Kafa değişmezse, yeni Uludere’leri yaşamaya devam eder Türkiye...


3 Ocak 2012 Salı 16:03
Türkler de barış istiyor, Kürtler de. Artık silah, şiddet ve terör çıkmaz sokaktır. Bugün devletin PKK konusunda izlediği yöntemlerin daniskası 1990’larda uygulandı, hatta Öcalan yakalandı. Ama sorun bitmedi, derinleşti. Unutmayın, İspanya’da ETA’yı silah değil, demokrasi yendi.



Uludere katliamı nasıl oldu? Bu soruya ilişkin spekülasyon yapmayı sevenler var.
Kimi diyor ki:
“Bu PKK’nın işidir; yanlış istihbaratla yaptırdı, Türklerle Kürtler birbirlerinin gırtlağına yapışsın veTürkiye bölünsün diye..”
Kimi diyor ki:
“PKK-Ergenekon işbirliğinin yanlış yönlendirmesiyle gerçekleşti bu katliam; amaç, Türkiye’nin demokrasi ve barıştan uzaklaşmasıdır.”
Kimi diyor ki:
“Kuruluşundan beri ‘derin devlet’in kontrolünde olan PKK’nın içindeki bir çekirdeğin yanlış istihbaratıyla açıldı katliam yolu; böylece, hem Ak Parti hükümeti zayıflatılmak, hem de tuzağa çekilmek isteniyor.”
Spekülasyonlar çoğaltılabilir.
Bunları geçip diyelim ki:
“Hükümetin açıklamasıdır doğru olan, yani ‘operasyon hatası’dır faciaya yol açan...”
Ya da varsayalım:
Bombardımanda 35 PKK’lı ölmüş olsaydı.
Veyahut diyelim ki:
35 asker hayatını kaybetmiş olsaydı.
Değişen ne olurdu?
Evet, bu spekülasyonları, varsayımları alt alta sıralayıp soralım:
Ne değişirdi?
35 can geri gelmeyecekti.
Sorun hafiflemeyecek, ağırlaşacaktı.
Bir başka deyişle:
‘Savaş’ı bir çözüm yolu olarak bellediyseniz, her seferinde yukarıda sıralanan spekülasyon ve varsayımlardan bir tanesi başımıza gelebilir.
Yanlış istihbarat, kasıtlı yönlendirme ya da tam tersi doğru istihbarat ve akıllı yönlendirmeyle isabetli vuruş, darbe...
Ama ölümler?.. İnsanlarımız ölmeye devam edecekti.
Medyada sadece başlıklar değişecek, bazen teröre darbe, bazen şehitler ölmez vatan bölünmez diye atılacak, o kadar.
Yıllarımız böyle geçti. Güvenlik politikalarına bel bağladık.
Elde silah sonuç almak istedik.
Bu hem devlet için, hem PKK için öyle oldu. Ama Türkiye kanlı bir kısır döngünün içinde kıvranmaya devam etti gitti.
2005’le 2010 arasında Ak Parti hükümeti bu kısır döngüyü kırmak istedi.
İmralı’daki asker tekelini kırdı. Başbakan Erdoğan 2005 yazında ‘Diyarbakır konuşması’nı yaptı. “Kürt sorunu bizim de sorunumuzdur; devletin de bu konuda yanlışları oldu” dedi. Kandil’e kanallar açmaya başladı.
Belli bir altyapı oluşturulduktan sonra da, 2009’da demokratik açılım için düğmeye basıldı.
Erdoğan’ın bu yolu doğruydu.
Ama özellikle 2011’e gelince de, “Kürt sorunu yoktur” demeye başladı Erdoğan ve bir başka yola saptı.
Sözü uzatmak istemiyorum.
Başbakan Erdoğan eğer “Teröre rağmen demokrasi!” sözünde gerçekten samimiyse, o zaman demokratik açılım yolunu yeniden açmasıdır doğru olan...
Tersi, çıkmaz sokaktır.
Tersi, yeni yeni ‘Uludere katliam’larıdır.
Başbakan Erdoğan eğer PKK’nın barış ve demokrasi  diye bir derdi olmadığını düşünüyorsa -ki anlaşılan öyle düşünüyor- o zaman da, yeni bir anayasayla birlikte, Kürtçe eğitimi de içeren dört dörtlük bir ‘demokrasi projesi’ni bir an önce gündeme getirmesidir aklın yolu...
İspanya örneği unutulmasın.
Bu ülkede ETA’ya havlu attıran ya da ETA’yı yenen silah değil, demokrasi oldu.
Bugün Türkler de barış istiyor, Kürtler de. Elde silahla, şiddet ve terörle bir yere gidilemez.
Bugün devletin PKK konusunda izlediği yöntemlerin daniskası 1990’larda uygulandı. Hatta Öcalan yakalandı, İmralı’ya konuldu.
Değişen ne oldu?..
Sorun bitmedi.
Uludere’ler yaşanmaya devam ediyor.
Yazıktır, günahtır.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık