Bermal MELİK

İKİ TEHCİR ÇOCUĞU


Bermal MELİK
24 Nisan 2014 Perşembe 15:45


Bu topraklarda 23 Nisan, çocukların bayramıdır ve yıllarca çoşkuyla (!) kutlanır.
24 Nisan da analarından, babalarından yurtlarından kopartılan çocuklarının acısının başladığı bir gündür.Yıllarca bu büyük felaket yok sayılır,  tartışılır, dış güçlerin Türkiye' yi zora sokma politikası denilir.Soykırım mıdır, değilmidir, tartışması yıllardır yapılır.
Bugün 24 Nisan  2014 , Ermeni tehcirinin 99.cı yıldönümü.(24 Nisan 1915)
İttihat ve Terakki Hükümetinin Ermeniler için felaket kararı verildiği gün.
Üzerinde yüzyıl dahi geçse , bazı yaralar zamanla iyileşmiyor.
O   yaralar   zamanla  kabuk bağlıyor  ancak o yaranının acısı  üç kuşak geçsede asla unutulmuyor.
Her 24 Nisan'da çocukluğu ve gençliği elinden alınan  babaannemin  ve onun gibi çocukların acısını yüreğimde hissederim.
O bir tehcir çocuğuydu!
Binlerce, onbinlerce çocuktan biri!
Bu çocukların hepsinin  hikayesi aynı, isimler ve mekanlar farklı.
Bunlardan biri Sabiha Gökçen, diğeri de babaannem Büyütme Fatma.
Ermeni tehciri esnasında çok sayıda çocuk ailelerinden kopartılmıştır. Çok sonradan açıklandığına göre Sabiha Gökçen de bu çocuklardan biriydi. Gökçen kendisi hayattayken bu gerçeğin bilinmesini istememiştir. Onun Ermeni asıllı olduğu yayınlandıktan sonra yakın arkadaşı Tuğlacı: "Sabiha Ermeni asıllı olduğunu biliyordu" diye açıklama yapmıştı. Tuğlacı, Gökçen'in olası tepkiler nedeniyle bunun açıklanmasını istemediğini sözlerine eklemişti.

Bir insanın hayatı boyunca kimliğini saklamak zorunda olmasının tarifi olmasa gerek. Gökçen'in asıl kimliği, o ölene dek saklı tutuldu. Çünkü Sabiha Gökçen başarılı bir kadındı. Bu başarı da  hep Türk kızının  başarısı olarak yansıtıldı.
Sabiha Ermeni olarak doğdu, Türk olarak öldü!

Babaannem de tehcir çocuklarından biriydi. Babaannem Gökçen'in aksine kendisi ile ilgili bu gerçeğin bilinmesini, üzerinde bir suç gibi taşıdı . Suç gibi diyorum, çünkü bu gerçeğin bilinmesi; horlanmak, aşağılanmak, ezilmekle eşanlamlıydı.

Bundan utanması gereken o değildi elbet. Ama yıllarca hep bunun ezikliğini ve bilinmenin korkusunu  yaşadı.
Babaannem çocukluğunu hiç anlatmak istemezdi, diğer tehcir çocukları gibi.
Neden anlatsın ki, anlatılacak güzel bir anısı bile yoktu.
Bildiği ve hatırladığı tek şey,  beş yaşındayken, şeker almaya giderken, yolda askerler tarafından toplanıp Konya'dan Urfa'ya getirilişiydi. Babaannem onuruna  çok düşkün bir kadındı. Onun yaşayamadığı ve yaprak gibi savrulan çocukluğunu, gençliğini anlamaya ve acısını paylaşmaya çalışır; sürekli sorular sorardım . Ama hep kaçamak cevaplar alırdım. Sanki geçmişini bir kağıda yazılmış yazı misali silgiyle silmek isterdi, izlerinin hiçbir zaman gitmeyeceğini bilerek...

Nasıl silinsin ki, bütün hayatına damgasını vuran  24 Nisan  günü!
Kilometrelerce uzanan yaya Ermeni konvoyundaki yolculuğun sonunda Urfa'ya getirilişi nasıl unutulabilinirdi.

Sahipsiz Ermeni çocuklar evlatlık olarak veriliyor ve bu çocuklara "Büyütme" deniliyordu. Babaannemi köy ağası olan dedem "Büyütme" olarak alır. Dedem evlidir ve çocukları da vardır, ama ikinci eş getirmek istemektedir. Karısı, eşinin bu konuda kararlı olduğunu görür. Kocasının kendisine yeni eş olarak güçlü bir aşiretten, bir ağa kızı getirirse, malum kadınca mücadelesinde gücünü kaybedeceği endişesiyle eşine evlerindeki büyütme diye niteledikleri on dört yaşındaki Fatma'yı kuma olarak getirmesini teklif eder. Büyütme Fatma'nın tercih gibi bir lüksü yoktur zaten. Babaannem, baba olarak gördüğü insanla evlenmek (!) zorunda kalır.

Babaannemle aynı odayı paylaşırdım. Eşinden hiç bahsetmezdi, hatta adını bile telaffuz etmemeye gayret ederdi. Nedeni ise belki onu hiçbir zaman bir eş olarak görmemesi ya da asıl kimliğinin onun şahsında şekillenip, yüzüne vurulmasıydı.

Hayatı boyunca hep bir tarafı kırık yaşadı. Bu kırgın duruş ölene dek devam etti.
Ezik ve kırık geçmişi bilip de bundan utanmak zorunda kalmak, horlanmak, aşağılanmak...
Oda Sabiha gibi Ermeni olarak  doğdu, Kürt olarak öldü!
Sabiha Gökçen, kimliğini yıllarca sakladı, babaannem ise bilinmenin verdiği yükü  ölene dek sırtındaki kambur gibi taşıdı.

FATMA ve SABİHA, hangisinin öyküsü daha acı acaba?
Bu iki çocuğun acısında ortak payda, ne Türk ne Kürt  , ne müslümanlık  ne de hırıstıyanlıkdır, ortak payda acıdır.
Ortak payda insani ve acı olduğuna göre özür dilemek neden bu kadar zor.
Başbakan Tayyip Erdoğan 'ın bu acıyı yaşayanların torunlarına başsağlığı dilemesi önemlidir.
Türkiye Devleti artık farklı etnik kökene sahip insanlara yönelik bu çağ dışı politikalarına son vermelidir. Bugün, hemen şimdi, bu felaketle yüzleşilmeli  ve tüm Ermenilerden özür dilemelidir. 24 Nisan bir fırsattır. Dünya'da büyük felaketin  anıldığı bu günde inkârcılığa son verilmelidir.
Özür dilemek zaaf değil güçtür.
İnanıyoruz ki, er veya geç, insanlık kapitalizmi aşarak, ulusların kardeşliğine ve dayanışmasına dayalı, sömürünün ortadan kaldırıldığı bir düzeni tüm dünyada kuracaktır.
*******
Sabiha Gökçen kimdir?

22 Mart 1913'te Bursa'da doğan Sabiha Gökçen, 1925 yılında Mustafa Kemal Atatürk tarafından manevi evlat olarak alındı. Ermeni asıllı olduğunu gizleyen Gökçen, Türk tarihinde 'ilk kadın savaşçı pilot' olarak geçiyor. Göçken Dersim isyanında Kürtler'i bombalayan ilk uçağın da pilotuydu.


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star