Osman GEREM

KİTLELERİ YÖNLENDİRME YÖNTEMLERİ.


Osman GEREM
14 Temmuz 2012 Cumartesi 11:43
KİTLELERİ YÖNLENDİRME YÖNTEMLERİ.
 
Bireyde olduğu gibi kitlelerde de temel ve geçici düşünceler vardır. Temel düşünceler, bir ırmağın yavaş yavaş, kaynağını izleyen sularının bütününe benzetilebilir. Geçici düşünceler ise, bu ırmak sularının üst kısımlarını hareketlendiren ve gerçek önemi olmamakla birlikte, ırmağın akıntısından daha çok göze görünen ve her zaman değişen dalgacıklar denebilir.
 
Kitlelere aktarılan düşünceler her ne olursa olsun, gayet sade bir şekil almak ve onların düşüncelerinde hayaller halinde yerleştirilmek kaydıyla nüfuz kazanabilir.
 
O zamanın durumuna göre kitle, zihninde yerleşmiş olan değişik düşüncelerden birisinin etkisi altına konabilecek ve birbirine hiç benzemeyen düşüncelere girişecektir. Kendisinde eleştiri özelliği bulunmadığından bu çelişkilerin farkına bile varmaz.
 
Birçok değişik vasıtayla bu düşünce sonuçta kitlelerin ruhuna nüfuz edince karşı konulmaz bir güç kazanır ve seri bir sonuç meydana getirir. Halk ruhunda, bir defa yerleştikten sonra bu düşüncelerin nasıl bir kudret taşıdığı da bilinmektedir. Buna tarihten verebileceğimiz yüzlerce örnek vardır: Fatih Sultan’ın karadan gemileri götürmesi, Tarık bin Ziyad’ın ordusuna telkin ettiği fikirlerin etkili olması için boğazda gemileri yaktığı ve daha nice olaylar söylenebilir.
 
Verdiğimiz bu örnekler, kitleyi etkisi altına almanın, doğru yöne kanalize edebildiğini gösterirken, sonuç hep bu doğru yönde olmayabilir. Mesela; İkbal’ın Esrar ve Rumuz’unda bahsettiği kasidenin konusunu oluşturan hayvan masalı şöyledir:
 Bir otlakta mutlu biçimde beslenip üreyen bir koyun sürüsü vardır. Fakat bir gün sürüye, aslanlar üşüşür ve ortalığı kana bular. Aslanları durdurmak isteyen zeki bir koyun, hileye başvurur ve aslanlara giderek, kendisine ilham geldiğini, üstelik Allah tarafından kendilerine elçi olarak gönderildiğini söyler. Buna inanan aslanlar için artık, zeki koyunun onlara verdiği vaazlar da inanılır şeylerdir. Koyun sürekli zayıflığın, acizliğin, yoksulluğun erdemlerinden bahseder onlara. Bu erdeme ulaşmanın yolunun da et yemeyi bırakıp ot yemekten geçtiğine onları inandırır buna kanan aslanlar ot yemeye başlarlar ve yedikçe aslanlıklarını yitirirler. İkbal bu kasideyi, dünya hayatındaki görevinin bilincinde olmayan Müslüman’ın boyun eğerek dinlediği fikirlere örnek olarak zikretmekte, bununla bir var oluş bilinci aşılamak istemektedir.
 
İkbal’in bu örneği, kitlelerin fikirleri nasıl uyguladıklarına da güzel bir temsil teşvik etmektedir.
 
Tepki ve öfke durumunda birey, iradesini ve doğru düşünme melekesini yitirir ya da iradesi farklı durumlara göre farklı ölçülerde zaafa uğrar. Bu tür bir durumda birey, içgüdüleriyle davranmaya başlar, bilincin egemenliği azalır ve akıl doğru hüküm veremez olur. Kitleler de devamlı tepkileriyle hareket ettikleri için, bu durum fikirlerine de yansır.
 
Olgunluk ve yetkinlik aşamasına ulaşılmamış toplumlarda; bir bildiğimiz yığınlar, birde belli süre içinde belli bir amacı geçekleştirmek üzere yığınları etkilemede, onları yönlendirmede son derece usta olan zümreler vardır. Vakit geldiğinde bu etkileme uzmanları, toplumu afallamak ve iradesini kullanamaz hale getirirler.
 
Kitledeki fikri yönelim böyleyken, İslam salt zihni bir olgudan ibaret değildir. İslam, fikir ve kalplerde ve özel alanlarda hapsedilmek ve sadece kafa kâğıtlarına yazılmak için kitlelere yön vermez. Zaten İslam’da kitle değil, cemaat olma şuuru vardır. Fakat ne yazık ki İslam’ı nakış gibi kalbinde değil, tasma gibi boynunda taşıyan, nasipsiz marka Müslümanları haline geldik.
 
Bakışlarımıza, İslam’ın öngördüğü şartlar değil, fakat İslam dışı dünyanın gözümüze taktığı gözlükler hâkim kılındı. İslam’ı, İslam’ın anlattığı şekilde değil de, menfaatlerin fikriyatına uygun şekilde anladık. Cemaat şuuruyla değil, kitle psikolojisiyle dayatılan yanlışları ayıklamadan kabul etme hatasına düştük. Hâlbuki İslam; ne salt düşünce sistemi ne sadece ruhi ibadet ve ne de ekonomik ve toplumsal bir nizamdır. Bilakis o, kapsamlı bir hayat programıdır. O yönlendirmede şefkati, anlayışta inceliği. Akaidde yüceliği, ibadette güzelliği, mihrapta imamlığı, harpte komutayı birleştiren bir sistem olup, bireysel ve toplumsal planda olduğu gibi uluslar arası düzenlemede her devrin ihtiyacını karşılayacak bir derinliğe ve genişliğe sahiptir. İşte bunun içindir ki, cemaat ve kitle, savundukları misyon gereği olarak da birbirlerinden ayrılmaktadır.
 
Kitleyi ve cemaati karşılaştırarak nerede olmamız ve nasıl davranmamız gerektiğini iyi kavramalıyız.
 
Cemaatte şudur ki; sosyolojinin bahsettiği gibi sadece, bir arada yaşayamaya mecbur olan insanların manevi ve maddi dayanışması ile geçekleşebilen bir hadise değildir. İslami manada cemaatleşme, bu vasıflara sahip olmakla birlikte, bunlarında ötesine taşan dinamik bir hadisedir. İslam’ın istediği cemaatleşme, itikadı bir olan insanların meydana getirdiği “toplum birliğidi”dir ki, bu birliğin ortaya koyduğu manzara, diğer oluşumlardan çok başkadır. Çünkü bu cemaatleşme, coğrafi sınırları aşar, iktisadi imkânları son haddine kadar zorlar ve fertleri diğerini korumak hususunda en büyük fedakarlığı teşvik eder.
 
Cemaat şuuruyla hareket edenlerin çoğalması niyazıyla, emanet edilmesi gereken en “Emin”e emanet olunuz…

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star