“Hafıza-i Beşer Nisyan ile Maluldür” AmA.!


18 Aralık 2011 Pazar 18:06
“Hafıza-i Beşer Nisyan ile Maluldür” İnsanoğlu unutur anlamında eski bir deyim.
Kısaca Beşer Şaşar şeklinde de dile getirilir.
Hatırlamak üzerine kurgulanmış hafızanın,
Hatırlamaktan çok unutmak yeteneğini/sakatlığını dile getiren bir deyim.
İnsanın yaşamını sürdürebilmesi için gerekli pek çok özellikten sadece birisidir unutmak.
Eğer insan unutamasaydı yaşayamazdı.
Aslında burada unutmak hiç hatırlayamamak değil,
Küllenmek,
Eskimek,
İlk zamanki heyecanını kaybetmek anlamına da gelebilir.
Ama insan hayatında öyle anlar, yaşam kesitleri vardır ki;
Onları unutmamak ve hep hatırlamak lazım gelir.
İspanyolların unutmaya dair hoş bir deyimi vardır:
"Perdonar es Olvidar".
Ne demek bu? “Unutmak, Bağışlamaktır,” demek.
Turgut Özal’ın;
"Demiryolu komünist işidir" ,
"Ben zenginleri severim"...sözlerini hatırlıyormuşsunuz?.
Mecliste Deniz Gezmiş’in asılma kararı oylanırken;
Demirel’in,
Kabul edenler sorulduğunda,
iki elini birden kaldırdığını,
Türkiye’yi hayali ihracatla tanıştıran yeğeni Yahya Demirel için "25 yaşında çocukla uğraşıyorlar”
Sözlerini Hatırlıyor musunuz?.
Daha neler neler var unutulmaması gereken.
İnsan kendi özelinde de nerelerden geldiğini unutmamalı.
Geçmiş zamanlarda İstanbul’da,
Ayaz isimli bir köle vardı.
Gün geldi Sultan Mahmut tarafından satın alındı.
Sultan onu taşıdığı asil karakteri sebebiyle çok sevdi.
Sultan’ın öylesine itimadını kazandı ki devletin haznedarı tayin edildi
Ve en kıymetli zarif mücevherler ona emanet ediliyordu.
Ancak Saraydakiler,
Hasetleri yüzünden bu durumu hazmedemediler.
Asil ruhlu kölenin itibarını zedelemek için ellerinden gelini yaptılar.
Bir gün Sultan’ın huzurunda birinin diğerine şöyle dediği duyuldu:
“Köle Ayaz’ın sık sık hazineye gittiğini biliyor musun?
Her gün gidiyor;
Hatta izinli günlerinde bile gidip orada saatlerce kalıyor.
Mücevherlerimizi çaldığından eminim.”
Bunu duyan Sultan kulaklarına inanamadı.
”İşin aslını kendi gözlerimle görmeliyim” dedi.
Duvara küçük bir delik yaptırıp hazinede olanları takibe başladı. Ayaz sessizce içeri girdi,
Kapıyı kapattı ve sandığa gitti.
Sandığın önünde diz çökerek kapağı usulca kaldırdı ve içinden bir şey çıkardı.
Bu,
Orada sakladığı küçük bir bohça idi.
Bohçayı öptü alnına koydu ve sonra da onu açtı.
İçinden çıkan köleyken giydiği yırtık pırtık bir elbise idi!
Ayaz, saray giysilerini çıkarıp bunu giydi ve aynanın karşısına geçerek kendi kendine;
Daha önceleri,
Bu elbiseyi giydiğin zamanlar kim olduğunu hatırlıyor musun?
Bir hiçtin Sen.
Satılacak bir köle idin.
Allah,
Sultan’ın eliyle sana rahmetinden,
Belki de hiç hak etmediğin nimetler lütuf etti.
İşte Ayaz şimdi sen buradasın,
Ama Asla Nereden Geldiğini Unutma!
Çünkü mal mülk insanı gaflete düşürür,
Nisyana sürükler.
Sen, Nimetçe senden aşağı olanlara kibirle bakma ve daima eski halini hatırla!
Sandığı kapatıp kilitledi ve sessizce kapıya doğru yürüdü. Çıkarken birden Sultan’la yüz yüze geldi.
Sultan gözlerini Ayaz’ın yüzüne dikmiş dururken, Yanaklarından aşağı yaşlar süzülüyordu.
Boğazı öyle düğümlenmişti ki,
Konuşmakta güçlük çekiyordu:
Ayaz!
Bugüne kadar mücevherlerimin hazinedarı idin…
Ama şimdi….
Şimdi kalbimin hazinedarısın.
Bana, bir hiç olduğumu ve kendi Sultanımın huzurunda nasıl davranmam gerektiğini öğrettin.”
Sözün Özü İse
Hafızası zayıf toplumuz.
Bu eski deyimi çok çok iyi kavramış birileri var yukarılarda.

Saygılarımla.

İbrahim Halil Okuyan
İnşaat Yüksek Mühendisi
20.Aralık.2011 Şanlıurfa

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık