Mustafa GÜNEŞ

İKTİDAR HAKKINDA


Mustafa GÜNEŞ
21 Kasım 2014 Cuma 12:48

Arapçanın ünlü üç sessiz kök kelimelerinden olan KDR kökünden türemedir. Kudret, kadir, muktedir, takdir, mukadder gibi kelimelerin hepsi KDR kökünden etkin fiil, edilgin fiil, sıfat veya isim biçiminde türetilmiştir. Bu üç sessiz harften oluşan kök kelimeler, başta Arapça olmak üzere, diğer Sami Dillerin hemen tamamında çok zengin bir meram ifade imkânı yaratmaktadır.

İktidar, “güç” ya da yeni Türkçeyle “erk”  ; Muktedir ise iktidarı elinde bulunduran kişi demektir.

 İnsanların diğer insanlar üzerindeki hâkimiyetini ve yönetip yönlendirme yetkisini ifade eder. Hemen her canlıda iktidar sahibi olma, yani muktedir olma isteği bir içgüdü biçiminde vardır. Bu arzunun temel kaynağıysa “ego” dur. Ego, her canlının temel yapısıdır. Ego yoksa (veya tükendiği anda), canlı da yoktur.

Her canlıda bu iktidar arzusundan çeşitli dozda varsa da içlerinde bu arzunun en yüksek olduğu canlı, insandır.

Diğer canlılarda genel olarak savunma ve var olma içgüdüsü biçiminde mevcut olduğu halde, “insan” denen canlıda bu arzu bilinçli ve iradi bir hâkimiyet arzusu şekline bürünür. Bilinçli ve iradi olduğu için de egonun savunma ve var olma içgüdüsünden çıkıp nitelik değiştirerek “hırs”,ya da üstün olma tutkusuna dönüşür.

İKİTİDAR ZEHİRDİR

Bir insanda iktidar hırsının şiddeti ve sınırları egosunun yoğunluğuyla doğru orantılıdır. Yani bir insanda ego ne kadar güçlü ise muktedir olma, başka insanlara hükmetme arzu ve hırsı da o oranda şiddetlidir.

Egosu böylesine yoğun birinin hayatı boyunca tek amacı, hangi yolla ve ne türde olursa olsun, bir iktidarı eline geçirmektir. Bütün çaba ve enerjisini kendine hedef olarak seçtiği “iktidar türünü” eline geçirmeye odaklar. Eğer biraz zeki ve akıllı ise bir gün mutlaka bu amacına ulaşır.

İktidar, genel olarak siyasi, toplumsal, psikolojik, inançsal veya mali olabildiği gibi bunların hepsini ya da bir kaçını kapsayabilir.

Ancak herhangi türde bir iktidarı eline geçiren biri, eğer toplum tepkisiyle dengelenmez veya bu gücü kullanmakta sınırsız özgürlüğe sahipse başlangıçtaki niyeti ne kadar iyi ve kutsal olursa olsun, sonuçta mutlaka kötüye kullanmaya, iktidarını daha da pekiştirmeye yönelir. Kendi istemese bile çevresinde onun iktidarından faydalanmak isteyenler onu kötü kullanmaya yöneltirler.

Bu aşamaya varmış bir muktedirin girdiği ruh haline “iktidar zehirlenmesi” denir. Böyle biri artık bir muktedir değil bir, zalimdir.

“İktidar Zehirlenmesi”ne yakalanmış bir muktedir, bundan sonra “normal dışı” bir insandır ve bu ruh halinin tedavisi mümkün değildir. Onu ve zehrinden etkilenen toplumu kurtarmanın tek yolu, o iktidarı elinden almaktır.

Kısaca onu iktidarsız bırakmaktır.

BÜTÜN LİDERLER MUTLAKA ZEHİRLENİR

Bir lider bir yolla mutlak iktidarı eline geçirir, uzun süre elinde tutmaya devam ederse dünyanın en merhametli ve vicdanlı insanı olsa bile, uzun süreli ve mutlak iktidar yetkisi onu eninde sonunda zalim, merhametsiz ve vicdansız biri yapar.

GERÇEK DEMOKRASİ BUNA İMKÂN VERMEZ

Demokrasisi iyi işleyen ve tarihteki kötü deneylerden ders almış olgun topumlar bu objektiviteyi bildikleri için, bir liderin uzun süre iktidarda kalmasına izin vermezler. Anayasalarına koydukları hükümler ya da demokratik geleneklerle belirli bir süre geçtikten sonra iktidardan el çektirilip normal vatandaşa dönüştürürler.

TÜRKİYE’DEN BAZI ÖRNEKLER

Türkiye’de Cumhuriyetle başlayan muktedirler dönemi M.Kemal’le başlamış ve ayrıca ölünceye kadar da muktedir olmayı becermiş tek lider olmuştur. İktidarı boyunca neler yaptığını bilmeyen olmadığı için ayrıntı vermeyecek, başta Şeyh Sait, Dersim ve diğer Kürt İsyanlarında verdiği imha emirlerindeki zulmü hatırlatmakla yetineceğiz.

Sonrasında geçici muktedirlerden İnönü, Bayar ve Menderes’in her biri güzel başlamış fakat iktidarlarını pekiştirip süre sorununu hallettikten sonra her biri ayrı ayrı birer diktatör ve zalime dönüşmüştür.

ERDOĞAN

Oradan günümüze gelindiğinde Erdoğan’a kadar bir takım liderler çıkmışsa da hiç biri yeterli gücü toplayamadığı için akılda kalıcı bir muktedirlik gösterememiştir.

Ancak Bayar ve Menderes’le kopan zincirin Erdoğan’la tekrar bağlanmaya başladığını görmekteyiz.

Erdoğan da iktidara geldiği 2002 yılından itibaren geçen iki seçim dönemi boyunca vicdanlı, merhametli, demokrat ve adil bir lider görüntüsü sergilemişti.

Ne var ki iktidarını pekiştirip rakipsiz bir muktedir olma imkânını ele geçirdikten sonra, bilindik klasik “güç zehirlenmesi” kanunu devreye girmiş ve yavaş yavaş dozunu arttırarak tam bir muktedir ve diktatöre dönüşmüştür.

Bu gün geldiği nokta, başladığı noktadaki özelliklerinin tam tersi bir muktedirdir.

Kısaca, böyle olmasını istememiş olsa bile, çevresindeki Göbelslerin teşvikiyle artık vicdansız, merhametsiz, anti demokrat, diktatör ve adaletsiz bir muktedir görünümü veren biridir.

KABAHATIN HEPSİ ONDA DEĞİL

Kabul etmek gerekir ki, böyle olmasında kusurun tamamı onda değil, önemli kısmı ona bu sınırsız güç ve imkanı veren  ve yüz yıldır bir türlü demokratik olgunluğa erişemeyen toplumdadır.Çünkü belirttiğimiz gibi sınırsız güç bir gün mutlaka zulme ve diktaya dönüşür. Tarihte hiçbir “muktedir” bu kuraldan kurtulamamış, kurtulamayacaktır.

ARTIK ÇOK GEÇ

Görünen o ki, hak nasip ederse, önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimini de alacak, geçmiş 12 yıla bir 10 yıl daha ekleyecek ve giderek daha despotlaşacaktır. Kısaca gidişat hakkın takdirine kalmıştır. Çünkü toplumun tavrı belli olmuştur.

Böylece “her toplum hak ettiği gibi yönetilir” kuralı bir kere daha ispatlanmış olacaktır.

 

20.11.2014

Mustafa Güneş/URFA

 

 

 

 

 


YORUMLAR
  • yorum2014-11-22 00:18:59Boran

    Tarih,nice egemen güçlerin ve onların temsilcilerinin,sonsuz olmadıklarını yazar.Hoşça kalın.

Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık