Naci İPEK

Kendimize Gelelim


Naci İPEK
16 Ocak 2012 Pazartesi 18:59
Şairin dediği gibi… “ÖNCE EKMEKLER BOZULDU…” Bozuklukların önü alınmaz oldu. Eski rahat/asûde hayat aranır oldu. Herşeye şüphe ile bakılıyor, her işte zorluklarla karşılaşılıyor… Ciddiyetsizlik/dikkatsizlik/baştan savma işler ile kafanı yorma mantığı bizi bizden/insanlığımızdan/öz benliğimizden uzaklaştırıyor… Dolayısı ile yaşamın tadı/tuzu kaçıyor, bazı değerlerimizi kaybedip egoistleşiyoruz… Hatta yozlaşıyoruz… Oysa, göçerlik yaşamını bırakarak, çadır hayatına veda edeli yüzyıllar oldu… Toplumsal bilince sahip olmamız gerekirken, sosyal hayata girmişken… bazılarımız çağ dışı hareketlerde bulunuyor. Benim diyor… dediğim olacak diyor, insanlığını unutarak saldırgan oluyor; canavarlaşıyor. Oysa bu memlekette yasalar var, idareler var, toplum düzeni/edep ve ahlak denilen bir sistem var… Ama, bazıları dinlemiyor. Çekiyor silahı, basıyor tetiğe… Eline aldığı bıçağı saplıyor, Rabbın yarattığı cana… Hanı biz insandık, hanı biz müslümandık? Şeytanın atına binen, şeytanlaşıp/ceberrutlaşıyor. Kıyıcı katıl oluveriyor… Sevgi varken, saygı varken, hamiyet/vefa varken neden bu acımasızlık, bu vahşet, bu kıyıcılık?... Tüm bunların altında, temelinde eğitimsizlik, inanç zafiyeti, iyi eğitilip/yetiştirilmemek var… Kısaca toplumsal bir çöküntü içerisindeyiz… Bu haller bizde mi? Bizlere, yöremize mi özgü? Hayır, bin defa hayır!... Artı bu kabil davranışlar tüm dünyayı, tüm dünyalıları sardı… HABİL-KABİL kavgasından bu güne gelen kıyıcılık, benlik hırsı çağlar aşarak bugünlere geldi. Değişen teknikleri kullanarak, gelişen yöntem ve teknolojileri de kullanarak zirvelere tırmandı. Eskilerin Nemrut ve Firavunlarına, Neron ve Deccallarına rağmet okur hale geldik! O mütevekkil insan gitti… Duygumuz/düşüncemiz/yaşamımız/davranışımız değişti. Dilimiz/diyanetimiz bile bölüne bölüne herkesin mantığına göre şekillendirilip/uygulanır hale getirilir oldu. Kutsiyet ve birleştiricilik özellikleri kişileştiriliyor. Daha çocuk ve gençtim Mecm el Bahr’e (Şimdiki Balıklıgöl) gittiğimde ezan sesi ile duygulanır/ürperir, oranın uhrevi havaıs ile Rabb’ın sevgi ve ilahi varlığını varlığımda hissederim. Minarelerden arşa yükselen, cemaati camiye, Rabba ibadete çağıran, kulu secdeye davet eden o ilahi ses hiç bitmesin devam etsin isterdim. Vee… Bakardım, insanlar temkinli, vakur adımlarla camiye yürüyorlar namazı edadan sonra da sakin, huzurlu, asude bir ruh halile çıkıp ya dükkânlarına, ya da evlerine revan oluyorlar. O günleri iştiyakla arzuluyorum. Şimdilerde ise, o makamlar yerli yerindeler ama o hava, o ezan sesleri, o manevi kimya bozuldu. Minarelerden yükselen ezan sesleri metalikleşti, davet edeci olmaktan çıktı, itici oldu. İnsanlar ise, çoğu kez farzın selamını verir vermez, acele ve telaş ile kendini dışarı atıyorlar. Bakıyorum, kimselerin görünüşlerinde temkin, adımlarında vakar, hallerindeki tevekkül yok/yok edilmiş… Geçtiğimiz Cuma, Yusuf Paşa Camiinden, Cuma namazından çıkarken, Kadim Dostum Halil Biner’le karşılaştım. Beni görür görmez (-Fark ettin mi, ezan okuyan ne güzel, ahengi ile okudu…) dedi. Bende (-Fark edip anladım. Ama okuyanı tanıyamadım? Allah kendini yormasın, çoktandır böyle bir sese hasretim vardı) dedim. Demek, Halil Biner Dostum da, benim gibi o ezan seslerine hasret duyarmış… Ki, hemen fark etmiş… Duymamak mümkün mü? Dil konusuna gelince… Baktım, bazı yıllanmış, eski firmalar, mağaza isimlerinin başlarına By kelimesini koyuvermişler. Altın kelimesini de Gold’laştırmışlar… Hele nevzuhur bazı inşaat firmaları yaptıkları binalara İngilizce, Fransızca, hatta yamyamca isimler koyup, bu şekilde de tanımını yaptırıyorlar. Aa dostum, hemşerim, kardeşim… Türkçemizin nesi var, ne özrü, ne kabahati var? Elin fırsatçısına koz veriyordum! Nesi, neresi seni rahatsız etti de, güzelim Türkçeyi atıyor, özünü inkârda arıyorsun! Irak, Suriye, Tunus, Cezayir, Afganistan sana bir şeyler söylemiyor, vicdanını titremiyor, ufkunu karartmıyor mu? Kendimize gelelim!

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık