Mustafa GÜNEŞ

KÜRT LİDERLER 6: MİRALAY CIBRANLI HALİT


Mustafa GÜNEŞ
9 Şubat 2013 Cumartesi 11:38

Kürtler ve liderlerinin tarih boyunca inanılmaz ve kesintisiz trajediler yaşadıkları konusunda hemen her kes hem fikirdir.

Bir yandan sarp ve sosyal organizasyona el vermeyen, bir yandan da dünyanın en ucundaki yağmacı halkların dahi iştahını çeken coğrafyaları bu trajik kaderi paylaşmalarındaki en büyük etkendir.

Özellikle son 190 yılda yaşanan isyan, sürgün ve iskân furyası ise bütün bu olumsuzlukların üzerine yıkılmış dev kaya kütleleridir.

Ancak bunların içinde bir lider var ki onun trajedisi hepsinden ötedir.

Miralay Cıbranlı Halit Bey. Ya da Kürtçesi ile Xalıt Begê Cıbri.

Kendi kuşağının en iyi eğitim görmüşü ve ilk Harbokulu mezunu Kürt’tü

AŞİRET MEKTEPLİ

Aşiret Mektepleri, İkinci Mahmut’tan bu yana bozulmuş devlet-aşiret ilişkilerini düzelterek barıştırmak, yakınlaştırmak ve aşiretlerin başına daha eğitilmiş insanlar getirerek daha seviyeli yönetimler kurmak amacıyla Abdülhamit tarafından kurulmuş bir nevi “İslami Devşirmelik Kurumları” idiler.

Bu okullara esas olarak aşiret liderlerinin çocukları alınırdı. Dolayısıyla öğrencileri de çoğunlukla Arap ve Kürt çocuklarıydı.

Halit Bey de, Cıbran Aşireti lideri Mahmut Bey’in oğlu ve 1882 doğumluydu. Cıbran Aşireti, ağırlık merkezi Varto olmak üzere Hınıs, Bingöl, Muş ve Bitlis coğrafyalarına yayılmış saygın ve büyük bir aşirettir.

Küçük Halit, henüz 10 yaşında iken, 1892 ‘de İstanbul’a “Aşiret Mektebi”ne gönderildi. Bu okulu bitirdikten sonra o zamanki adıyla “Harbiye Mektebi”ne geçiş yaptı,1902 Yılında “yaver yüzbaşı” olarak mezun oldu.   Oldukça zeki ve başarılı bir öğrenciydi. Bütün sınıfları iyi derecelerle bitirmiş, Osmanlıca yanında Fransızca, Arapça ve Farsça da öğrenmişti.

İstanbul’a gelen aşiret çocukları, Buradaki Türk Milliyetçiliği ile tanışınca pek çoğu kendi kimlik ve etnik aidiyetlerinin farkına vardı. Halit Bey de Harbokulu yıllarında kendi kimliğiyle tanışmış, oradaki Kürt Cemiyetleriyle bağlantı kurmuştu.

YÜZBAŞI HALİT

Doğum tarihi ve okul devrelerine baktığımızda M.Kemal’den bir yaş küçük, ancak aynı dönem mezunudur. Tek fark, M.Kemal kurmay olmak için“Harp Akademisi”ne geçiş yapmış, Halit Bey doğrudan birliğe katılmıştı.

İlk görev yeri Filistin’di. Birici Dünya Savaşı çıkıncaya kadar Filistin ve İran cephelerinde pek çok harekâta katıldı.

Birinci Dünya Savaşı başladığında artık yarbay rütbesindedir. Doğu/Rus cephesine çağrılarak Cıbranlılardan oluşan alayın başına getirilir. Ruslarla girişilen çatışmalarda çok büyük başarılar gösterir ve orduda isminden söz edilen bir komutan olur.

Kürdistan’ın Rusların eline geçmesine karşı çıkar. Cephe savaşında gösterdiği yoğun çabanın sebebi de zaten bu düşüncesi idi.

Yalnız kendi değil, o dönemde hemen tüm Kürt aydın ve yurtseverleri buna karşı çıkıyordu. Çünkü Kürtlerin buralardan çıkarılarak yerine Ermeni devleti kurulacağı endişesi herkese hâkimdi. İşin gerçeği çok da haksız değillerdi. Rus Çarının başından beri böyle bir düşüncesi vardı ve Osmanlı da bu korkuyu ustaca körükleyerek Kürtlerin kendi yanında kalmalarını sağlamışlardı.

Tüm çabalara rağmen ilerleyen Rus ordularını karşısında tutunamayan Halit Bey, birliğini Palu yakınlarına çekip beklemeye koyulur.

1917 DEVRİMİ VE TÜRK’ÜN YENİDEN DOĞUŞU

Her kişi veya milletin kaderinin ters yüz olduğu bir anı vardır. İşte 1917 Devrimi de Kürtlerin paramparça edilişinin, Türklerin ise ikinci yeniden doğuşunun, yani İkinci Ergenekon’unun dönüm noktasıdır.

Güya mazlum ve el altındaki halkların kurtuluşu olarak Dünya’ya lanse edilen Ekim Devrimi, bu coğrafyadaki her sınıf ve halka yaramış, bir tek Kürtlerin kaderine bir bomba gibi düşüp son yüz yıldır süregelen Kürt Trajedisinin sebebi olmuştu.

Adeta Kürtleri yok etmek üzere tanrı tarafından gönderilmiş özel bir afetti, Ekim Devrimi…

KÜRDİSTAN TEALİ CEMİYETİ (KTC)

Halit Bey, mütareke yılları boyunca İstanbul’daki KTC ile irtibat halindedir. Cemiyetin Kürdistan’daki örgütlenmesini üstlenip organizasyonunu sağlar.

Bu arada da Kürt Tarihi ve Kürt Klasik edebiyat parçalarını inceler, araştırıp yayınlanmasını sağlar.

DERSİM’E GÖNDERİLİYOR

Halit Bey’in bu faaliyetlerinden kuşkulanan Devlet, ona bir Kürt’ü Kürt’e boğdurma oyunu kurarlar. O sırlarda Dersim Ovacık’ta kaymakam gönderilememekte, kısacası devlet Ovacık’a girememektedir. Bu görev Halit bey’in alayına verilir. Öyle bir oyun ki, bir çatışmadan sonra çıkacak her durumdan devlet karlıdır.

Ancak umdukları gibi olmaz. Halit Bey, birliğini şehrin dışında bir araziye yerleştirir. Bütün aşiret önderleriyle bir toplantı düzenler. Oyunun özünü anlatır. Sanırız, zaten Osmanlının çökmekte olduğunu, çok yakında kendi bağımsızlıklarını sağlayacaklarını onun için bu geçici duruma bir süreliğine göz yumulması gerektiğini izah etmiştir. Hem kendi hatırına hem de oyunun bozulması adına Ovacıklıları ikna ederek kaymakamın ovacığa yerleştirilmesini sağlar.

Haber bütün Kürdistan’da yankılanır. Halit Bey’in zapt-ı rapta gelmeyen Dersim Kürtlerini kan dökmeden ikna etmesi, devletin ondan iyice kuşkulanmasına yol açar ve bir an önce Halit Bey sorunun çözmeye yöneltir.

PASİF GÖREVE ATAMA

Derhal bir emir çıkarılarak Cıbran Alayları orduya bağlanır, Halit Bey de Erzurum’a Kolordu Levazım Albayı (Miralay) olarak tayin edilir. Böylece hem pasif bir göreve tayin etmiş, hem de göz önünde bulundurmuş olurlar. O sırada Erzurum Kongresi gelip çatmıştır.

ERZURUM KONGRESİ

Halit Bey, Erzurum Kongresinin Kürtlerin Osmanlıya bağlılık durumunu sürdüreceğini, Osmanlı ve M.Kemal’le birlikte hareket edilmesi halinde Wilson Prensiplerinden vazgeçmiş olacakları anlamına geleceğini görerek, Kongreye katılmadığı gibi bütün Kürt ileri gelenlerine Kongreye katılmama çağrısında bulunmuş ve etkili de olmuştu. Kongreye hiç bir Kürt delege katılmadığı halde iki delege katılmış gibi listeye isimleri eklenmişti.

Bu olaydan sonra Halit Bey’in kişilik ve niyeti iyice açığa çıkmış, artık ipler iyiden iyiye gerilmişti.

Bu sıralarda, pratik bağlantı imkânı zorlaşan Kürdistan Teali Cemiyetinden beklenen faydanın sağlanamayacağını gören Halit Bey  ve arkadaşları,”Kürt İstiklal Komitesi”ni  (Azadi Cemiyeti) kurar(1920 sonları). Kurucu üyeler arasında başta Seyit Abdulkadir olmak üzere KTC ‘inin bir kısım üyeleri de bulunmaktadır. Azadi Cemiyeti bir anlamda yerinden yönetim tarzında bir örgütlenme ihtiyacından doğmuştur.

Ayrıca bölgede bulunan bir yığın Kürt Subay da  (İhsan Nuri Paşa gibi ) etkin üyeler arasındadır. İhsan Nuri o zaman henüz yüzbaşıdır ve ileride 1928–30 Büyük Ağrı İsyanını yönetecektir. O da Cıbran Aşiretindendir.

SEVR 1920

Nihayet Sevr Anlaşması gelip çatmış, her milletin yeri ve sınırı aşağı yukarı belirmiştir. Gerçi Sevr’in Kürtlere tanıdığı coğrafya pek fazla bir alan değildir. Ancak ilk defa uluslararası bir belgede resmi bir devlet statüsü tanınması bakımından bir dönüm noktasıdır.

Halit Bey de aynen böyle düşündüğünden, artık bütün çabasını bu anlaşmanın uygulanmasına yoğunlaştırır. Aşiret Beyleri, Şeyhler ve Seydalardan imzalar toplanarak o zamanki adıyla “Cemiyet-i Akvam” a ( Birleşmiş milletler)  gönderilir.

 

 

 

 

Ancak Yukarıda ada belirttiğimiz gibi 1917 Devrimi adeta Türkleri Kurtarmak, Kürtleri de yok etmek içini Tanrı tarafından özel olarak tasarlanmış bin proje olarak gökten indirilmişti.

AVRUPA-SOVYET ÇELİŞKİSİ =TÜRKİYE CUMHURİYETİ…

M.Kemal ve ekibi başından itibaren Avrupa( İngiliz-Fransız) ve Sovyet Sosyalist Devleti arasındaki çelişki ve korkuları çok usta bir biçimde kullanıp, İngilizleri Ruslarla; Rusları da İngilizlerle korkutarak her iki tarafın da yardım ve desteğini almayı başardılar.

Ruslar, M.Kemal ve ekibi kaybettiği takdirde Sevr Devreye girecek ve emperyalistlerle komşu olmak korkusuyla Türk Milliyetçilerine destek vermek gerektiğine inandılar.

İngilizler ise Anadolu’da etkin olan Türk Milliyetçilerine sırt çevirirlerse Ruslara kayacaklarına ve böylece bir daha buralardan çıkarılamayacakları korkusuyla destek vermek gerektiğine inandılar. Hatta İngilizler yalnız Kürtleri değil, Yunalıları da bu korkuya kurban ederek yalnız bırakıp yüz binlerce sivil Rum’un katline seyirci kaldılar.

Böylece Halit Bey ve Azadi örgütü ne kadar çabaladıysa da ne Ruslardan ne de İngilizlerden destek buldu. Yapılan her başvuru ve teklif hiç dikkate alınmadan geri çevrildi. Kürtler, tarafların korku ve endişelerine kurban edilmişti.

Lenin’in,” Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı” tezi de Kürtler açısından bir yalan ve riyakârlık belgesi olarak tarihe geçti. Bu riyakârlığın baş aktörü de bizzat Lenin’di

El hak Türkler de Viyana Hezimetinden beri tam iki yüz yıldır bu Rus-Avrupa çelişkisini kullanmakta epey ustalaşmışlardı.

Bu şantaj bu gün bile aynen sürmekte ve değişik versiyonlarla aynen yutulmaktadır.

Bunun sonucunda Sevr geçersiz kılındı, Lozan’a gidildi ve Lozan‘da Türk Devletinin Resmi sınırları belirlendi. Kürtler ise bu maceranın sonunda, Ruslarla Lenin’in saflığı ve oportünist tutumu sayesinde daha önce iki olan parçaları dörde bölünmüş olarak çıktılar.

Kısaca Ekim Devrimi sayesinde Birici Dünya savaşının en zarar görmüş halkı olarak tarihe geçtiler.

M.KEMAL, HALİT BEY’LE GÖRÜŞÜYOR.

Cumhuriyet ilan edilmiş, Halifelik kaldırılmış, bir dizi idari düzenlemeye gidilmiş,1924 Anayasası tam olarak M.Kemal’in keyfine göre “Türk Irkı” esas alınarak ilan edilmişti. M.Kemal’in savaş sırasında her ortamda ve her kese bol keseden dağıttığı vaatlerin hepsi unutulmuştu.

Kürtler arasında huzursuzluk ve kendiliğinden irili ufaklı isyanlar uç vermeye başlamış, genç Kürt Subaylarının vakitsiz ve yanlış anlaşılma sonucu Beytüşebap’ta başlattıkları bir isyan bastırılmıştı.

Ordudaki görevine devam etmesinin bir anlamının kalmadığını anlayan Halit Bey, aylardır emeklilik isteğinde bulunuyordu. Emekliliğini örgütün başına geçip çıkarılacak isyanı doğrudan yönetmek amacıyla istediğine yorumlayan M. Kemal, son bir girişim olarak Erzurum’a gidip Halit bey ve Kürt ileri gelenleri ile bir toplantı yapmayı planlar.

Karargâhta akşam yemeğine çağırırlar. Yemekte M.Kemal, Kolordu Komutanı, Halit Bey ve binbaşı olan bir akrabası vardır.

M.Kemal neden emeklilik istediğini sorar, o da her halde yıllardır bulunduğu pasif görevi ima ederek artık orduda kalmasının bir anlamı olmadığını belirtir.

Kolordu Komutanı ona “sizin vatana ihanet hazırlığı içinde olduğunuz söylentisi var, demek ki doğruymuş.” Der.

Halit Bey her ikisinin de Rumeli kökenli olduğunu ima ederek “Doğrudur ben vatan hainiyim. Atalarımın kanıyla yoğrulmuş bu topraktan çıkmış biri olarak ben vatan haini oluyorum, nereden geldiği belli olmayanlar da bu toprağın vatanperveri olur. Emekliliğimi kabul edin ve bırakın ihanete devam edeyim” mealinde bir cevap vererek yemek yemeden ayrılır.

M.Kemal ertesi gün büyük aşiretlerin Reisleriyle bir toplantı düzenler, ancak bir sonuca varılmadan dağılır.

M.KEMAL İKİNCİ KEZ BİR MİLLETVEKİLİ GÖNDERİYOR

Halit Bey’in Kürtler üzerindeki etkisini iyi bilen M.Kemal bu kez de Muş Milletvekili ve aynı zamanda önemli bir din adamı olan İlyas Sami Bey’i gönderir. Erzurum’a giden İ.Sami akşam Halit Bey’in evine gider. Biraz gergin geçen bir karşılamadan sonra İlyas Sami, M. Kemal’in elçisi olarak geldiğini, M. Kemal’in; bu Kürtlük işinden vazgeçmesi halinde, durdurulmuş olan terfilerinin yükseltileceğini, G. Kurmay Başkanlığı hariç her türlü görevi vermeye hazır olduğunu, aksi takdirde sonucun kötü olacağını söylediğini bildirir.

Aldığı cevap daha ağırdır. İ.Sami’ye, eskiden Kürt ve din adamı olduğunu ama şimdi artık böyle olmadığını ve “ eğer benim boynum için ip hazırladıysanız Halit’in boynu buna hazırdır.” Sözüyle konuyu kapatıp gönderir.

VE TUTUKLANIYOR

“Azadi Cemiyeti” ,Şeyh Sait, Dr. Fuat, Seyit Abdulkadir, Heseni Aşiret Reisi Halit Bey, Yüzbaşı İhsan Nuri, Bitlis M.V. Yusuf Ziya Bey, Heyderan Reisi Kör Hüseyin Paşa, Mutki Reisi H.Musa Bey ve daha bunlar gibi her kesimden bir yığın Kürt önderinden oluşmuş bir “çatı” örgüttü.

Devlet, bunların hepsinin Halit Bey’in yanında olduğunu düşündüğünden Halit Bey’i tutuklamakta tereddüt ediyordu.

Ancak gene de bu devlet, tarihin bin bir vartasından atlamış bir devletti ve bu devletle dans edenlerin bunu unutmaması sürekli akılda tutması gerekirdi.

Bütün bu olup bitenlere, M.Kemal’in ayağına kadar gelip rica etmesine, 22 yıldır bu devletin her kademesinde bulunmuş, bin türlü hile ve dolabını görüp gözlemiş, paşalık rütbesi dondurulmuş, Levazım Amirliği gibi pasif bir göreve atanmış olmasına rağmen, Halit Bey’in bu kadar ağır ve hareketsiz bekleyişini o gün de bu gün de anlamak mümkün değil.

Doğrudan Erzurum’dan almak riskini göze alamayan devlet, bir teftişi bahane ederek 20 Aralık 1924 günü Sarıkamış’a getirtir ve orada tutuklarlar.

Gizlice Erzurum’a getirilir. Aslında ev halkına da kuşkusunu bildirmiş ve “asayiş berkemal” haberini gönderdiği takdirde tutuklandığını anlamalarını bile söylemiştir.

Buradan anlıyoruz ki oyunu fark ettiği halde gene de ayaklarına kadar gitmiştir. Tam bir muamma…

Bu arada başarısız Beytüşşebap ayaklanmasından sorumlu tutulup yakalanan Yusuf Ziya Bey, kardeşi Teğmen Ali Rıza ve Şırnaklı Mela Abdurrahman’da tutuklanıp Bitlis’e getirilmiştir. İsyanın önde gelenlerinden Yüzbaşı İhsan Nuri ise Irak’a kaçmıştır.

Halit Bey de Bitlis’e götürülecektir. Erzurum’dan Bitlis’e iki yol var. Biri Hınıs-Varto-Muş üzerinden, diğeri de daha uzun yol olan Patnos-Erciş-Ahlât üzerinden…

Varto Yolu tamamen Cıbran Aşireti bölgesidir. Onun için Cıbranlıarın baskın riski düşünülerek ikinci yol seçilmiştir. İkinci yol tamamen Heyderan ve Hesenan Aşiretlerinin bölgesidir.

Elli Kişi civarında bir birlikle yola çıkarılır. Bir haftaya yakın süren yolculuk süresince geçip konakladıkları her yerde bir yolunu bulup Heyderanlı Kör Hüseyin Paşa ve Hesenanlı Halit Bey’e kelepçeli olarak Bitlis’e götürüldüğünü, kurtarılması için şifreli haberler gönderirse de bir sonuç alınamaz ve Bitlis Hapishanesine konulur.

ŞEY SAİT İSYANI BAŞLIYOR.

Şeyh Sait, Halit Bey’in hem teyzesi oğlu hem de eniştesidir. Halit Bey’in tutuklanmasına rağmen, daha önce kararlaştırdıkları gibi kış şartlarında isyana başlanmayacaktır. Çünkü bu mevsimde bölge tamamen kar altında, köy ve aşiretlerin katılımının sağlanması, ulaşım ve haberleşmenin imkânı yoktur. Dolayısıyla başarısızlıkla sonuçlanması kaçınılmazdır.

Onun için isyan, Kürtler için özel bir gün olan 21 Mart Nevroz günü ve Halit Bey’in Komutasında başlatılacaktı. Ancak tutuklanma ve “Piran Olayı” bütün bu planları alt üst eder ve istenmediği halde devletin tetiklemesiyle Şubatın tam ortasında patlar(13.2.1925).

İsyanın gidişatı ve bastırılması ayrı bir konu olduğu için burada ayrıntılara girmeyeceğiz.

Ancak isyanın başarısızlığının en önemli etkeni, Halit Bey gibi bir komutanın sevk ve idaresi olmadan yürütülmeye çalışılmasıdır.

Zaten Şeyh Sait ve erkânının tüm çabası Bitlis’i ele geçirip Halit Bey’i kurtararak işin başına geçirmektir.

Bu konuda Hesenanlı Halit Bey, Bitlis’i ele geçirip Halit ve Yusuf Beyleri kurtarmak için birçok girişimde bulunmuş ancak bir sonuç alamamıştır.

M.Kemal ve erkânı, Halit Bey’in kurtulup hareketin başına geçmesi halinde durumun kendileri açısından çok tehlikeli olacağını bildiklerinden, hapisteki Halit Bey’i Yusuf Ziya Bey, Ziya Bey’in kardeşi Teğmen Ali Rıza ve Azadi Şırnak Sorumlusu Mele Abdurrahman ile birlikte 14 Mart 1925 günü idam ettirdiler.

SONUÇ

Önceki “Kürt Liderler” yazılarımızda da belirttiğimiz gibi asıl amacımız, hayatlarını Kürt Hakları yoluna adamış bu büyük insanların bir türlü Türk Devletinin çekim alanından kurtulamayıp eninde sonunda ele geçirildikleri ve bir yığın aşağılama ve göstermelik mahkemelerde yargılanmış gibi yapılıp idam edilmeleri trajedisine vurgu yapmaktır.

Hadi diğer liderler bu devleti iyi tanımıyorlardı diyelim. Fakat bu emperyal devletin okullarında askeri eğitim alıp ordusunda Miralaylığa kadar yükselmiş, M.Kemal gibi biriyle aynı sınıfta okuyup 20 yıl silah arkadaşlığı yapmış, devletin ve M.Kemal’in bin türlü manevrasını görüp yaşamış bir liderin bütün ikaz ve yaşanan onca olaya rağmen hiç hareketsiz götürülmesini beklemesine bir türlü akıl erdiremiyoruz.

Denilir ki, erken davrandığı takdirde isyanın erken patlayacağını ve klasik kış engeli yüzünden başarısızlıkla biteceğini hesaplamış, onun için pasif kalmıştı.

Tamam, doğru ve haklıdırlar. Ancak M.Kemal kendisine Muş Milletvekili vasıtasıyla son ikazını yapmış ve sonucunun çök kötü olacağını açıkça bildirmiştir. Bu tehdidi yapanın, en iyi tanıdığı ve Koçgiri İsyanında Topal Osman gibi bir caninin eliyle Kürtlere neler yaptığını bizzat gördüğü, en yakın arkadaşlarını nasıl acımadan harcadığını bildiği biridir. Mustafa Kemal’dir o…

M.Kemal’e o resti çektiğinin sabahını beklemeden kırsala veya kendi aşiretinin derin merkezlerine çekilip örgütün yönetimine geçmesi gerekmez miydi?

İsyan erken başlayacaksa da varsın başlasın. Sesiz sakin alıp götürmelerini beklemesinden daha mı kötü olurdu? Nitekim bütün çabalara rağmen gene de isyan zamanından önce patladı. Hatta Halit Beyi tutukladıktan sonra, Piran olayını isyanı erken tetiklemek için bizzat devletin planladığı artık hemen herkes tarafından kabul edilmektedir.

Bizim yürek acımız, milletlerin tarihinde çok ender çıkan Halit Bey gibi liderlerin böylesine basit bir kararsızlık trajedisi ile yitirilmiş olmasıdır.

Dışarıda olsaydı “Kürt Kaderi”nin çok farklı gelişeceği kesindi. Hem ona, hem arkadaşlarına hem de Kürtlere yazık oldu.

Onu ve arkadaşlarını minnetle anıyor, hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.

 

5.2.2013

Mustafa Güneş/URFA

 

Kaynaklar:

1-Tahsin Sever /Azadi Örgütü ( ağırlıklı olarak)

2-Nuri Dersimi/Kürdistan Tarihinde Dersim

3-Ergun Aybars /İstiklal Mahkemeleri

4-Yaşar Kalafat /Şeyh Sait İsyanı

5-Robert Olson/Kürt Milliyetçiliği

6-Wadie Jwideh/Kürt Milliyetçiliğinin Tarihi (Özet Kürt Tarihi açısından mutlaka okunması önerilir)

 

 

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star