KOBANİ’DE 74.GÜN!
Mustafa GÜNEŞ

KÜRT NÜFUSU ÖCÜSÜ

Mustafa GÜNEŞ
gunes.mu@hotmail.com
 
 
RUHA TV
 

Bundan 25 yıl kadar önce, yanılmıyorsam, tek kanal televizyon olduğu yıllardı.  MHP ve paralelindeki sağ/siyasi gruplar; tıpkı günümüzde Başbakan’ın başlattığı,”Nüfusumuz geriliyor en az 3–4 çocuk yapın“ kampanyası başlatmıştı. Gene bu günkü gibi modernist,  demokrat ve sol gruplar kampanyaya karşı çıkmış, taraflar arasında büyük tartışmalar yaşanıyordu.

Tartışma çok büyüdüğü için, Tek Kanallık TRT Televizyonu konuyla ilgili bir “Açık Oturum” düzenlemişti.

Oturum demokratik gözüksün diye her görüşten insanlar çağrılmıştı. Tabi o dönemde “Kürt “ kelimesini kullanmak dahi yasak ve belalı olduğu için haliyle kendini Kürt olarak tanımlayacak kimse de çağrılmamıştı.

Tuhaflığa bakın ki, kampanya ve tartışmanın ana ekseni “Kürtlerin Üremesi” üzerine oturduğu halde, kimse doğrudan veya dolaylı olarak “Kürt” kelimesini kullanamıyor, konuyu “Doğudaki” nüfusla “Batıdaki” nüfus arasındaki orantısız çoğalma olarak sunuyorlardı.

Milliyetçi-ırkçı grupta da (bir ara epey tartışmalı bir TRT Genel Müdürlüğü de yapmış) bir zamanların Milliyetçi Cephe Hükümetinin gözdesi ve “akıl hocası” , Ekonomi Profesörü Nevzat Yalçıntaş öne çıkıyordu.

((Bu hocamız şimdi de AK Parti’de ve sanırım gene nüfus işinde Başbakan’ı bilgilendirmektedir.))

Sol gruptakiler her zamanki gibi daha genç ve protest kişilerden oluştuğu için tartışma da giderek sertleşiyordu. MHP temsilcileri “Siyonistlerle Türk Düşmanı Batı’nın ‘Türk Irkının soyunu kurutmak’ için doğum kontrolü propagandası yoluyla bazı saf aydınlarımızı inandırdığını, bu oyuna gelmeyip en az 3 veya 4 çocuk yapmamız gerektiğini” söylüyorlardı.

Zıt görüşteki sol ve modernist gruplar ise klasik,“baka bileceğin kadar” tezini savunuyordu.

Yalçıntaş Hoca, hoşgörülü bir ağabey pozisyonunda sükûnetini bozmadan arabulmaya ve karşı tarafı rakamlarla “ikna”ya çalışmaktaydı.

Hocamız özetle;

“Bu günkü şartlarda Türkiye’de “doğurabilen kadın başına” 2,2 çocuk düştüğü zaman, nüfusun hiç değişmeden devam edeceğini, Türk nüfusunun istikrarlı bir trendle ilerleyip gerilememesi için en az 3 çocuk yapılması gerektiği, aksi halde uzun vadede durumun düzeltilemeyecek kadar vahim olacağı “ içerikli sözler söylüyordu.

Sol gruptakiler Hoca’nın bu önerisine çok sert cevaplar verip işin içine gericilik ve ırkçılığı katarak hocaya biraz fazla yüklenmeleri üzerine hoca, o saate kadar sürdürdüğü anlayışlı tavrını bozarak kızdı ve sonunda dayanamayıp baklayı çıkardı:

—Bakın, dedi. Bu günkü durumda,”Batı” illerimizde kadın başına 1,7; oysa “Doğuda”  4,2 çocuk düşmektedir. Niye anlamıyorsunuz bizi? Geçmişte başlattığımız “Nüfus Planlaması ve Doğum Kontrolü” kampanyaları ters tepti. Batı insanı uydu, Doğu uymadı. Neden bizi bazı şeyleri açıkça söylemek zorunda bırakıyorsunuz? Bu oransız üreme böyle sürerse önümüzdeki 40–50 yıl içinde kendi ülkemizde azınlığa düşme tehlikemiz var! Onun için de bakabileceğin gibi önerileri tartışacak durumda değiliz! Anlamında sözler söyleyerek kestirip attı; hava buza kesti.

Artık tartışılacak bir şey kalmadığı için “yelli, yalelli” gibi sözlerle sonlandı.

Bilmem Hoca’nın “Batı”dan kastının TürklerDoğu”dan kastının ise Kürtler olduğunu hatırlatmaya gerek var mı?

İşte günümüzde Başbakan’ın aile başına en az 3,gerekirse 4 veya 5 çocuk diye kampanya başlatmasının temel niyeti bu eşitsiz durumdur. Neyse ki hiç değilse bir konuda Kürtler öndeydi. O günden bu yana aradaki fark giderek azalmakta ve devlete hâkim olan “ırkçı çekirdek”  daha da telaşlanmaktadır.

GERÇEK BÖYLE MİDİR?

Çoklu etnik yapıdan oluşmuş devletlerin sosyolojik durumuna basitçe bir göz atıldığında, eğitim sistemi ne kadar demokrat ve etnisitelerin hassasiyetlerini gözeterek düzenlenmiş olursa olsun, sonunda egemen olan kültür ve kimliğin baskın geldiği görülür.

Bunun dünyadaki en somut ve pratik örneği ABD’dir.

Bu devlette, halk deyimi ile “72 millet” var ve herkesin kendini ifade ve eğitim hakkı mevcut. Kim çocuğunu nasıl, hangi dilde eğitmek ve hangi inançta olmasını istiyorsa seçmede tam anlamıyla özgürdür. Her grubun bu amaçla kurulmuş örgütleri var; her örgüt kendi amacına yönelik kesintisiz hizmet vermektedir.

Buna rağmen tüm ülkeyi kaplayan sosyal ortam İngilizce ve İngiliz/Avrupa Kültürü olduğu için, diğer etnik kimlik ve diller ne kadar uğraşırsa uğraşsın, objektif kültür ortamının asimilasyonuyla baş edememektedirler. Üstelik kuşaktan kuşağa kronik bir süreçle güç ve direnç yitirmekteler.

Çağın kitle iletişim araçları ve devletin ekonomik olarak güçlenmesiyle en uzak köşelere eğitim kurumları açması bu trendi artan bir hızla tırmandırmaktadır.

KÜRTLERİN ÇOĞALMASI VE SONUÇLARI

Kimse kesin bir rakam verememekle birlikte, Türkiye’deki en düşük rakamın 15 milyon olduğunu söylemek mümkün. Ancak “Sosyolojik Demografi” açısından, kısa vadede sayısallığın çok da önemli ve belirleyici olmadığını söyleyebiliriz. Örneklersek;

Bu sayının 20 milyon olduğunu kabul edelim. Şayet bunca sayısal niceliğe rağmen, bu nüfusun, 1 - 2 milyonluk bir kesimi bir takım etnik ve kültürel talepte bulunur, geri kalan işine-eşine- aşına bakar, egemen ulusla bütünleşmek, gönüllü asimile olmak isterse o zaman bu sayısallığın çok fazla bir önemi kalmaz.

Çünkü ister mikro, ister makro ölçekte olsun, bir kişi veya kitlenin, hissettiği  ”etnik aidiyet duygusu” önemlidir.

Bunca kentleşme, din birliği ve eğitimin yoğun bombardımanı karşısında kişinin duygusal olarak kendini inadına  “etnik kökenine ait hissetmesi” her babayiğidin başaracağı iş değil.

MEVCUT DURUM

Mevcut objektif ortamda Kürtlerin kendini Kürt olarak tanımlama oranı hakkında hem karamsar hem de iyimser olmak için gerekçeler var. Kendim “iyimser” sonuç çıkarmadan yanayım.

Çünkü Kürt Coğrafyası binlerce yıl yabancı işgali ve saldırısı görüp geçirmiş tecrübeli bir coğrafyadır. Önceki bir yazıda da belirttiğimiz gibi, bu lanetli coğrafyada onlarca kavim türeyip eridi, Kürtler ise hep varlığını korudu.

Bu günkü teknolojik imkânların etkileme gücüne en fazla direnebilmiş halkın gene de Kürtler olduğunu görüyoruz. Bu sonuca varmak için Türkiye’deki diğer etnik kesimlerin haline bakmak yeter. Hele bir kesimi öyle Türkleşmiş ki, iddiasız ve normal vatandaş gibi yaşayan saf Türkler bile onların Türklüğünden korkuyor.

2011 seçimlerindeki Kürt Oyları 2,5 milyon civarındadır. Bu sayı yaklaşık 6 milyonluk bir nüfusa eşdeğerdir. Hele bir de özgür ortam sağlanırsa, bunun kat be kat fazlasına ulaşılacağına kimsenin şüphesi yok. Bu rakam genel Kürt nüfusunun üçte biri demektir ki,  devletin yüz elli yıldır bütün imkânlarını kullanarak eritmeye çalışmasına rağmen, azımsanıp küçümsenecek bir sayı değildir.

ÖNEMLİ OLAN NİTELİK

Uzun yazdığımızdan gelen şikâyetleri düşünerek kısaca söyleyebiliriz ki, bir ülkede yaşayan ve egemen etnisiteden ayrı kökenden gelen insanların sayısal çokluk veya azlığının fazla bir anlamı yoktur.

Önemli olan o kitlenin ne kadarının bütünleşip erimiş, ne kadarının kendini farklı olarak tanımlayıp tasfiyeye direnmesidir. Toplumsal gelişmeler tarihine baktığımızda, dünyanın hiçbir yerinde hiçbir toplumun tamamı veya büyük çoğunluğu herhangi bir hak talebinde bulunmamıştır.

Bütün haklar, her zaman sınırlı sayıdaki aydınların öncülüğünde, pek de çoğunluk sayılmayan kitlelerin inatçı ve kararlı direnişleriyle elde edilmiştir.

Bu açıdan bakıldığında, yüzeli yıllık onca asimilatik bombardımana rağmen, inadına kendini Kürt olarak tanımlayıp hisseden bu yoğunluktaki bir kitle, bir devleti bunaltıp kaosa sürüklemesine yeter.

Kendi farkına varmış 6 milyonluk bir kitleyi; süttozuyla, her sabah yeni bir gündem şamatasıyla, din kardeşliği ve “andımız” gibi martavallarla, nüfus planlaması veya  “dengeleyici nüfus” üretmeyle durdurmanın imkânı yoktur.

Kuyudan çıkan toprak kuyuya sığmaz.

Son olarak, tarih boyunca çoğala çoğala koca Asya Kıtasına sığamayıp Avrupalara yayılacak kadar üremiş bir halkın liderlerinin; hepi topu 20 milyon nüfusa ulaşabilmiş Kürt halkından -haşarattan söz eder gibi- “çok ürüyorlar” diye şikâyetçi olup korkması ne kadar yiğitlik ne kadar ahlakidir?

“Her şeyi herkesten iyi bilen” Başbakanımıza ve onun “akılbendlerine”  arz olunur.

12.Ekim.2012

Mustafa Güneş/URFA

 

 
 
 
 
13 Ekim 2012 Cumartesi 09:53
Okunma: 46868
 

(0 Yorum Yapıldı)Yorumlar
<p>Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.</p>
Son 24 Saat
Haberler RSS Beslemesi
 
 
Yazarlar
Yazarlar RSS Beslemesi
 
 
 
Gazete Manşetleri
 
Namaz Vakitleri
 
  • İmsak04:19
  • Güneş05:57
  • Öğlen11:20
  • İkindi14:04
  • Akşam16:24
  • Yatsı17:50
 
Anket
Yeni Tasarımı Nasıl Buldunuz?
Mükemmel
Çok iyi
Beğendim
İdare eder
Beğenmedim
Eskisi daha iyiydi
 
Lig Puan Durumu
 
Takımlar
O
G
B
M
P
1
Beşiktaş
10
6
2
2
20
2
Fenerbahçe
10
6
2
2
20
3
Galatasaray
10
6
1
3
19
4
Mersin İdman Yurdu
10
5
2
3
17
5
Bursaspor
10
4
3
3
15
6
Trabzonspor
10
3
6
1
15
7
Akhisar Bld.Spor
10
4
3
3
15
8
Gaziantepspor
10
4
3
3
15
9
İstanbul Başakşehir
10
3
5
2
14
10
Gençlerbirliği
10
3
4
3
13
11
Kasımpaşa
10
3
4
3
13
12
Torku Konyaspor
10
3
3
4
12
13
Eskişehirspor
10
2
5
3
11
14
Çaykur Rizespor
10
2
4
4
10
15
SAİ Kayseri Erciyesspor
10
1
6
3
9
16
Sivasspor
10
2
3
5
9
17
KDÇ Karabükspor
10
2
2
6
8
18
Balıkesirspor
10
1
2
7
5
 
Şampiyonlar Ligi
 
UEFA Avrupa Ligi
 
Alt Lig
 
Tarihte Bugün
1526 - Kanuni Sultan Süleyman, Avusturya seferine çıktı.
1909 - Thomas Alva Edison ilk sesli film gösterisini yaptı.
1919 - Bulgaristan, Müttefikler ile barış anlaşması imzaladı.
1923 - Şark Demiryolları gevi sona erdi.
1924 - Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk muhalefet partisi olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası başkanlığına Kâzım Karabekir Paşa seçildi.
1936 - Millet Meclisi Hatay davasını Milletler Cemiyeti'ne götürmeye karar verdi.
1942 - Alman orduları, Toulon Limanı'na girerken; buradaki Fransız donanması kendini yok etti.
1943 - Amasya, Çorum, Tokat, Ordu ve Kastamonu'da deprem oldu; 4016 kişi öldü, 23.785 ev yıkıldı.
1947 - İstanbul İnönü Stadyumu açıldı.
1948 - İstanbul'da 22 Kasım'da başlayan 1948 Türkiye İktisat Kongresi sona erdi. Kongrede, devletçilik politikası eleştirildi, özel girişimciliğin teşviki istendi.
1950 - Kore'de Kunuri Savaşı başladı.
1961 - İstanbul polisi bacağında Moskova yazılı kâğıt bulunan kargayı nezarete aldı.
1967 - ABD Başkanı Johnson'un Kıbrıs Özel Temsilcisi Cyrus Vance, üçüncü kez Ankara'ya gelerek Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil ile görüştükten sonra Türkiye'nin yeni önerilerini götürdü. Yunan cuntasından kesin cevabını vermesi istendi.
1967 - Fransa Başbakanı General Charles De Gaulle İngiltere'nin Ortak Pazara girmesini veto etti.
1970 - Atatürk Kültür Merkezi (O zamanki adıyla İstanbul Kültür Sarayı), Arthur Miller'ın Cadı Kazanı adlı eseri sahnelenirken yandı. Kullanılamaz hale gelen bina tekrar açılacağı 1978 yılına kadar kapalı kalacaktır.
1976 - CHP, Sosyalist Enternasyonal'e üye olacağını açıkladı.
1978 - PKK, Diyarbakır ilinin Lice ilçesine bağlı Fis köyünde kuruldu.
1981 - Ankara'da 901 öğretim üyesi Yüksek Öğretim Kanunu'na karşı çıktı.
1990 - İlk iki eşcinsel erkeğin evliliğinden doğum gerçekleşti. Alternatif dünya eşcinseller günü olarakta kabul edilir.
1990 - Birleşik Krallık'ta yapılan seçimler sonucu John Major başbakan oldu.
1996 - Diyarbakır, Bingöl, Tunceli, Bitlis, Hakkari, Mardin ve Siirt'in kırsal kesimlerinde sürdürülen operasyonlarda 52 PKK'lı öldürüldü, 5'i sağ yakalandı. Çatışmalarda 7 güvenlik görevlisi şehit oldu.
1998 - Aydınlık Türkiye Partisi kuruldu.
2001 - Hubble Uzay Teleskobu, Güneş Sistemi dışındaki Osiris adlı bir gezegenin hidrojenden oluşmuş bir atmosfere sahip olduğunu keşfetti. Bu Güneş Sistemi dışında keşfedilmiş ilk atmosferdir.
2002 - BM silah denetçileri, dört yıl aradan sonra Irak`ta yeniden denetimlerine başladılar.
2005 - Yönetmen Uğur Yücel'in filmi Yazı-Tura, 54. Uluslararası Mannheim Heidelberg Film Festivali'nde Uluslararası Film Eleştiri Ödülü'nü kazandı.
2009 - Kurban Bayramı.
 
Arşiv
 
Süper Loto
20.11.2014 Tarihli Çekiliş Sonucu061920293646
 
On Numara
24.11.2014 Tarihli Çekiliş Sonucu07162931323435384041444950535659616571727677
 
Sayısal Loto
22.11.2014 Tarihli Çekiliş Sonucu052229324647
 
Şans Topu
26.11.2014 Tarihli Çekiliş Sonucu081726303111
 
 
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji