Mustafa GÜNEŞ

KYBELE ANAMIZ


Mustafa GÜNEŞ
18 Aralık 2012 Salı 03:31

Bu günkü yazımızı da siyaset dışı ama ilginç bir konuya ayırdık.

Kybele,kökü M.Ö. 7 bin yıllara kadar giden ana tanrıça.

İnsanlar ilkel çağlarda, her canlının o türün   “dişi” si tarafından türetildiğini görünce yaratıcı tanrının dişi olduğuna inanmıştı.

Aynı durum insan türünde de gözlendiğinden insanlar “kadın”ı yeryüzündeki yaratıcı veya onun vekili olarak kabul etti. Böylece onu “tanrıça” ilan edip tapınmaya başladı. Bu inancın tabii sonucunda da “kadın egemen” (matriarkal/anaerkil) toplum biçimi ortaya çıktı

Gene insan zihninin henüz soyut kavramları algılamadan yoksun seviyede olduğu ve yaratıcı’nın mutlaka somut bir sembolle temsil edilmesi gerektiğine inandığı için de bu tanrıçanın heykelini yaparak önünde tapınma törenleri gerçekleştirmiştir.

Nitekim “soyut yaratıcı” ile “somut sembol” bağlantısı ( bir iletişim aracı olarak) günümüzde de bütün dinlerde değişik varyasyonlarla sürmektedir.

Yer Yüzünde yerleşik medeniyetin ilk oluştuğu yer “Bereketli Hilal”(Fertile Crescent) ve Anatolia olduğundan ilk yaratıcı tanrıça fikrinin, heykelinin ve tapınma şeklinin ortaya çıktığı yer de haliyle buralar oldu.

Anadolu’nun merkezindekiler bu tanrıçaya “Kybele” adını verdiler. Bulunan heykellerinden gördüğümüz kadarıyla olağanüstü şişman, bereket dolu memeleri iri ve göbeğine değecek kadar sarkık, iki dişi aslanın taşıdığı tahtının üzerinde oturmuş, bacaklarının arasından da doğmakta olan bir bebeğin başı gözükür.

Elbette “Kybele Anamız” ın bir de  “erkeği” olmalıydı. Attis (ya da Adonis)adında bir gence vurulur. Bin bir macerayla bu genci elde eder.

Kybele ana her yıl Newroz gününde törenle bu gençle birleşir. O birleşmeden insan neslinin sürdürmesine yol verilir.

Gel gör ki “yaban domuzu” Attis’ten nefret eder. Boynuzları ile Attis’i öldürüp kanını toprağa döker, dökülen bu kan bütün tabiata can verip uyanmasını sağlar.

Gelecek Newroz’a kadar Attis ölü olarak kalır ve bir sonraki Newroz’da tekrar Kybele tarafından uyandırılır ve bu çark-ı felek böyle devam edip durur.

((Bu arada bir ölü gömüldükten sonra, hocanın başında okuduğu “Telkîn”de ona “anasının adıyla” seslenmesi-bazılarının babasının kim olduğunu yalnız Allah’ın bildiği efsanesinden değil - “anaerkil inanç” döneminden kalma bir uygulama olduğunu da belirtelim))

LANETLENEN DOMUZ

Attis’i öldürdüğü için domuz nesli sonsuza kadar lanetlenir. Domuz etinin haram sayılmasının kaynağı bu mitolojidir.

SÜNNET

Diğer yandan Kybele adına yapılmış tapınaklarda hizmet edecek “rahip adayları” her yıl Newroz şöleninde yapılan “ayin”de kendilerinden geçinceye kadar dans eder ve tam “vecd”(kendinden geçme) haline geldiklerinde bir bıçakla cinsel organlarını kesip rahip adaylığına kabul edilirler

Çünkü “Ana Tanrıça”nın tapınağına erkekliği olan kimse giremez. Rahip adayları dışındaki erkeklerden bazıları ise gene o vecd anında cinsel organlarının tamamı yerine ucundaki fazla eti keserek ona bağlılıklarını gösterirler.

Anlayacağınız gibi bu da sünnet kavramının çıkış mitolojisidir.

YÖREYE GÖRE DEĞİŞEN KYBELE İSİMLERİ

Her coğrafyada tartışmasız Ana Tanrıça hâkimdi. Ancak her yöre kendi dilince adlandırılmıştı.

Sümer’deki adı Mariana” (Meryem adının kaynağı olsa gerek)

Yukarı Sümer’de İştar. Bu isim Babil’e kadar sürmüş, sonradan tüm İnd-Avrupa dil grubunda gökteki yıldızlara “star” denmiştir. Kürtçede ”stêrk”.

Suriye Bölgesinde yerleşik kavimler ona  “Atargatis” demişler. Bu tanrıçanın kutsal hayvanıysa “balık”tı. Urfa balıklarının kutsallığının kaynağının da bu olduğunu söyleyebiliriz.

Filistin Mıntıkasında “Hepe” adını almış, M.Ö 2 binli yıllarda buraya yerleşen İbrani Kavmi “Hepe”yi     “Heva”,oradan da “Havva” olarak telaffuz etmiştir ki bu da “Havva Anamız”ın isim kaynağıdır. Avrupa’ya ise “Eva” olarak gitti.

KYBELE ARABİSTAN’DA

Kaç bin yıl önce nasıl ve hangi yolla götürüldü bilemiyorum. Ancak Anadolu’dan Arabistan’a bir heykelinin götürüldüğü, hatta taşınma sırasında bir kolunun kırıldığı, Kâbe’deki yerine konulduktan sonra kırılan kolun yerine altından bir kol takıldığı biliniyor. Telaffuzdan kaynaklanan nedenle Mekke’de “Hubel” olarak anılmaya başlandı ve Mekke’deki baş puttu.

İnsanlar ibadet sırasında yüzlerini “Kybele’ ye çevirdiğinden, “Kıble” kelimesinin etimolojik kökeni oldu.

AVRUPA’YA GİDİYOR.

Orta Anadolu’dan batıya doğru yola çıkarken doğal olarak önce Batı Anadolu, sonra Ege ve sonra da Roma’ya gitmeliydi.

İlk durak Efes ve adı da “Artemis” oldu. Yalnız burada epeyce biçim değiştirdi. Anadolu’nun kısa ve olağanüstü şişman kadın tipi yerine, bir anlamda Ari Irklara mahsus boylu ve ince kadın tipine büründü. Ayrıca  “Bereket Ana” olduğu ve yeryüzündeki bütün canlıların hayat kaynağını sembolize ettiği için bütün göğüs kısmı üzüm salkımı gibi memelerle kaplandı. Heykellerinde her halde yirminin üzerinde meme bulunur.

Zaman içinde Artemis Ana’nın adına “Dünyanın Yedi Harikası”ndan biri olan Efes’teki “Artemis Tapınağı” yapıldı.

((Bu tapınak bu gün tamamen yok edilmiştir. Yerinde bir çukur ve sembolik bir sütun kalmıştır. Taşlarının büyük bölümü Ayasofya’nın inşaatında, diğer bir kısmı yakınındaki “İsa Bey Camisi” inşaatında kullanılmış, kalan irili ufaklı artıklar ise çevre ahalisi tarafından götürülmüştür.))

Roma ona Venüs adını verdi. Roma’nın heykeltıraşları göğsündeki meme salkımını kaldırıp ona en kusursuz ve ideal kadın tipini verdiler. Haksız sayılmazlardı. Tanrı Ana dediğin aynı zamanda en kusursuz fiziğe de sahip olmalıydı. Öylesine güzelleştirdiler ki insanlar bu gün bile bir kadının güzelliğini ve estetiğini tarif etmek için “ Venüs gibi kadın” deyimin kullanırlar.

SİBEL

Son bir şeyi daha belirtelim ki, gerek Avrupa’da gerekse Anadolu’da Kybele adı hiç bir zaman kaybolmadı. Başındaki (K) harfi Latin Alfabesinde (C) ‘ye dönüştüğü ve ( C )  İle ( Y)  harfleri yan yana geldiğinde  (Cybele), (S) harfi olarak okunduğu için , “Sibel”olarak telaffuz edilmeye başlandı.

Bu günkü “ Sibel”( Avrupa’da Sibıl)  adının kaynağı da budur.

 

21.9.2012

Mustafa Güneş/URFA


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık