Mustafa GÜNEŞ

İHTİRASIN BEDELİ VE ERDOĞAN


Mustafa GÜNEŞ
29 Aralık 2013 Pazar 06:36

Sayın Erdoğan ve arkadaşları AKP’yi kurduğu, hatta daha kurulma söylentileri çıktığı andan itibaren bu toplumun % 35-40 civarında desteğini alacağı tahmin edilmiş, seçimde de %34 oy almıştı.

Bu oran, mevcut seçim sistemi ile bir partinin tek başına iktidara gelmesine yetiyordu. Nitekim üçte bir oranında (% 34) oy almasına rağmen seçim sistemi sayesinde 363 milletvekili çıkararak mecliste kahredici bir çoğunluk ele geçirmişti.

DOYUMSUZ GÖZ

Hiç ummadığı bir sonuç ve milletvekili çıkaran parti ve lideri 4 yıllık iktidarları sırasında gücün tadına varınca, tıpkı sıfırdan milyarder olan türeme zenginler gibi daha çok, daha çok kazanma krizine girdiler.

AKP ve Erdoğan’ın bundan sonraki psikolojileri, aynen bir voliyle birden bire zengin olmuş sıfırdan türeme zenginler gibi daha çok kazanayım derken kontrolü elden kaçırıp büyük risklere girerek kayaya toslaması gibiydi.

Erdoğan da parlamentodaki rakipsiz gücünü daha da arttırmak için aynı tabanı paylaştığı MHP ve % 3 ler dolayındaki oy potansiyeli ile “Cemaat” diye adlandırılan yüz yılın sinsi teşkilatı ile işbirliğine geçip onlara hak etmedikleri mevki ve imkân verdi.

Mesela sırf MHP tabanına selam yollamak uğruna, İdris Naim gibi zekâsızlığı kitlesinden büyük hem ırkçı, hem de Kürt düşmanına İçişleri Bakanlığı gibi bir bakanlığı teslim etti.

Bir yandan “barış“ yollarını ararken, diğer yandan barış denince tüyleri dikilen, bildiği tek şeyin biber gazı ve operasyon olan biriyle nasıl barışa gideceğini düşünmeden…

Üstelik İçişleri Bakanlığına eski bir “emniyetçi’ yi” getirmekle kurda kuzu emanet etmek arasında bir fark bulunmadığını bile bile bu atamayı yaptı.

Az buçuk devlet yönetiminden haberdar olan herkes bilir ki, devletin en kahhar ve zor kullanma yetkili silahlı örgütünün başına her zaman sivil siyasetten gelen biri atanır ki silahlı güçle silahsız halk arasında bir denge ve tampon görevi görsün.

Nitekim İngilizlerin bu konuda çok veciz bir sözü var :”Elinde bir çekiç olan bütün sorunları çivi olarak görür.” Yani eğer asker veya emniyetçi iseniz her olayı “güvenlik” olarak görürsünüz.

Başbakan aynen böyle birini İçişleri Bakanı yaptı. Sırf MHP tabanından biraz oy tırtıklamak uğruna! Nitekim bir işe de yaramadı, sonuçta kendi yatağına döndü. Hem de büyük suçlamada bulunak…

VE CEMAAT

En akıl almaz ve anlaşılmaz olanı ise “Cemaat”e verdiği ve hiç de hak etmediği güç ve imkândı.

Bir lider düşünün ki tek başına %40 civarında oy alabiliyor ve bununla yetinmeyip %3 gibi bir oy potansiyeline sahip bir kitleyi bütün gücüne ve yetkisine “ortak” ediyor.

Böyle bir akıl ve mantığa (daha doğrusu mantıksızlığa) sahip bir lider ancak Şark toplumlarında rastlanır.

Hele bürokrasinin en kritik bölümü olan “emniyet” ve İçişlerini teslim etmek ve hele ki “Cemaat ve Lideri”nin Kürt meselesinde öteden beri hiç de iyi niyet taşımadığını bile bile…

Sonuçta da KCK operasyonları olarak Başbakan ve partisine ikram edildi.

Akıl alacak gibi değil. Ne yazık ki doyumsuz hırsın insanda yarattığı ilk yıkım, mantığı devre dışı bırakmasıdır.

Kısaca bunların hepsini de elindeki mevcut kahir güçle yetinmeyip daha fazla güç ve iktidar hırsı uğruna yaptı ve nihayet tıpkı örneğini verdiğimiz türeme zengin gibi kayaya tosladı.

İÇİNDEN ÇIK ÇIKABİLİRSEN

Sonuç olarak, partili ve yandaşlarının 12 yıllık bu ezici iktidar yetkisiyle ne vurgunlar vurduğu ve ne ihaleler kotardığı ayrı bir konu olduğu için değinmeyeceğiz.

Başına sardığı bu beladan nasıl çıkar, nasıl sonuçlanır bilemeyiz, bizi de ilgilendirmez. Üstelik bu olay nedeniyle diktatörlük hırsının biraz dizginlenmesi de işimize gelir.

Ancak bu konudaki tek imkânı, arkasında halen büyük ölçüde halk desteğinin bulunmasıdır. Umarız Gezi Olayı’ndaki gibi yapmaz da hiç değilse bu sefer bu desteği akılcı yolda kullanır.

Yok eğer kullanamaz, hala dediğim dedik, mağrur ve diktatör tavrını sürdürürse hem onu, hem ülkeyi, hem de bu ateşkes ortamını iyi günler beklemediğini hatırlatırız. Ancak ve ne yazık ki gidişat “Gezi”den daha kötü tavır takındığı yönünde…

Özetlersek, bütün bu Cemaat ve AKP/Başbakan arasında olup bitenler bize divan şairi Nevres-i Kadim’in bir beytini hatırlattı:

 

Kendi elimle yare kesip verdiğim kalem,

Fetvayı hun-i nahakımı yazdı iptida.(*)

DENGELİ PARLAMENTO UMUDU

Kanaatimizce bu olaydan sonra toplum, dengeli bir oy dağılımıyla iktidarla muhalefet arasındaki dev uçurumu kapatıp güçlerin bir birine yakın olduğu bir parlamento oluşumunu sağlayacak, böylece hem diktatörlük hevesinin önü kesilecek, hem de demokratik mekanizmaların rahat çalışması sağlanacaktır.

Esasen sosyolojik olarak da böyle olması gerekir.

Çünkü böylesine rakipsiz bir gücün sonsuza kadar sürmesi hem sosyolojik, hem tarihsel gerçeklik  hem de pratik olarak mümkün değildir.

============

 

(*) İlk önce haksız  yere katlimin fermanını imzaladı.

 

30.12.2013

Mustafa Güneş/URFA


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık