Mustafa GÜNEŞ

KERKÜK ,KÜRTLER VE ORTADOĞU


Mustafa GÜNEŞ
4 Temmuz 2014 Cuma 18:00

Kürt Sorunuyla ilgilenmiş herkesin bildiği Kürdistan’ın parçalanması, bölüşümü ve her türlü etnik ve insani haklardan mahrum bırakılması olgusunu tekrar tekrar ayrıntılarıyla anlatmaya gerek yok.

Ancak meramımızın anlaşılması bakımından Ortadoğu’yu planlayan ve düzenleyen güçlerin unuttuğu bir konuyu hatırlatmak gereği var. Bu güçler o düzenlemeleri yaparken modernleşme, evrensel iletişim, eğitim ve sanayileşmenin zorunlu sonucu olan uluslaşma, etnik kimlik uyanışının bir gün mutlaka Kürtlere de yansıyacağını ya unuttular, ya Kürtlerin o günkü sosyal yapılarına bakarak ciddiye almadılar.

Ya da çıkar hevesleri gözlerini o kadar döndürmüştü ki o andaki menfaatleri elde etmek uğruna gelecekteki büyük belayı pas geçtiler.

Son 50 yıldır dünya öyle bir aşamaya vardı ki, modern teknolojinin yarattığı imkânlarla kimseyi uyutma, kandırma veya oyalama mümkün olamamaktadır.

ORTADOĞU VE KÜRTLER

68 kuşağı mensubu olmam hesabıyla, 40 yıla yakındır fazla aktif olmasa da zihinsel olarak Türkiye’nin ve özel olarak Kürt ve Kürdistan sorununu izlemekteyim.

Biraz bilinçlenip bize dayatılan resmi ideolojinin dışına doğru baktığımdan beri Kürt Sorunu konusunda gözlediğim şudur:

Ortadoğu’da -kuru sıkı bile olsa- ne zaman ki bir mermi patlarsa Kürtlere yaramıştır, gelecekte de yarayacaktır.

Yaklaşık 35-40 yıldır konunun açıldığı ve yerinin geldiği her ortamda bunu söylerim. Çünkü Kürtler dışında, Ortadoğu’da kurulup tanınmış bütün devletler kendi iç dinamikleriyle ve bir ihtiyacın dayatmasıyla değil, egemen devletlerin gözettiği denge ve ihtiyaçları doğrultusunda haksız ve adaletsiz olarak kurulmuşlardır.

Oysa bu coğrafyanın devlet olmaya en çok hakkı olan, hiç bir yerden gelmemiş ve bin yıllardır hep kendi öz toprağında yaşayan tek halkı Kürtlerdir.

Tarihe  baktığımızda, Kürtler dışındaki hemen bütün kavimler buralara yağma ve talan amacıyla gelip yerli halkları asimile, katliam veya sürgünle tasfiye edip yerleşmiş göçebe kavimlerdir.

Bir tek Kürtler bu coğrafyanın en yerleşik ve en eski kavmidir. O kadar ki onlar için evrimle beraber buradadırlar diyebiliriz. Hata daha ileri giderek Göbeklitepe tapınağı bile Kürtlerin emeğiyle inşa edilmiştir diyebiliriz.

Çünkü bu güne kadar kimse Kürtlerin buralara bir yerden geldiğine dair bir belge veya tarihi olay gösterememiştir.

İşte böyle bir kavmi, sırf çoğunluğunun dağlı olmalarına ve sosyal organizasyon yetersizliklerine güvenen dominant devletler onları yok sayıp “devlet olma bilincinde olmadıklarını” ilan ettiler. Sanki bir tek Kürtler ilkeldi ama Arap çöl/çadır aşiretleri devlet olma bilincinin zirvesindeydiler…

Öyle bir Hata yaptılar ki, o gün bu gündür Ortadoğu’da hiç kesintisiz kan, darbe, savaş ve vahşet eksilmemiştir ve Kürtler doğal haklarına kavuşmadığı sürece de asla durulmayacaktır.

KÜRTLER VE KERKÜK

Dost-düşman, cahil-arif azıcık vicdanı olan herkes bilir ki, kadim tarihten beri Kerkük,Kürdistan’ın Güneybatıdaki uç şehridir.Gerçi Birinci Paylaşım Savaşında “emperyal ülkeler” Kürtleri yok saydığından, Türkiye Musul’la birlikte Kerkük üzerinde de hak iddiasında bulunmuşsa da kimse hesaba almamış ve Suni Irak Devleti sınırları içinde kalmıştır.

MİSAK-I MİLLİ SALATASI

Yıllardır tekrarladıkları ve tek dayanakları olan  “Misak-ı Milli” dedikleri ucube belge, Dünyanın bütün dil uzmanlarından oluşan bir komisyon tarafından aylarca okunsa hiçbir şey anlayamayacağı bir laf salatasıydı. Üstelik hiçbir uluslar arası geçerliği olmayan, kendilerinin çalıp kendilerinin oynadığı bir acayip levhaydı.

Nitekim sonradan M.Kemal bile Mecliste bu belgeden bir şey anlaşılmadığını itiraf etmek zorunda kalmıştır.

TC SINIRLARI PETROLE GÖRE DÜZENLENMİŞTİR

Ayrı bir yazı konusu olmakla beraber işin özü, İngilizler, Ortadoğu’daki sınırları çizerken Türkiye’nin sınırlarını “petrol alanlarına” göre belirlemiştir. Yani bu gün 95 yıldır her 23 Nisanda esip gürledikleri Urfa’nın Kurtuluşunun asıl sırrı halk ayaklanması değil, buralarda petrol yataklarının bulunmamasıdır.

Kısacası Ortadoğu’da petrol bulunmayan alanlar Türkiye’ye bırakılmıştır.

VE NİHAYET IRAK BÖLÜNÜYOR

Birinci Körfez savaşı uç vermeye başladığından beri Türkiye bütün işini gücünü ve hatta kendi güvenliğini bir yana bırakıp Irak’ın “toprak bütünlüğü” korumayı görev edindi. Ne zaman Irak konusu açılsa bütün Türk devlet ve siyaset adamları, 100 puanlık baraj sorusunu cevaplar gibi, “Irak’ın toprak bütünlüğü“yle açılış yapıp arkasından “kırmızı çizgimizdir” veya “savaş sebebidir” tehdidiyle bağlamışlardır.

Saddam’dan sonra hazırlanan “Federal Irak Anayasası”nda Kerkük’ün durumu referanduma bırakılmıştı. Türkiye bu sefer de referandumu erteletmek için var gücünü kullanmış, başarılı da olmuştu. İşi o kadar ileri götürdüler ki. Kürtlerin bağımsızlık ilanını savaş sebebi sayıp Birleşmiş Milletler bildirimde bile bulundular.

Elbette Irak’ın toprak ve devlet bütünlüğü TC’nin umurunda değildi. Onların tüm çabası “Kürtler iflah olmasın!” Çünkü “eğer iflah olurlarsa bizim Kürtlere kötü örnek olurlar” diye düşünüyorlardı. Sanki 35 yıldır TC’ye karşı savaşan Kürtler, yeterince uyanmamış, yeterince Dünyaya örnek olmamışlardı.

NİHAYET GÜNÜ GELDİ.

Uzatmadan söyleyelim ki bu gün Irak’da yaşanan parçalanma olgusu, adına IŞİD denilen ve aslında Kaide’nin isim değiştirmiş hali olan bu caniler çetesinin tek başına hüneri değildir ve olamaz.

Bize göre tüm Sünni Irak halkı, Şii ağırlıklı bir devlette ve özellikle Şiilerle birlikte yaşamak istemediğini belirtmiş ve bunu bir halk hareketi şeklinde göstermiştir.

Irak ordusunun tek kurşun atmadan çekip gitmesinin asıl sebebi budur.

Bu olay hiç tartışmasız ve şüphesiz Irak’ın halk olarak parçalanmasıdır. Zaten önemli olan halkların birbirinden kopmasıdır. Böyle bir olgudan sonra sınır denilen şey artık kâğıt üstünde ve hiçbir anlamı olmayan soyut bir kavrama dönüşür.

Bu olayların varılacak tabii sonucu, Kürtlerin de hem doğal hem de Anayasal haklarını kullanarak Kerkük’ü sınırlarına katmasıydı.

Zaten IŞİD’in o vahşeti karşısında Kerkük Halkının da Kürtlerden başka sığınacak veya dayanacak bir imkânı kalmamıştı.

Oradaki Türkmenlerin büyük çoğunluğu da zaten öteden beri Araplar yerine Kürtlerle beraber olmayı istemişlerdir. Yalnızca kendilerine “Türkmen Cephesi” adını verdikleri ve Türkiye’deki MHP bağlantılı birkaç yüz kişilik Irkçı grup karşıydı. Ama IŞİD olayından sonra onlar da havlu atmak zorunda kalmışlardır.

MALİKİ: KÜRTLERE KALACAĞINA IŞİD’E KALSIN!

Maliki her ne kadar Şii ise ve Sünnilerle kanlı bıçaklı ise de nihayetinde bir Arap Milliyetçisidir ve öteden beri Kerkük’ün Kürt Bölgesine katılmasına kesin gözüyle bakılan “referandum” a karşı durmuş ve her türlü imkânı (ABD’yi bile ikna ederek) kullanmıştı.

Bu arada Türkiye’nin de Malik’yle beraber bütün imkânlarını kullandığını belirtelim.

Fakat işte dediğimiz gibi Ortadoğu’da patlayan her silahın Kürtlere yaraması gerçeği ilahi bir tecelli gibi devreye girmiş ve Kürtlerin binlerce yıllık hayali ve hedefini avuçlarının içine koymuştur.

ARTIK GERİ DÖNÜŞ YOK

Artık dost, düşman, Dünya ve özellikle Türkiye bilip anlamıştır ki dünyanın bütün süper güçleri oraya yığılsa bile Kimse Kürtleri oradan çıkaramaz.

Kerkük artık Kürdistan’dır ve Mele Mısto’nun vasiyeti yerine gelmiştir.

Kürtleri oradan çıkarmanın bir tek yolu vardır. O da bir tek Kürt kalmayıncaya kadar öldürmektir.

Batılı devlet adamlarının Kerkük’ü çok iyi tanımlayan bir deyimi var: Kerkük Kürtlerin Kudüs’üdür.

Bağlarken, son nefesini verinceye kadar Kerkük deyip, Kürt Evlatlarına vasiyet eden Mela Mustafa Barzani’nin (Mele Mısto) hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.

 

4.7.2014

Mustafa Güneş/URFA

 

 

 

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star