Veysel KASAR

İnsanlığın en asil duygusu: Ar ve Haya


Veysel KASAR
3 Mayıs 2011 Salı 20:36
Bugün insana özel bir duygudan söz etmek istiyorum: Ar ya da haya.
Ar ve hayayı, utanma duygusu, edeb, mahcubiyet, namus, nefsin çirkin şeylerden sıkılması ve bunun için kötü şeyleri terk etmesi olarak ifade edebiliriz. Hoş ve güzel olmayan bir olayın ortaya çıkmasından kalbte meydana gelen bir incelik, ızdırab ve keder…
Bu duygu hem fıtri hem de dînîdir. Fıtri tarafı, halk yanında açılıp gösterilmesi uygun olmayan yerleri göstermekten kaçınmaktır. Dînî yönü ise, Yaratıcının, "etmeyin, eylemeyin, işlemeyin" dediği şeylerden insanın kendini alıkoymasıdır.
Dindeki hayanın bir parçası  da kişiyi, "hak sahibinin", hakkını çiğnemekten alıkoyan ya da vicdanın sesine kulak vermektir.
Kıymetli ve değerli bir cevher gibidir haya. Ona sahip olanı yüceltir, olmayanı alçaltır.
Haya herkese nasib olmayacak kadar da değerlidir. Bir hadiste onun kıymetine dair şöyle bir ifade yer almıştır:
الْحَيَاء خَيْر كُلّه أَوْ قَالَ الْحَيَاء كُلّه خَيْر
(el-hayâu hayrun küllihi ev kâle el-hayâu külühü hayrun)
Rasülüllah Efendimiz, (a.s.m), "Hayânın tamamı hayırdır" demekle, her çeşit çirkinlik, haksızlık ve kötülüklerden kaçınmanın hayır olduğunu belirtmiştir. Öyle ki, dinimizde haya imanın bir işareti, alâmeti, belirtisi; imanın hayattaki bir yansıması olarak görülmüştür.  Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), hayânın İslâm dinindeki yerini ifade etmek için,
فَإِنَّ الْحَيَاء مِنْ الْإِيمَان " haya, imandan bir şube, bir parçadır" demiştir.
Sadece İslam değil, önceki dinlerde de haya, bir fazilet ve erdemdi.  Bu tespit bir hadiste yerini almıştır:
إِنَّ مِمَّا أَدْرَكَ النَّاس مِنْ كَلَام النُّبُوَّة الْأُولَى إِذَا لَمْ تَسْتَحِي فَاصْنَعْ مَا شِئْت
İnsanların Peygamberlerin sözlerinden ulaştıkları ilk şey, "utanmazsan dilediğini yap" sözüdür.
Demek ki, hiçbir şeriatta, hayasızlık, edepsizlik, arsızlık, saygısızlık, hakbilmezlik, nankörlük, erkek ve kadına karşı abes hareketler makbul ve makul  olmamıştır.
İnsan aklı, kamu vicdanı, selim fıtratlar, hayalı olmanın faziletine inanmıştır. Kadın ya da erkek cinsinden, fıtratındaki deruni his ve kuvveleri bastırmak suretiyle, hayasızlığın hürriyet olduğunu sananlar, birer istisnadır; böyleleri her dönemde bulunabilirler.
Hz. Ali, hayanın kıymetini şu sözleri ile belirtmiştir: "Bir kimse haya elbisesini giyinse, halk o kimsenin ayıbını göremez. Haya öyle şeref verici bir elbisedir ki, onu giyinenler ayıp ve eksikliklerini örtmekle birlikte herkes tarafından saygı ve ikram görürler. Haya elbisesini giyinmeyen kimseler ise ne kadar haysiyetli ve itibarlı olursa olsunlar kendilerinden aşağı kimselerden bile hakaret görürler. Haya özellikle kadınlar için çok gereklidir."
Edebü'ddin ved-Dünya adlı ahlak eserinin sahibi Maverdi, hayayı üç kısma ayırmıştır:
"1- Allah'tan utanmak,
2- İnsanlardan utanmak,
3- Kendi nefsinden utanmak."
İbnu Mes'ud (r.a)'ın anlattığına göre, Allah rasülü Allah'tan haya etmenin yolunu şöyle tanıtmıştır:
"Allah'tan hakkıyla hayâ etmek, başı ve onun taşıdıklarını, batnı ve onun ihtivâ ettiklerini muhâfaza etmen; ölümü ve toprakta çürümeyi hatırlamandır."
İnsanın başında korunması gereken, duyu organlarıdır. Dili yalan konuşan, gözü şaşı bakan (Hakkı görmeyen), kulakları lehviyata dikkat kesilen, aklı kin ve nifak işlerine çalışan hayasız ve arsızdır.  Çünkü haya, güzel harakettir, her şeyin haddini / sınırını bilmektir. Söz ve fiil olarak aklen, dinen ve hikmeten övgüye layık işi gerçekleştirmektir. Kısacası haya, güzel ahlakı benimsemek değil midir?

1-Haşiyetü's-Sündi Ala İbn Mace- Edeb, 2-Avnu'l- Ma'bud-Edeb, Mecelle Şerhu-Hadi, 3-Kütüb-ü Sitte ve Muhtasarı, İbrahim Canan (Tirmizî, Kıyâmet, 25, (2460). 4-Şamil İslam Ans. Haya md.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star