"Küllü Şeyin Yerciu İla Asıhı"


27 Nisan 2012 Cuma 16:32
Hızır;
Türk, İslam ve Ortadoğu inançlarında adı geçen bir Peygamberdir.
Hıdır veya Kıdır olarak da söylenir.
Zor anlarında insanların yardımına koşan, başkalarının kılığına bürünebilen, olağanüstü özellikleri olan bir peygamber.
Ölümsüzlüğü aradığı söylenir.
Dua ettiğinde veya verdiği bir elma yenildiğinde kısır kadınların çocuğu olur.
Bilgelik ve Hikmet sahibidir.
İnsanlara yardımcı olan kutlu bir kişidir.
Başı sıkışan iyi insanların yardımına koşar.
Kuran-ı Kerim’de adı doğrudan geçmez.
Peygamber olduğu da belirtilmez fakat bu yönde işaretler vardır. Sümer kökenli bir kişi olduğu da iddia edilir.
Sümerlerden beri var olduğu öne sürülmektedir.
Sümerlerdeki “Hasısatra” ile aynı kişi olduğu düşünülebilir. Ölümsüzlük suyunu içtiği için ölüp yeniden dirilebilir.
Elbiseleri yeşildir.
Bu anlamda doğayı simgeler.
Hızır Ata da denir.
Havada dolaşır, su üstünde yürür.
Kılıktan kılığa girebilir.
Doğadaki varlıklara söz geçirebilir.
İnsanlara göründüğünde kendini tanıtmadığı müddetçe kimse onun gerçek kimliğini bilemez.
İnsanları sınavdan geçirir,
Bazen bir derviş,
Bazen bir yoksul kılığına bürünür.
Aç olduğunu söyler, iyilikle karşılık verenleri ödüllendirir,
Tam tersine kendini kovup açlığını gidermeyenleri cezalandırır.
Türk mitolojisinde savaşlarda kurt kılığına girip öndere veya komutana görünür.
Yaraları iyileştiren ilaçlar yapar veya içeriklerini tarif eder.
Bazen kör olarak tarif edilir ama göze ihtiyacı yoktur,
Çünkü o kalp gözüyle her şeyi görür.
Bir padişah Hızır’ı görmek istiyordu.
Bir gün bunun için tellallar çağırttı,
“Kim bana Hızır’ı gösterirse onu armağanlara boğacağım” dedi.
Birçok oğlu uşağı olan Fakir bir Adam bu işe talip oldu.
Karısına dedi ki:
“Hanım ben Padişaha Hızır’ı bulacağımı söyleyip ondan kırk gün müsaade alacağım.
Bu kırk gün için padişahtan size ömrünüz boyunca yetecek yiyecek, içecek ve para alırım
Kırk günün sonunda Hızır’ı bulamayacağım için benim kelle gider, ama siz rahat olursunuz”
Adamın karısı kanaatkâr biriydi.
“Efendi biz nasıl olsa alıştık böyle kıt kanaat geçinmeye,
Bundan sonra da idare ederiz vazgeç bu tehlikeli işten” dedi.
Ama adam kafaya koymuştu.
Padişaha gidip Hızır’ı bulacağını söyledi.
Bunun için kırk gün izin istedi.
Hızır’ı bulmak için koşuşturacağı kırk gün zarfında ailesinin geçimi için Sarayın ambarından tonlarca yiyecek, içecek ve nakit para aldı.
Bunları evine teslim edip kırk gün ortalıktan kayboldu.
Kırk günün bitiminde padişahın huzuruna çıkıp her şeyi itiraf etti: ‘Benim aslında Hızır’ı falan bulacağım yoktu,
Ailece sıkıntı çekiyorduk Hızır’ı bulacağım diye sizden Dünyalık almak istedim” dedi.
Padişah buna çok kızdı:
“Padişahı kandırmanın cezasını hayatınla ödeyeceğini hiç düşünmedin mi?” diye bağırdı.
Adam da her şeyi göze aldığını söyledi.
Bunun üzerine padişah yanında bulunan üç veziriyle görüş alış verişinde bulundu.
Birinci Vezire sordu:
- Padişahı kandıran bu adama ne ceza verelim?

- Efendimiz, bu adamın boğazını keselim, etini parçalayıp çengellere asalım.
Bu sırada peyda olan, nurani, aksakallı bir ihtiyar vezirin sözleri üzerine söyle dedi:
“Küllü şeyin yerciu ila asıhı”
Padişah ikinci vezirine sordu:
- Bu adama ne ceza verelim?
- Hükümdarım bu adamın derisini yüzüp içine saman dolduralım.
Biraz önce ansızın ortaya çıkan ihtiyar yine
“Küllü şeyin yerciu ila asıhı” dedi.
Padişah üçüncü vezire sordu:
- Ey vezirim sen ne dersin, beni kandıran bu Adama ne ceza verelim?
- Padişahım bana göre, bu Adamı Affedin.
Size yakışan, sizden beklenen budur.
Bu adam önemli bir suç isledi.
Ama sanıldığı kadar da kötü biri değil.
Çünkü çoluk çocuğunun rahatı için kendini feda edebilecek kadar da İyi yürekli.
Nurani İhtiyar yine söze karıştı:
“Küllü şeyin yerciu ila asıhı”
Bu defa padişah o yaşlı zata yöneldi:
- Sen kimsin? İkide bir tekrarladığın o laf ne demektir?
İhtiyar cevap verdi:
- Senin birinci vezirinin babası kasaptı.
Onun için kesmekten, etini çengellere asmaktan bahsetti.
Yani Aslını gösterdi.
İkinci vezirin babası yorgancı idi.
Yorgan yastık, yatak yüzlerine yün, pamuk vb doldururdu.
O da babasına çekti.
Üçüncü Vezirin ise Babası da Vezirdi.
O da Soyuna çekti, Büyüklüğünü gösterdi.
Benim söylediğim söz “Herkes Aslına (Soyuna) Çeker” demektir.
Vezir istersen (üçüncü veziri göstererek) işte Vezir,
Hızır istersen (kendini göstererek) işte Hızır,
Bu Adamı Mahcup Etmemek İçin Sana Göründüm, dedi ve kayboldu.
Kıssadan Hisse
İnsanlar kendilerini geliştirmekle,
Okumakla,
Öğrenmekle ya da çok gezmekle aslından farklı bir kimliğe bürünemezler.
İlla ki kendi soyuyla benzer özelliklere sahip olurlar.
Bunlar iyi özellikler olabileceği gibi, kötü özellikler de olabilir.
Ne kadar nefret edilirse edilsin yapacak bir şey yoktur.
Ne kadar törpülenirse törpülensin,
Genetikte olan özelliklerin tamamıyla yok edilmesi mümkün olmadığından,
Her türlü Atalarımızın dediğine gelinir,
Kısaca “Armut Dibine Düşer

Saygılarımla.

İbrahim Halil Okuyan
İnşaat Yüksek Mühendisi
28.Nisan.2012 Şanlıurfa

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık