Mustafa GÜNEŞ

GÜZEL SÖZLER VE PRATİK


Mustafa GÜNEŞ
23 Şubat 2013 Cumartesi 04:33

Gençlik yıllarımın bir döneminde güzel sözler ezberlemeye meyil vermiştim. Bu sözlere; eski dilde “vecize”,Türkçede   “özdeyiş”,Avrupalılar da “aforizma” der.

Güzel sözlerin “atasözleri”nden farkı, söyleyenin kimliğinin bilinmesidir. Bunları bir araya toplayan pek çok kitap yayınlanmıştır. Kitapçılarda her rastladığımda alır, büyük bir zevkle okur, ezberlemeye çalışırdım. Kimisi ünlü düşünür ve filozofların kitaplarından cımbızlanmış, kimisi düşünürler tarafından özel olarak söylenip yazılmıştır.

Türkiye’de en ünlü vecize yazarı Cenap Şahabettin’dir. Vecizeleri “Tiryaki Sözler” adı altında yayınlanmıştır.

Bir de“Divan Şairleri”nin vecize ve nasihat içerikli “gazelleri” ile bu gazellerin “mısra-i berceste” denilen iki mısralı (beyit) harika özdeyişleri vardır.

Bu beyitler; gerek şiir sanatı, gerek tarihsel örneklemeler ve gerekse verdikleri felsefi mesajlar bakımından birer şaheser ve zihinsel harikalardır.

Divan şiirindeki bu inanılmaz söz ve uzak-yakın kavramsal çağrışımları çözüp okuyanların bir daha bu iptiladan kurtulması mümkün değildir.

Bu edebiyatın en ünlü özdeyiş şairleri Koca Ragıp Paşa ile Ziya Paşa’dır.

Ziya Paşa’nın;

“Bed asla hiç necabet mi verir üniforma

Zerduz palan vursan merkep yine merkeptir” beyti ile

Ragıp Paşa’nın

"Miyan-ı güftü güda bed-meniş iham eder kubhun.

Şecaat arzederken merd-i kıbti şirkatin söyler.”

Beyitleri halk arasında hemen her gün kullanılan en ünlü vecizeleridir.

Ziya Paşa, görgüsüz ve karaktersiz insanların sırmalı üniforma giymesiyle, eşeğe altın semer vurmak arasında bir farkın olmadığını;

Ragıp Paşa ise, bir Çingene erkeği kendini överken hırsızlık macerasını anlattığı gibi, herkes sohbet ve davranışında kendi yaşam tarzını ele verir;

Demektedirler bu mısralarında.

Öylesine zengin benzetme ve çağrışımlar bulmuşlar ki, okuyanı bir kripto çözer gibi araştırıp öğrenmeye mecbur eder.

Dünya tarihindeki büyük olaylar, efsaneler, dünyayı sarsmış kişilerin hayatları ve yaptıkları, iki satırın içine şifreli terimlerle inanılmaz özetler şeklinde verilir.

Ayrıca aşk, ağıt, ayrılık, hasret, kavuşma, zenginlik, yoksulluk, engeller, gül-bübül, kader, işret, şehvet, Cem, Ferhat veya Leyla-Mecnun gibi kişi, kavram ve olaylar hayranlık ötesi bir ustalıkla işlenmiştir.

Güzel sözler kitaplarında araya serpiştirilmiş “Divan Şiiri Beyitleri’ni okudukça bu şiire de merakım arttı ve bu tür kitapları da toplamaya başladım. Doğrusu hafızamı yokladığımda, fena sayılmayacak miktarda beyit ezberlemiş olduğumu fark ettim ve yeri geldikçe pek çoğunu “facebook” ortamında paylaştım.

GÜZEL AMA UYGULAYANINI GÖRMEDİM

Gelelim beni bu yazıyı yazmaya yönlendiren nedene:

Yıllar geçip olgulaştıkça bu tür güzel söz ve nasihatlerin pek çoğunun insanlar tarafından bilinip yeri geldiğinde söylendiği halde, pratik hayatta   -kendim de dâhil- kimsenin uyduğunu görmedim.

Bu sözlerin insanları güzel davranışlara yönelteceğine, tersine o sözleri kullananların o anda üstün duruma geçmek veya düştüğü zor durumdan kurtulmak amacıyla kullanılan kurnazlıklar olduğunu anladım.

Kısaca insanlar, yaşadıkları bir olayın yoğunluğu içinde o anda amaçlarına ulaşmak için nasıl bir davranış gerekiyorsa, hiçbir ahlaki, dini ve hukuki değeri esas almadan öyle davranıyorlar.

Yani hemen her insan amacına ulaşmak için az çok Makyavelist’ tir ve ulaştıktan sonra da davranışına bu gibi sözleri  referans göstererek vicdanını rahatlatmanın bir yolunu buluyor.Makyavelist davranmayanlar  ise, toplumda sömürülmeye müsait, saftirik ve dangalak tipler olarak işaretlenip peşinden kıs kıs gülünür.

İBRET BİR ÖRNEK: MUHİBBİ

“Muhibbi”, Kanuni Süleyman’ın şair olarak kullandığı “mahlas”ıdır. O da “Divan Şairleri”nin ünlülerinden olup özellikle sağlıkla ilgili “Mısra-i Berceste”sini hemen her hastanenin duvarında görmek mümkün:

 

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi,

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi”

Yani halk, dünyadaki en de üstün şeyin “devlet”  (öteki anlamı zenginlik ) olduğunu sanır. Hâlbuki dünyada sağlıktan daha büyük bir zenginlik yoktur.

Elbette bu güzel beyit ve sözün üzerine söylenecek bir şey yoktur. Ancak aynı şairin aşağıda vereceğimiz aynı gazelin son “beyti” ile gerçek hayatta yaptıklarını karşılaştırdığımızda “güzel sözler”le hayat pratiği arasındaki uçurumun ne kadar derin olduğu daha iyi anlaşılır

 

Ger huzûr etmek dilersen ey Muhibbî fâriğ ol
Olmaya vahdet cihânda kûşe-i uzlet gibi.

Diyor ki; ey Süleyman! Eğer bu dünyada rahat ve huzur bulmak istiyorsan, bir köşede kendi başına inzivaya çekilerek Allah’ınla baş başa kalıp ibadetini yapmak gibisi yoktur.

Ne güzel değil mi? Bunu okuyan ve yaşı belli bir olgunluğa ermiş her insan,”vay be, ne kadar aptalım! Hala bu dünyanın kargaşası ile boğuşup duruyorum. Adam gibi bir köşeye çekilip ibadet huzuru içinde yaşmak varken…” Demekten kendini alamaz.

Şimdi de bu sözü söyleyenin kendi nasihatine ne kadar uyduğuna bakalım:

Yavuz gibi bir babanın tek oğludur. Kendisine dünyanın en güçlü İmparatorluğunu bırakılmıştır. eğitilmli, genç, dinamik ve zindedir. Babasının şöhreti altında ezilmemek için, en az onun yaptıklarına denk başarılar elde etmesi gerek.

Hükmünce yapmıştır da. Gel gör ki, babasından bir farkı var. Allah O’na o çağa göre yaşayan sultanlardan daha uzun ömür ve saltanat yılı nasip etmişti.

Bir Rus Papazının köle kızı Rokzalona’ya  (Hürrem) olan aşkı, tutku ve zaafı dillere düşmüş, Hürrem’le damadı Sadrazam Rüstem Paşa gibi bir melunun elinde oyuncak olmuştu.

Dönemindeki ömür ortalamasına göre çok fazla yaşlı sayıldığı için, kendisine:

“Artık çok yaşlandığını, bir köşeye çekilip ibadetini yapmasını(yani kendi deyimiyle uzlet’e çekilmesini),devleti de bizim gibi dinamik gençlere bırakmasını” ima eden oğlu Mustafa’yı kimseye güvenmediği için çadırın içinde gözlerinin önünde, torununu da anasının kucağında boğdurmuş;

Gene gazabından kaçıp İran’a sığınan diğer oğlu Beyazıt ile dört torununu savaş tehdidi ile İstanbul’dan cellâtlar göndererek öldürtmüş, hazineyi de iflas noktasına getirdikten sonra ölmüştür.

Saraydaki bini aşkın cariye de cabası…

BU NASIL HASIHAT VE “UZLET”TİR?

Şimdi adama ,”ey Sultan Süleyman! Bu güzel sözleri yazıp, insanların uyması için nasihatler verirken; dünya şehveti, iktidarı ve hırsı için döktüğün bunca evlat ve insan kanını hiç aklına getirdin mi?” Diye sormazlar mı?

Getirmez. Çünkü insanlar kendilerinin tutmayacağı nasihatleri başkalarına vermekten inanılmaz üstünlük ve zevk duyarlar.

Bunca ömür içinde anladım ki; güzel sözler ilk bakışta çok hoş, ancak gerçekte kimsenin iplemediği anlamsız ve boş sözlerdir.

Söyleyenin o anda kendini üstün hissetmesinden öte bir anlamları yoktur.

Zira siz ne söylerseniz söyleyin insanlar, en sonunda kendi akılları ve karakterleri ile baş başa kalıyor ve ona göre davranıyorlar.

 

22.02.2013

Mustafa Güneş/ URFA


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık