Mustafa GÜNEŞ

“KÜRTLERİN KÖKÜNÜ KAZI”


Mustafa GÜNEŞ
28 Haziran 2012 Perşembe 05:49
1250’lerde Asya’yı baştan sona kasıp kavuran Moğol fırtınasının iki kahramanı vardı: Biri Moğolistan’da hükümdarı Münge Han, diğeri onun İran ve Mezopotamya’daki kanlı eli Hulagu!
Hulagu’nun yaptıklarını izaha yeryüzündeki hiç bir dilde kelime bulmak mümkün değildir. Buna çalışmayacağız da.
Bizim amacımız yaptıklarını anlatmak olmayıp, Kürtlerle ilgili olanını aktarmak olduğu için yaptıklarına sadece değinmekle yetindik.
Münge Han, Mezopotamya ve Mısırı ele geçirmek için görevlendirdiği Hulagu’ya daha Hulagu harekât merkezinden çıkmadan önce gönderdiği fermanda bakınız ne ferman buyurmuş:
“Hükmüne boyun eğenlere iyi davran! Asileri ez! Yoluna çıkan tüm kaleleri,surları yerle bir et…Turan’dan  İran’a ilerle ve orayı da aldıktan sonra Irak’a geç:   L O R L A R I N   VE  K Ü R T L E R İ N   K Ö  K Ü N Ü  K A Z I ,eşkıyalıklarıyla seyyahları her daim tasalandıran kalelerini,Kardeh-kuh ve Lembeh şer’i yık..”
Tam körün istediği bir göz…
Bu emri alan Hulagu;
Ninova’yı yerle bir edip,  coğrafyadan öyle bir sildi ki, izlerini ancak 700 yıl sonra bulabildiler.
O güne kadar sayısız (ama gerçekten sayısız) işgal ve yıkımlar geçirmiş, ancak her seferinde küllerinden tekrar doğmuş efsane şehir Harran, bir daha asla belini doğrultamadı. O gün bu gündür harap haldedir.
Hele Kürdistan’a öyle bir girdi ki, alınan emir gereği, ele geçen kimsenin sağ bırakılmadığını anlayan Kürt Aşiretleri var güçleriyle ile yurtlarını terk ettiler. Öyle ki, bir kısmıMısır’a, birkaç aşirette Cezayir’e kadar gitti ve bir daha dönmediler.
Demek istiyoruz ki:
Bu dava ne Osmanlı, ne Kemalistler, ne de Cumhuriyetle başlamış bir dava değil.
Neredeyse bin yıldır coğrafyalarına musallat olmuş Asyatik Kavimlerin “yeminli” bir takıntısı.
Acı ve trajik olanı şu ki; dünyayı kasıp kavuran Moğol Barbarlarının yaptıkları çok iyi bir şeymiş gibi M.Kemal, bizzat dikte ettirdiği  “Türk Tarih Tezi”nde Moğollara, Cengiz ve Hulagulara sahip çıkıp onları da Türk sayıyor.
O kadar ki, cumhuriyetin ilk yıllarında çocuklara konulan Cengiz adı –neredeyse- Mehmetadı kadardı.
Üstelik Moğolların elinden yurtlarını terk edip buralara kadar kaçıp kovlanmalarına rağmen.
Sırf Osmanlıyı es geçip kötülemek uğruna…
Şimdi soralım:
Sizce;
1-Tüm bunlardan haberdar olup “tarih içinde” ve ”tarih bilinciyle” düşünenlerin barış için umutlanması,
2-Bu kadar köklü bir vahşeti kardeşlik gargarasıyla geçiştirmek,
3-Bin yıldır baş eğdiremediği için, inadı nefret takıntısına dönüşmüş egemenlerin söz ve ruh hallerine güvenip umutlanmak,
Ne kadar mümkündür?
Gençlere bir şey diyemem. Ama en azından kendim kalan şu birkaç yılımda; barışı göreceğime, bin yıllık inat mirasını devralmış bir devletin, bu halkın doğal haklarını kabul edep bu vahşeti durdurabileceğine inanamıyorum.
Bütün arzu ve hayalime rağmen…
Keşke yanılmış olaydım; keşke bana, “o kadar karamsardın, bak ne oldu?” diyecekleri günü göreydim. Keşke…

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık