlar da eriyecek, “aydınlanma devrimi”nin yollarında dondurulmuş Truva atları da!..
Siz yeter ki yalanı anlatan havucu da görün, makyajı yapan kömürü de!..

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık