URFAHABER.NET - Şanlıurfa Haber - Şanlıurfa Spor - Urfa
Son Dakika
25 EKİM ANA HABER BÜLTENİ ORMANLIK ALANDA AĞAÇLAR KURUMAYA TERK EDİLDİ SAVAŞ SINIRIN BU YAKASINI DA VURDU 3 VALİYİ GÖNDERDİ AMA HALEN YAPILMADI! KENDİLERİ HOŞ, PİSLİKLERİ KÖTÜ!
Mustafa GÜNEŞ
 
KÜRT NÜFUSU ÖCÜSÜ
Mustafa GÜNEŞ
gunes.mu@hotmail.com
13 Ekim 2012 Cumartesi 09:53
Yazdır

Bundan 25 yıl kadar önce, yanılmıyorsam, tek kanal televizyon olduğu yıllardı.  MHP ve paralelindeki sağ/siyasi gruplar; tıpkı günümüzde Başbakan’ın başlattığı,”Nüfusumuz geriliyor en az 3–4 çocuk yapın“ kampanyası başlatmıştı. Gene bu günkü gibi modernist,  demokrat ve sol gruplar kampanyaya karşı çıkmış, taraflar arasında büyük tartışmalar yaşanıyordu.

Tartışma çok büyüdüğü için, Tek Kanallık TRT Televizyonu konuyla ilgili bir “Açık Oturum” düzenlemişti.

Oturum demokratik gözüksün diye her görüşten insanlar çağrılmıştı. Tabi o dönemde “Kürt “ kelimesini kullanmak dahi yasak ve belalı olduğu için haliyle kendini Kürt olarak tanımlayacak kimse de çağrılmamıştı.

Tuhaflığa bakın ki, kampanya ve tartışmanın ana ekseni “Kürtlerin Üremesi” üzerine oturduğu halde, kimse doğrudan veya dolaylı olarak “Kürt” kelimesini kullanamıyor, konuyu “Doğudaki” nüfusla “Batıdaki” nüfus arasındaki orantısız çoğalma olarak sunuyorlardı.

Milliyetçi-ırkçı grupta da (bir ara epey tartışmalı bir TRT Genel Müdürlüğü de yapmış) bir zamanların Milliyetçi Cephe Hükümetinin gözdesi ve “akıl hocası” , Ekonomi Profesörü Nevzat Yalçıntaş öne çıkıyordu.

((Bu hocamız şimdi de AK Parti’de ve sanırım gene nüfus işinde Başbakan’ı bilgilendirmektedir.))

Sol gruptakiler her zamanki gibi daha genç ve protest kişilerden oluştuğu için tartışma da giderek sertleşiyordu. MHP temsilcileri “Siyonistlerle Türk Düşmanı Batı’nın ‘Türk Irkının soyunu kurutmak’ için doğum kontrolü propagandası yoluyla bazı saf aydınlarımızı inandırdığını, bu oyuna gelmeyip en az 3 veya 4 çocuk yapmamız gerektiğini” söylüyorlardı.

Zıt görüşteki sol ve modernist gruplar ise klasik,“baka bileceğin kadar” tezini savunuyordu.

Yalçıntaş Hoca, hoşgörülü bir ağabey pozisyonunda sükûnetini bozmadan arabulmaya ve karşı tarafı rakamlarla “ikna”ya çalışmaktaydı.

Hocamız özetle;

“Bu günkü şartlarda Türkiye’de “doğurabilen kadın başına” 2,2 çocuk düştüğü zaman, nüfusun hiç değişmeden devam edeceğini, Türk nüfusunun istikrarlı bir trendle ilerleyip gerilememesi için en az 3 çocuk yapılması gerektiği, aksi halde uzun vadede durumun düzeltilemeyecek kadar vahim olacağı “ içerikli sözler söylüyordu.

Sol gruptakiler Hoca’nın bu önerisine çok sert cevaplar verip işin içine gericilik ve ırkçılığı katarak hocaya biraz fazla yüklenmeleri üzerine hoca, o saate kadar sürdürdüğü anlayışlı tavrını bozarak kızdı ve sonunda dayanamayıp baklayı çıkardı:

—Bakın, dedi. Bu günkü durumda,”Batı” illerimizde kadın başına 1,7; oysa “Doğuda”  4,2 çocuk düşmektedir. Niye anlamıyorsunuz bizi? Geçmişte başlattığımız “Nüfus Planlaması ve Doğum Kontrolü” kampanyaları ters tepti. Batı insanı uydu, Doğu uymadı. Neden bizi bazı şeyleri açıkça söylemek zorunda bırakıyorsunuz? Bu oransız üreme böyle sürerse önümüzdeki 40–50 yıl içinde kendi ülkemizde azınlığa düşme tehlikemiz var! Onun için de bakabileceğin gibi önerileri tartışacak durumda değiliz! Anlamında sözler söyleyerek kestirip attı; hava buza kesti.

Artık tartışılacak bir şey kalmadığı için “yelli, yalelli” gibi sözlerle sonlandı.

Bilmem Hoca’nın “Batı”dan kastının TürklerDoğu”dan kastının ise Kürtler olduğunu hatırlatmaya gerek var mı?

İşte günümüzde Başbakan’ın aile başına en az 3,gerekirse 4 veya 5 çocuk diye kampanya başlatmasının temel niyeti bu eşitsiz durumdur. Neyse ki hiç değilse bir konuda Kürtler öndeydi. O günden bu yana aradaki fark giderek azalmakta ve devlete hâkim olan “ırkçı çekirdek”  daha da telaşlanmaktadır.

GERÇEK BÖYLE MİDİR?

Çoklu etnik yapıdan oluşmuş devletlerin sosyolojik durumuna basitçe bir göz atıldığında, eğitim sistemi ne kadar demokrat ve etnisitelerin hassasiyetlerini gözeterek düzenlenmiş olursa olsun, sonunda egemen olan kültür ve kimliğin baskın geldiği görülür.

Bunun dünyadaki en somut ve pratik örneği ABD’dir.

Bu devlette, halk deyimi ile “72 millet” var ve herkesin kendini ifade ve eğitim hakkı mevcut. Kim çocuğunu nasıl, hangi dilde eğitmek ve hangi inançta olmasını istiyorsa seçmede tam anlamıyla özgürdür. Her grubun bu amaçla kurulmuş örgütleri var; her örgüt kendi amacına yönelik kesintisiz hizmet vermektedir.

Buna rağmen tüm ülkeyi kaplayan sosyal ortam İngilizce ve İngiliz/Avrupa Kültürü olduğu için, diğer etnik kimlik ve diller ne kadar uğraşırsa uğraşsın, objektif kültür ortamının asimilasyonuyla baş edememektedirler. Üstelik kuşaktan kuşağa kronik bir süreçle güç ve direnç yitirmekteler.

Çağın kitle iletişim araçları ve devletin ekonomik olarak güçlenmesiyle en uzak köşelere eğitim kurumları açması bu trendi artan bir hızla tırmandırmaktadır.

KÜRTLERİN ÇOĞALMASI VE SONUÇLARI

Kimse kesin bir rakam verememekle birlikte, Türkiye’deki en düşük rakamın 15 milyon olduğunu söylemek mümkün. Ancak “Sosyolojik Demografi” açısından, kısa vadede sayısallığın çok da önemli ve belirleyici olmadığını söyleyebiliriz. Örneklersek;

Bu sayının 20 milyon olduğunu kabul edelim. Şayet bunca sayısal niceliğe rağmen, bu nüfusun, 1 - 2 milyonluk bir kesimi bir takım etnik ve kültürel talepte bulunur, geri kalan işine-eşine- aşına bakar, egemen ulusla bütünleşmek, gönüllü asimile olmak isterse o zaman bu sayısallığın çok fazla bir önemi kalmaz.

Çünkü ister mikro, ister makro ölçekte olsun, bir kişi veya kitlenin, hissettiği  ”etnik aidiyet duygusu” önemlidir.

Bunca kentleşme, din birliği ve eğitimin yoğun bombardımanı karşısında kişinin duygusal olarak kendini inadına  “etnik kökenine ait hissetmesi” her babayiğidin başaracağı iş değil.

MEVCUT DURUM

Mevcut objektif ortamda Kürtlerin kendini Kürt olarak tanımlama oranı hakkında hem karamsar hem de iyimser olmak için gerekçeler var. Kendim “iyimser” sonuç çıkarmadan yanayım.

Çünkü Kürt Coğrafyası binlerce yıl yabancı işgali ve saldırısı görüp geçirmiş tecrübeli bir coğrafyadır. Önceki bir yazıda da belirttiğimiz gibi, bu lanetli coğrafyada onlarca kavim türeyip eridi, Kürtler ise hep varlığını korudu.

Bu günkü teknolojik imkânların etkileme gücüne en fazla direnebilmiş halkın gene de Kürtler olduğunu görüyoruz. Bu sonuca varmak için Türkiye’deki diğer etnik kesimlerin haline bakmak yeter. Hele bir kesimi öyle Türkleşmiş ki, iddiasız ve normal vatandaş gibi yaşayan saf Türkler bile onların Türklüğünden korkuyor.

2011 seçimlerindeki Kürt Oyları 2,5 milyon civarındadır. Bu sayı yaklaşık 6 milyonluk bir nüfusa eşdeğerdir. Hele bir de özgür ortam sağlanırsa, bunun kat be kat fazlasına ulaşılacağına kimsenin şüphesi yok. Bu rakam genel Kürt nüfusunun üçte biri demektir ki,  devletin yüz elli yıldır bütün imkânlarını kullanarak eritmeye çalışmasına rağmen, azımsanıp küçümsenecek bir sayı değildir.

ÖNEMLİ OLAN NİTELİK

Uzun yazdığımızdan gelen şikâyetleri düşünerek kısaca söyleyebiliriz ki, bir ülkede yaşayan ve egemen etnisiteden ayrı kökenden gelen insanların sayısal çokluk veya azlığının fazla bir anlamı yoktur.

Önemli olan o kitlenin ne kadarının bütünleşip erimiş, ne kadarının kendini farklı olarak tanımlayıp tasfiyeye direnmesidir. Toplumsal gelişmeler tarihine baktığımızda, dünyanın hiçbir yerinde hiçbir toplumun tamamı veya büyük çoğunluğu herhangi bir hak talebinde bulunmamıştır.

Bütün haklar, her zaman sınırlı sayıdaki aydınların öncülüğünde, pek de çoğunluk sayılmayan kitlelerin inatçı ve kararlı direnişleriyle elde edilmiştir.

Bu açıdan bakıldığında, yüzeli yıllık onca asimilatik bombardımana rağmen, inadına kendini Kürt olarak tanımlayıp hisseden bu yoğunluktaki bir kitle, bir devleti bunaltıp kaosa sürüklemesine yeter.

Kendi farkına varmış 6 milyonluk bir kitleyi; süttozuyla, her sabah yeni bir gündem şamatasıyla, din kardeşliği ve “andımız” gibi martavallarla, nüfus planlaması veya  “dengeleyici nüfus” üretmeyle durdurmanın imkânı yoktur.

Kuyudan çıkan toprak kuyuya sığmaz.

Son olarak, tarih boyunca çoğala çoğala koca Asya Kıtasına sığamayıp Avrupalara yayılacak kadar üremiş bir halkın liderlerinin; hepi topu 20 milyon nüfusa ulaşabilmiş Kürt halkından -haşarattan söz eder gibi- “çok ürüyorlar” diye şikâyetçi olup korkması ne kadar yiğitlik ne kadar ahlakidir?

“Her şeyi herkesten iyi bilen” Başbakanımıza ve onun “akılbendlerine”  arz olunur.

12.Ekim.2012

Mustafa Güneş/URFA

 

Bu köşe yazısı toplam 46313 defa okunmuştur
Köşe Yazısı Yorumları
Yorum Ekle
İddia ediyorum Türkiye de en fazla 8 milyon Kürt var doğu ve güneydoğu nun üçte biri kesinlikle Türk - Türkmen asıllıdır. Zazalar da kesinlikle kürt değildir. Yine iddia ediyorum. Tarihte kürtler diye bir ırk millet yoktur. Kürtlerin bir kısmı farsların ardıllara diğerleri de farslaşmış Türk-Arap lardır. En çok da Türkler fars(Kürt)leşmiştir. Biz zazaları kirman laştırma çabalarınız da boşuna
Zaza - 2013-03-23 00:30:59
Önce okuduğunu anlamalısın.Orada "din"e değil,bu devletin "din kardeşliği" diyerek Kürtleri kandırmaya çalıştığından söz ediliyor.Başka söylediklerin ise beni ilgilendirmez.
Ahmet Durmaz - 2012-10-18 00:43:33
Çok güzel laf ebeliği yapıyorsun , gaza getirme taktiğin ve teorin de iyi, pratiğinde öylemi? ne verdin sen bu kürt davası için önce onu söyle,vermemişsen ve dini martaval olarak görüyorsan asıl martavalcı sensin.
pusat - 2012-10-17 02:57:35
Tüm Yorumlarları oku
 
Hava Durumu
Havadurumu
Yazarlar
Çok Yorumlananlar
CANLI TV YAYINI İÇİN TIKLAYIN
Videogaleri
Fotogaleri
Finans
İMKB 100
USD ALIŞ
USD SATIŞ
EURO ALIŞ
EURO SATIŞ
POUND ALIŞ
POUND SATIŞ
ALTIN ALIŞ
ALTIN SATIŞ
Namaz Vakitleri
İmsak
Güneş
Öğlen
İkindi
Akşam
Yatsı
Hakkımızda | Künye | Reklam | İletişim | RSS

Urfa Haber
© Copyright 2013

Her Hakı Saklıdır

 

Online  Anlık  Ziyaretçi Sayısı

Anlık Online
Ziyaretçiler İçin Tıklayın


YASAL UYARI :
  Haber sitemiz 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayın yapmaktadır. Sitemizde yayınlanan haber ve videolar, sitemiz kaynak gösterilmek veya ilgili sayfamıza link verilmek koşuluyla yayınlanabilir. Aksi durumlarda art niyetli kişi ve/veya kuruluşlar ile ilgili her türlü yasal haklarımız saklıdır. Haberlere ve köşe yazılarına yapılan yorumların sorumluluğu yorum yapanlara aittir. Urfa Haber hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz. Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. www.urfahaber.net harici linklerin sorumluluğunu almaz. Urfa Haber sitesinde facebook kullanıcıları ve site ziyaretçileri tarafından sağlanan her türlü ilan, bilgi, içerik ve görselin gerçekliği, orijinalliği, güvenliği ve doğruluğuna ilişkin sorumluluk bu içerikleri giren kullanıcıya ait olup, Urfa Haber'in bu hususlarla ilgili herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır.


Yazılım: Haber Sitesi Kur