Kamçılı Siyaset


14 Mayıs 2013 Salı 19:14

Reyhanlı’da meydana gelen patlamaların ardından televizyon kanallarının normal yayın akışını sürdürmeleri sosyal medyada tepki topladı.

Yas ilan edilmesini isteyen kullanıcılar paylaştıkları mesajlarla Kanalların yayın akışlarını değiştirmemelerini sert şekilde eleştirirken, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu’nun oğlunun düğünü de eleştirilerin hedefi oldu.

Meclis Başkanı Cemil ÇiçekAvrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın da katıldığı Ak Parti Milletvekili Kuzu’nun oğlunun düğününe sosyal medyadan tepki yağdı.

Kuzu’nun “Elim bir olay yaşandı, bu da düğünümüzün tadını kaçırdı” sözleriyse tepkiyi daha da artırdı.

 

Aynı gün oynana "Fenerbahçe -Galatasaray Maçı",

Maçta çıkan olaylar , Milli takımda beraber oynayan Volkan ve Sabri'nin spora yakışmayan kavgaları, bir Fenerbahçeli taraftarın bıçaklanması ile ilgili haberleri medyada izledik ,taraftarlar Türkiye'nin her yerinde sokağa döküldü, kavgalar yapıldı ve

Bol Bol Biber gazları sıkıldı.

 

Neymiş; yarısı yabancı oyunculardan kurulu (!)  Galatasaray,

Şampiyon olmuş diye sevinenler (!) var.

 

Neymiş; yarısı yabancı oyunculardan kurulu (!) Fenerbahçe,

Sahasında şampiyonu yenmiş diye sevinenler (!)  var.

 

Neye nasıl sevineceğimizi de bilemiyoruz artık.

 

Bu arada;  Reyhanlıdaki patlama sonucunda ölen ve kaybolan vatandaşlarımız araya kaynadı gitti.

Neymiş, ateş düştüğü yeri yakarmış..

Artık; "Bana dokunmayan Yılan Bin Yaşasın" sözü toplumun her kesimince kanıksanmış durumda.

Ama Eskiden biz böyle değildik.

Ne oldu bize diye sorgulamak lazım.

 

Halbuki; İstanbul’da kaybolduktan 12 gün sonra cesedi bulunan New Yorklu Sarai Sierra için;

Binlerce polis ve jandarma alarma geçti!
300 civarında özel güven timi İstanbul sokaklarını didik didik aradı!
30 uzman polis binlerce kamera kaydını günlerce inceledi!
On binlerce İstanbullu her vesileyle her gittikleri yerde Sierra’nın izini aradı durdu!

Sayın Başbakan ve Sayın Cumhurbaşkanı dahi olaya müdahil oldular!

 

ABD hayranlığımızı o boyutlara taşıdık ki ABD’den cenaze için gelen Sierra’nın eşi ve ağabeyini önce VIP salonlarında ağırlayıp ardından da Business Class koltuklarda ücretsiz olarak uğurladık.

 

Televizyon Haberlerinde ve yazılı basında günlerce baş haber olarak izledik.

 

Bütün bunlar Sayın Zülfü Livaneli'nin eski bir yazısını anımsattı bana.

 

İşte o yazı:

"Dünyada pek az ülkenin halkı bizim kadar siyaset konuşur.

Hele Batı’da...

New York’un, Paris’in, Berlin’in kahvelerinde,

Lokantalarında dolaşın ve konuşulanlara kulak kabartın.

Hemen hemen hiç Siyaset duymazsınız.

Bu masalarda;sinema, kitap, şehir, aile, aşk, hastalık, para...

Kısacası hayata dair her şey konuşulur,

Siyaset ise sadece profesyonel politikacılara ve

Bu işle görevlendirilmiş gazetecilere özgü bir alandır.

Türkiye’de ise durum tam tersi.

Herkes siyaset konuşuyor,

Siyasetçiler TV starlarından daha çok tanınıyor.

Bir parti başkanı konuşmaya görsün,

Bütün TV kanalları normal programlarını kesip canlı yayına Geçiyorlar.

Gören de sanır ki,

Winston Churchill ülkenin savaşa girdiğini falan ilan edecek.

Yoo, bildiğimiz, sıradan Polemikler.

Peki bu niye böyle?

Neden siyaset;

Yediğimiz Ekmeğe,

İçtiğimiz suya bulaşmış durumda.

Mesela niçin, çoluk çocuk hepimizin her gün zehirlendiğini saptayan Tarım Bakanlığı raporu,

Herhangi bir siyasetçinin bir cümlesi kadar yankılanmıyor?

X politikacının, Y’ye söylediği ağır sözler,

Çocuğumuzun kanser olma ihtimalinden daha mı önemli?

Elbette değil ama nedense toplumsal reflekslerimiz;

Birey olarak haklarımızı savunmak üzerine değil de,

Siyaseti bir TV dizisi gibi seyretme ve

Futbol takımı tutar gibi "Fanatikleşme" bazına oturuyor.

Siyasetçiyi bir türlü;

“Halka hizmetle görevlendirilmiş bir Yurttaş” olarak göremiyor,

“Bizim Aşiretin Reisi” olarak,

“Ağamız” olarak algılıyoruz.

Bu algı belki de; Orta Doğu’daki kabileler arası güvensizliğe ve Aşiret dayanışması geleneğine dayanıyor.

Politika ile Siyaset kelimeleri etimolojik olarak da aynı değil. Grekçeden gelen "Politika"’yı çoğu kişi politika,

Yani "Çok-yol" olarak biliyor ama aslı böyle değil.

Politika, Polis yani şehir kökünden geliyor.

Şehirde konuşulanlar anlamına geliyor.

"Siyaset" ise Arapçada seyisin yaptığı işe verilen ad;

yani "At Terbiyesi".

Bildiğiniz gibi At, kamçıyla terbiye edilir.

Ayrıca dünyada politika ve idam kelimelerinin aynı anlamda kullanıldığı hiçbir dil yoktur.

Bizde ise siyaset aynı zamanda idam demektir.

İdam edilen vezirlere “Siyaset Oldu” denir,

“Siyaset Meydanı” idam meydanı anlamında kullanılır.

Turgut Özal’ın siyasete girerken “İki gömleğim var:

Biri Bayramlık, biri İdamlık!” demesi bu geleneğe dayanır.

Çünkü Türkiye; “Ya devlet başa, ya kuzgun leşe” ülkesidir. Siyasete giren herkes,

Bir gün öldürülebileceği gerçeğini bilerek girer bu işe.

Kelle koltuktadır.

Belki de bizim siyasi liderlerin mücadelelerini heyecanlı bir TV dizisi gibi izleyişimizin kökleri bu geleneklerde gizli. Bakalım kim kazanacak,

Kim kimi tepeleyecek,

Kimin başına ne gelecek?

Siyasi meraklarımızın kaynakları bunlar.

Süt fiyatlarına bir kuruş zam yapıldı diye sokağa dökülen İsveç halkının demokratik tepkileri bizden çok farklı.

Biz bambaşka bir geleneğe mensubuz.

Kamçı Geleneğine.

 

26.04.2011

Zülfü Livaneli"

 

Saygılarımla.

 

İbrahim Halil Okuyan

İnşaat Yüksek Mühendisi

14.Mayıs.2013 Şanlıurfa

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star