Osman GEREM

KÜRD SORUNUMU? TÜRK SORUNUMU?.


Osman GEREM
7 Ekim 2012 Pazar 15:34

KÜRD SORUNUMU? TÜRK SORUNUMU?.

Allah, "Ey İblis! Ellerimle yarattığıma saygı ile eğilmekten seni ne alıkoydu? Büyüklük mi tasladın, yoksa üstünlerden mi oldun?" dedi.

 

İblis: "Ben ondan üstünüm, çünkü beni ateşten, onu ise topraktan yarattın." dedi.    (Sad Suresi 75-76)

''dillerinizin ve renklerinizin değişik olması o'nun ayetlerindendir''. (Rum 22)

 

Her türlü soy, nesep ve kavmiyetçilik gibi cahiliye duyguları ve içgüdüleri kaldırarak yerine fazilet ve kardeşliğe dayalı ve üstünlüğün sadece Allah'a yakınlıkta arandığı bir düsturun ikamesi beşeri aklın başarabileceği bir şey değildir. Bunu ancak ve ancak ilahi mesaj başarabildi. Nitekim, İslam'ın ırkçılık konusunda getirmiş olduğu devrim, tüm zamanların ve tüm mekanların en büyük ve en anlamlı devrimidir dersek abartmış olmayız.

 

Irkçılık, toplumları sınıflandırmada (bölmede) kan ve etnik kökene önem veren bir yaklaşım tarzı. Evet ırkçılıkta üstünlük davası vardır. Ötekileştirme ve ayrımcılık vardır. Dahası kendinden olmayana düşmanlık vardır. Yukarıdaki ayetlerden de anlaşıldığı üzere yaratıldığı madde ile övünen, kendini üstün sayan ve karşısındakini düşman bilen iblis ilk ırkçı varlıktır.

Irkçılığın her türlüsüne karşıyız. Irkçılık mikrop gibidir bir yere girdimi darmadağın eder. Türkiye'de Kürt sorunu diye bir sorun yoktu. Bu insanlar yıllarca kardeş gibi, kardeşlikten de öte yaşadılar. Kız alıp verdiler, dayı yeğen oldular, hala da devam ediyorlar. Sorun nerede kaynaklandı? Ne zamanki bir kısım Türkler Türk ırkçılığına soyundular, ırkçılıkla zulüm yapmaya başladılar. O zaman sorunlar başladı. Başka ırkları inkar etmeye Türkçe bilmeyenlere aşağılamalar, hakaretlere başladılar. Tabi ki dış güçlerde boş durmadılar, fırsat kolladılar ve değerlendirdiler.

 

Bir yara kangrenleşti mi pansumani tedbirlerle iyileşmez. Neşter vurmak gerek. Sorunun çözümü için 20 sene önce bazı STK'ların hazırlamış olduğu çözüm önerilerini sizlerin dikkati nazarınıza sunuyorum. Göreceksiniz ki 20 sene içerisinde bir arpa boyu yol alınmamıştır. Hep bir adım ileri bir adım geri..

 

Bizler ortak paydası Müslüman olan yazar, araştırmacı, parlamenter, toplumsal sözcü ve çeşitli kurum ve toplulukların temsilcilikleri olarak MAZLUM-DER tarafından 28-29 Kasım 1992 tarihleri arasında Ankara'da düzenlenen Kürd Sorunu konulu forumda konuşmacıların, üzerinde durdukları ve görüş birliği sağladıkları noktaları kamuoyuna açıklamayı bir görev kabul ediyoruz.

 

dünyanın yeniden yapılandığı, yerleşik kavram ve kurumların sorgulandığı, değişim rüzgarlarının estiği böyle bir zamanda, dünyanın en hassas bölgelerinden birinde yaşayan insanlar olarak; bir insana yapılan haksızlığın bütün topluma yönelik bir tehdit oluşturduğuna, haksızlıklar karşısında susanların dilsiz şeytanlar olduğuna inanarak, haksızlık kimden gelirse gelsin ve kime yönelik olursa olsun mazlumlardan yana ve zalimlere karşı durmak kararlılığı ile soruna ilişkin teşhis ve çözüm yönündeki çabalara bir katkı sağlamak amacıyla; aşağıda tespit edilen hususlarda aramızda görüş birliği sağlanmıştır.

 

1) Sorun herşeyden önce tek boyutlu bir sorun değildir. Dini, tarihi, sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik ve psikolojik boyutları ile birlikte ele alınıp değerlendirilmesi gereken bir sorundur. Bu bakımdan sorunu sadece toprak sorununa indirmeyi sağlıklı bir yaklaşım olarak kabul etmiyoruz.

 

2) Kürd sorununu, "çok uluslu ve çok kültürlü" bir ümmet yapısından kaynaklanan bir sorun değildir. Sorun ırkçı, inkarcı, ulus-devlet süreciyle birlikte gündeme gelen bir sorundur.

 

3) Kürd halkı tarihinin en eski devirlerinden beri vardır ve var olmaya devam edecektir. Türk ve Kürd halkı kardeştir. Sorun halklar arasında değil, rejimle halk arasındadır. Biz inanıyoruz ki, yüzyıllarca, birlikte ve barış içinde yaşayan Türkler ve Kürdler diğer bölge halkları ile herhangi bir tarihsel hesaplaşma sonucunda bugünkü soruna taraf değillerdir.

 

4) Bugün yaşanmakta olan sorun, emperyalist devletlerce yönetilen bölge halklarının bu yüzyılın ilk çeyreğinde kurulan ulus-devletin ulusçu ve asimileci yapısından kaynaklanmış olup bu süreçte Kürdler üzerinde özel ve şiddete dayalı politikalar izlenmiş, Kürd kimliği ve dili inkar edilmiş, Kürdlerin yaşadığı bölge refah ve kalkınmadan hakkettiği payı alamamıştır.

 

5) Din ve mezhep farklılıkları Balkanlarda ve Kafkasya'da çatışmalara neden olurken, İslam, bölgede halkların barış içinde bir arada yaşamalarının ortak paydası olmuştur.

 

6) Forum neticesinde, ortaya çıkan genel eğilim; Türklerin ve Kürdlerin bir arada yaşama istekleri şeklinde ifadesini bulmuştur. Bu anlamda toplumun kendi kendine tapınması anlamına gelen ulus-devlet ve milliyetçi yaklaşımların sorunu çözmeyeceği, tersine sorunu daha karmaşık hale getireceği biçiminde ortak bir kanaat hasıl olmuştur.

 

7) Türkiye'de Türk-Kürd entegrasyonu güçlüdür. diğer komşu ülkelerin aksine Türkiye'de yaşayan Türk nüfus ile Kürd nüfus ekonomik, sosyal ve kültürel bakımdan birbirleriyle entegre olmuş vaziyettedirler. Türkiye'de Türkleri ve Kürdleri birbirinden ayırmaya kalkışmak aileleri bölmek anlamına gelir.

 

8) Türkiye'de Kürdleri "sorun" haline getiren resmi ideolojidir. Sıkıntının asıl kaynağı, Türkiye'de yaşayan herkesin "Türk" olduğunu kabul ettirmeye çalışan resmi ideoloji ve onun adına yürütülen politikalardır. Sorun, Türk'ü ile Kürd'ü ile topyekun Türkiyeli insanın inanç, istek ve beklentileri ile resmi ideolojinin dayattığı laik-batıcı rejim arasındaki çelişkiden kaynaklanmaktadır.


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star