Mustafa GÜNEŞ

KARDEŞLİK ÜZERİNE


Mustafa GÜNEŞ
6 Temmuz 2012 Cuma 10:24

Gözümüzü gençliğimize açmamızla,  dünyayı kasıp savuran 68 hareketi, aşağı yukarı, aynı zamana denk düşer.
O sırada dünyadaki başka ülke yöneticilerini olayı nasıl karşıladığını, konuyla ilgili ne görüşler beyan ettiklerini bu günkü kadar çabuk ve ayrıntılı öğrenemiyorduk.
Ama bizim fosillerin beyan ettiklerinden farklı şeyler söylediklerinden emindik.
Çünkü yeryüzündeki en ilkel ülkelerin devlet adamlarının bile bizimkiler kadar ırkçı, faşist ve cahil olamayacaklarını çok iyi biliyorduk.
Solcu, sağcı, ilerici, ırkçı, yobaz… Hiç fark etmiyordu. Ağzını açan;
-“Kökü dışarıda ideolojiler…”
-“Dış güçlerin maşaları…”
-“Dış güçlerin kışkırtmalarıyla sokağa dökülmüş   ‘gomanist’ ler”…
İlla da ilk duyduğum günden bu güne kadar, her söylendiğinde beni çıldırtan ve kullanana karşı kontrol edilemez nefret duygularımı kabartan bir söz vardı: Halen da var ve aynı utanmazlıkla söyleniyor:
Bin yıldır bu topraklarda kardeş kardeş yaşarken, birlik ve beraberliğimizi çekemeyen dış güçler…”
Hele bir de;
“-Birlik ve beraberliğe en çok muhtaç olduğumuz bu günlerde, kardeşçe davranmamız gerekirken…” cümlesi var ki…
Kendimi bildim bileli, hiç kesintisiz ve aralıksız,”birlik ve beraberliğe en çok muhtaç olduğumuz bu günlerde” yiz. Ne hikmettir, o günleri bir türlü atlatamıyoruz.
-Kürt kardeşlerimizle etle tırnak gibiyiz…
-Düşmanların kışkırtıp üstümüze saldığı Ermeni kardeşlerimiz…
Nedense “Ağabey”lik görevi de cenabı hakkın emri gibi hep onlara düşüyor.

NEYMİŞ BU KARDEŞLİK?

O zamandan beri merak eder dururum. Bu kadar sık vurgulanan; sihirli, mistik ve ilahi bir anlam yüklenen bu “kardeşlik” kavramı veya olgusu gerçekten söylendiği kadar kutsal ve bağlayıcı mı?
Beraberce geçmişten beriye doğru bu kavrama bir göz atalım dedim:
“Kardeş” ,Türkçe bir kelime”. Karın ve daş” köklerinden türeme. Aynı karından gelen kimseleri kasteder. Zaman içinde konuşma ekonomisi gereği “ın” düşürülmüş,”kardaş”,sonra da “kardeş” olmuş.
Kürtçesi “bıra”,İngilizcesi “brother”(Bu arada Kürtçenin İndo-Europen özelliğine de dikkatinizi çekerim).
Şimdi de bu aynı karından gelmiş kişilerin tarih içinde birbirlerine ettiğine kısaca bir göz atalım:
Sokrat’a kardeşiyle ilişkisinin nasıl olduğunu sormuşlar;
“Benim için diğer insanlardan tek farkı, aynı yerden çıkmış oluşumuzdur.”demiş.
Üç semavi dine göre insanlık tarihinde ilk suç, kardeşe karşı işlenmiştir. Bu suç, aynı zamanda insanlık tarihinin de ilk cinayetidir. Yani öyle “darp” suçu filan değil, resmen ”cinayet!”. Hikâyeyi bilmeyen yoktur. Ama kısaca hatırlatalım:
İslam’a göre kardeş katilinin adı Kabil, Tevrat’a göre ise Kâin’dir. Avrupalılar da Cain (keyn) derler. Ve ilginçtir, Müslümanlar Kabil’i isim olarak kullanmazken, Hıristiyanlar kullanır.
Psikolojide kardeşini (esas olarak büyük kardeşte görülür) kıskanan, çekemeyen ve hatta nefret edenlerin ruh durumunu anlatmak için “Kâin compleksi” terimini kullanılır.
Kâin kompleksi kişide şöyle gelişiyor:
Kendisi, o güne kadar, evin tartışmasız imparatoru, hükümdarı, tek ilgi odağı ve herkesin bir şey istesin diye parmağını uzatıp, “mmmıııh, mmııııh!”desin diye ağzına baktığı tek buyurganı. Fakat bir gün evde bir hareketlilik, bir koşuşturma, bir telaş başlıyor ve bir süre sonra da elden ele dolaşan, “ıınnngaaa, ıngaaa” diye sesler çıkaran bir nesne türüyor.
Bir anda o dev imparatorluk çökerken, kendisi de bir kenara atılıyor. Artık herkes o garip sesleri çıkaran nesneyle ilgilenmeye, onun isteklerini yerine getirmeye başlıyor. İşte ilk bilinçaltı şartlanması da o an yerleşiyor.
Şimdi gel de bu alçağı sev bakalım?
Sonra
Sonrası şu:
Kabil (Cain),büyük kardeştir. Küçük kardeş Habil onun tahtından indirmiş, yerine oturmuştur.
Tek yolu onu ortadan kaldırıp, tahtını geri almaktır. O da öyle yapmıştır.
Bu acımasız ve gaddar çelişki o gün bu gündür milyonlarca kez tekrarlanmıştır.
Tevrat’tan başka bir kardeş hikâyesi:
Hz (kral) İshak’ın iki oğlu var: Esav ve Yakup. İkizler. Esav önce, Yakup sonra doğduğu için ona Yakup adını vermişler. (Yakup, İbranice “topuk tutan” demekmiş.)
Hz.İshak, öleceği sıra yerini büyük kardeş sayılan Esav’a vasiyet eder. Ancak Yakup bir hile ile Esav’ı devre dışı bırakıp tahtı ele geçirir.
Hz. Yusuf’un hikâyesini ise dağ-taş bile bildiğinden, yalnızca özetleyeceğiz. Sırf babası onu daha çok sevdiği için diğer kardeşlerinin ondan kurtulmak amacıyla kuyuya attıklarını hatırlatmakla yetiniyoruz. Bu olay aynı zamanda tarihteki ilk organize suçtur.
Bir diğer örnek:
Hz.(kral) Davut’ un bir oğlu, başka bir anadan olan kız kardeşine (sanırım adı Tamar’dı ) kara sevdayla tutulur. Sevdasından yataklara düşer ve bir gün hileyle kızı tuzağına düşürerek onu kirletir. Kızın öz erkek kardeşi de onu öldürür.
Bir de taht savaşı uğuruna kardeşlerin birbirini boğazlaması var ki, her biri ayrı ayrı korku ve dehşet filmi konusu.
Babil, Asur, Mısır, Roma ve özellikle Osmanlı tarihleri, bir anlamda kardeşlerin birbirini boğazlama tarihleridir.
Bazen de öldürmez gözlerine mil çekerlermiş. Osmanlılar da bir zamanlar bu yolu denemiş, ancak sonradan işi sağlama almak için boğmaya başlamışlar. Kutsal kanları yere dökülmesin diye boğulurlardı.
Efsaneye göre Roma’yı kuran kardeşlerden Romulus, yaptığı duvarla dalga geçen Romus’u öldürmüştü. Onun için de Roma duvarlarının temelinde kardeşkanı var denir.
Ancak bu güne kadar kırılamamış ve galiba bundan sonra da asla kırılamayacak olan “Dünya Kardeş Boğazlama Rekoru” Osmanlı Hükümdarı 3.Mehmet’e aittir: Tam 30 kardeş…
Babasının defin töreninden döner dönmez, en büyüğü 10 yaşında olmak üzere 19 kardeşini boğdurmuş, 11 de hamile cariyeyi diri diri denize attırmış.(Konu dışı ama bu psikopat, bir falcının falını ciddiye alıp 16 yaşındaki bir oğlunu da boğdurmuştur.)
Bu arada,”Selahaddin-i Eyubi Devleti”nin 20 yıl gibi kısa sürede dağılma sebebinin kardeşlerin birbirin boğazlamammış olmasından kaynaklandığını söyleyelim.(Osmanlı bu olaydan çok ders almış olsa gerek).
Bir de Kürtlerin “bırakuj” olgusu var ki ayrı bir yazı konusu.(belki bir gün deneriz.)
Bu durum Kürtlerde sanki değişmez bir kanun gibi.
Öyle ki bir keresinde bir dostum, saf kan Kürt olduğunu, tahminen 200 yıl önce büyük dedesinin, hem amcası oğlunu, hem de öz be öz kardeşini öldürdüğüyle açıklamaya kalkmıştı (şaka yapmıştı tabi) .

KÜRT VE ERMENİLERİN TÜRKLERLE BİN YILDIR KARDEŞ KARDEŞ YAŞAMALARINA GELİNCE:

Bre Kardeş!
Bu halkların nüfuslarının iki üç misli ve milyonlara varan ordularla geliyorsun. Ezip öldürüp, kırıp geçiriyorsun. Ne var ne yok el koyuyorsun. Köylerini, tarlalarını evlerini, koyunlarını, ineklerini zapt ediyorsun.
Sonra da onları kendi yurtlarında hizmetçi, azap, maraba ediyorsun. Güçsüzlük ve imkânsızlıktan seslerini çıkaramayan bu insanların sükûnetini, onlara sağladığın “huzurlu” ortamla açıklayıp övünüyorsun.
Dahası ülkedeki bu dehşet sükûnetini “adil yönetim”ine bağlıyor, inanıyor ve başkalarını da inandırmaya çalışıyorsun.
Sonra bir gün o koca İmparatorluğun çökme sürecinde, sen dâhil, herkes kendi kayığını kurtarma çabasına girince; sen kurtuluş savaşçısı, Ermeni de “dış güçlerin kışkırttığı hain maşa” oluyor.
Bu nasıl kardeşlik, bu ne biçim pazarlıktır; açıklayabilir misin “kardeş”?

SONUÇ:

Genetik (irsi) bağların kardeşlik kavramıyla hiçbir ilgisi yoktur. Kardeşlik, sosyal dayanışmanın ilk halksı olan aile kurumunun bir şartlandırmasıdır.
Nitekim ayrı ortamlarda, birbirini görmeden tanımadan büyümüş, olgun yaşlara gelmiş kardeşlerin tanıştıktan sonra ki ilişkileri hiçbir zaman normal kardeş ilişkisine benzemez.
En fazla yıllar sonra tanışan iki dostun ilişkisi kadardır.
Tabiatta da kardeşlik yoktur.
İlk insan topluluklarının oluşum yıllarında kardeş evlilikleri normalken, dinlerin ve büyücü/kâhinlerin, kim bilir hangi doğa olayını yorumlamasıyla yasaklanmıştır.
Dince de çoğalma ilkin kardeş evlenmeleri ile olmuştur.
Elbette kardeşlik kavramı bir ideal olarak, bir olması gereken insan ilişkisi özlemi olarak çok yüce ve arzulanan bir değerdir. Ne yazık ki hayat pratiğinde, kardeşlerin bu güzel kavramlara uyarak yaşadığı pek sık görülemiyor.
Hatta hiç kavga gürültüsüz, hiç kıskançlık ve gerilimsiz yürüyen kardeşlik ilişkilerinin pek tutarlı ve mantıklı olmadığını, büyük ihtimalle birinin diğerinin mutlak egemenliğine teslim olduğunu söyleyebiliriz.

TOPLUMLARIN KARDEŞ KARDEŞ YAŞAMASINA GELİNCE:

Toplumlar kendi başlarına hiçbir zaman ve mekânda kardeş kardeş yaşamamış, yaşayamazlar. Hele ki bu toplumlar farklı din, kültür ve etnik kökenden ise…
Bunun tek yolu vardır:
Devlet denen kurum;
-Evrensel insan haklarının noksansız yürürlükte olduğu, ,
-Her kişi ve grubun kendini ifade ve tanımlamada diğeriyle eşit olduğu,
-Bir kesimin biraz daha eşit olmadığı,
-Birilerinin “abi” ,birilerinin “ kardeş” statüsünde olmadığı,
-Oyunbozanlık edenlerin ayrımsız “yaptırım”la hizaya getirildiği,
-Devletin tüm birimlerinin, her kişi ve kesime gerçekten ve fiilen aynı mesafede durduğu,
Normlar içeren “hukuki alt yapı”yı hazırlarsa, sorun kökünden çözüleceği için bazı açıkgözlerin de ikide birde, “kardeş kardeş yaşama” gibi madrabazlıklarla insanları bıktırmasına fırsat kalmaz.
Ve sağlanan böyle bir ortamı,“kardeşçe yaşamak” da dâhil olmak üzere, dilediğin adla tanımlayabilirsin.
Hatta “düşmanca yaşama” da diyebilirsin. İçerik böyle olduktan sonra hiç sakıncası yok.


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star