Mustafa GÜNEŞ

METROPOL


Mustafa GÜNEŞ
2 Kasım 2013 Cumartesi 07:39

Bu günkü yazımızı Urfa’nın “büyükşehir” olması nedeniyle Metropoller hakkında biraz bilgi vermeye ayırdık.

Metropol, Hind-Avrupa dil grubunun hemen tamamında “ana” anlamına gelen “mater” ve Grekçede kent, şehir anlamına gelen “polis” kelimelerinin bileşiminden türetilmiş “ana kent” demektir.

Zaman içinde, büyük sanayi birimlerini barındıran ve hatta çevresindeki bütün küçük yerleşim birimlerini de bünyesinde katan, gelişmiş sanayi kenti anlamında kullanılmaya başlanmıştır.

Dünyada hemen her gelişmiş ülkenin bir veya birkaç “metropol” ü vardır. Bunların en ünlüleri, başta Newyork olmak üzere, Londra, Tokyo, Moskova, Paris ve biraz da İstanbul’dur.

ÖZELLİKLERİ

Bir arada yaşama ve kültür oluşturma bakımından metropol dışındaki köy, kasaba veya il merkezleri gibi yerleşim birimlerinin de kendilerine göre kentsel özellikleri olmakla beraber, buralarda oluşan kültür ve yaşam biçimlerinin evrensel özelliğinden söz etmek mümkün değildir.

Bu yerleşimlerdeki yaşam tarzı ve kültür oluşumları, genel olarak mahalli ve etkili aşiret, kabile veya cemaatler gibi baskı gruplarının etkisi altında şekillenirler.

Oysa metropoller; sayısız insan, inanç, kültür ve etnik grupları içinde barındıran ve oldukça geniş bir coğrafyaya yayılmış devasa yerleşim birimleridir.

Bunun yanında bir kentin metropol sayılması için büyük çaplı sanayi, mali ve sivil toplum kuruluşlarının; sendika, dernek, her din ve inançtan baskı gruplarının; sanat, edebiyat ve entelektüel kesimlerin kümelenip faaliyet gösterdiği bir yerleşim birimi olması gerekir.

En önemli özellikleri de alt yapı, ulaşım, trafik düzeni ve elektrifikasyon sisteminin en modern ve üst düzeyde olmasıdır.

Bu özellikleri taşımayan bir yerleşim ünitesi, milyonlarca nüfusa sahip olsa bile, metropol sayılamaz. Mesela Hindistan, Pakistan, Türkiye, kimi Arap veya Afrika ülkelerinde milyonlarca insanın yaşadığı yerleşim birimleri olduğu halde bunlara metropol diyemeyiz. Çünkü milyonlarca nüfuslarına rağmen buralarda halen “kasaba kültürü” egemendir

METROPOLLER İNSAN VE KÜLTÜR DEĞİRMENİDİR

Saydığımız özelliklere sahip metropollerin yarattığı cazibeye gelen taşra insanları, belli bir süre, hatta bir iki kuşak boyunca kendi kültür, müzik, yaşam veya mutfak özelliklerini sürdürüp geçmişiyle bağlarını koparmamaya çabalarlar.

Ancak bu çabaları en fazla bir iki kuşak direnebilir; sonradan gelen kuşaklar her hal ve şartta içinde doğup büyüdüğü, eğitim aldığı metropolün yaşam biçimine uyup davranış tarzı geliştirirler.

Kısaca hangi kültür ve kökenden gelirse gelsin, metropolün o dev değirmeni herkesi öğütüp bir birine yakın davranışlar edinmelerini sağlar. Gerçi bazı gruplar direnip orijinalliklerini bozmamaya gayret ediyormuş gibi davranabilirler. Ama o direnç ve tavırlarına ancak kendi dar çevrelerinde sadık kalabilirler. Bir başka bulvar veya semtte metropol kurallarına göre davranmak zorundadırlar. Aksi takdirde tepki ve dışlanmayla karşılaşırlar.

Bu yapısı ile metropoller, her türlü inanç, din, sosyal sınıf, etnik yapı veya siyasi ekolün keskinliğini ve katılığını tıraş edip törpüler ve katı kurallarını esneterek hem yaşanır, hem de diğer insanların katlanıp tanıyabileceği hale getirirler.

En önemlisi, dinleri taassuptan hoş görüye, milliyetçiliği tahammül edilir noktaya çeker.

İnsanlığın baş belası ırkçılığı da küçük marjinal grupların ideolojisi haline dönüştürür.

Özellikle dinlerin taşra, kent ve kasabalardaki sıkı denetimli ve sıkı uygulamalı kurallarını yumuşatarak taşralılıktan kentliliğe dönüştürür.

Mesela İslam’ın taşradaki kadınlara giydirilen “kara çarşaf” veya “peçe”  gibi tesettür giysileri “türban” veya “eşarp”a dönüşür.

Gene, milyonluk nüfusa sahip olsalar bile, taşra kentlerindeki kadınların tek başına sokağa çıkması, gece vakti bir yerlere gitmesi mümkün olmadığı, tepkiyle karşılandığı halde metropolde böyle bir sorunları yoktur. Kadınlara daha bunun gibi bir yığın hakları kullanma imkânları sağlar.

Hatta bu alt yapısıyla metropollerin en çok kazanan kesimi kadınlardır diyebiliriz. Çünkü sonuçta bütün özgürlük sorunlarının düğümlendiği yer kadın özgürlükleridir. Özetle kadınların sorunlarını çözmüş toplumlar ancak özgür toplumlar olarak tanımlanabilir. Bunun tek çözüm yeri de metropollerdir.

DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARI YUVASI

Metropollerin en büyük nitelik ve ülke sistemine katkısı, demokrasi ve insan haklarının barınıp filizlendiği, oradan da ülke düzeyine yayıldığı odaklar olmasıdır.

İnsanlar, devasa üretim üniteleri içinde kendi emekleriyle yaşamaya çalışırken, aynı zamanda kendi çapında ekonomik özgürlük edinirler. Bu özgürlüğün tabii sonucu olarak hem başka emeklere saygı göstermeyi, hem de yavaş yavaş bağımsız ve irade serbestîsi olan bireyler olmayı öğrenirler.

Üyesi bulunduğu sendika, dernek veya benzeri sosyal kurumlarda diğer üyelerle beraber davranmayı, sınıf bilinci edinmeyi, yol arkadaşlarıyla paralel görüşler edinerek devlet organları üzerinde baskı kurup devletin keyfi davranışlarına tepki göstererek, onu hizaya getirmeye, kendine çeki düzen vermeye zorlarlar.

Bu tepkilerinden sonuç alındıkça alınan sonuçlar zaman içinde ülkenin diğer birimlerine yansıyıp yayılır.

FEODALİZMİ VE AŞİRETLERİ BİTİRİR

Kendi üzerine kapalı, sanayi ve teknolojisi tam oluşmamış kentlerde -ne kadar kalabalık olursa olsun- kişiler bireyleşmedikçe, üretim içinde kendi emeğinden edineceği özgürlüğü kazanamaz. Güç ve destek alacağı bir sosyal dayanışma kurumu da olamayacağı için, koca şehirde yalnızlık duygusunun verdiği endişenin zorunlu sonucu olarak kendi klan veya aşiretinden bağlarını koparamaz.

Oysa metropolde yukarıda saydığımız sosyal kurumlar, destek almak zorunda kaldığı aşiretlerin yerine geçecek ve böylece aşiretler yavaş yavaş fonksiyonsuz kalarak tükenecektir.

BİR DE BEDELİ VAR

Yukarıda bir kısmını saydığımız ve bu yazının boyutlarına sığdıramayacağımız faydaları yanında bir de metropollerin bazı yan etkileri vardır.

Elbette metropoller de hukuk teorisinin ünlü “her nimetin bir külfeti vardır” prensibinin dışında olamazlar. Bu külfet ve yan etkileri teker teker anlatmak yazıyı çok uzatacağından başlıklar halinde saymaya çalışalım:

-Büyük insan kitlelerinin sürekli hareket halinde olması nedeniyle o kalabalık içinde daha rahat davranma imkânı bulan kriminal tiplerin sayısı çoğalır ve suç oranı artar.

-Çok fazla bireyselleşip özgürleşme kimi insanları fazla etkiler ve onları bencilleştirip başka insanlarla ilgilenmez hale getirir. Öyle ki ana-baba gibi en yakınlarıyla bile ilgilenmeyen tipleri çoğaltır.

-Aşiretlerin tasfiyesinden sonra “geniş aileleri” de dağıtarak sayısız “çekirdek aile”ler türettiği için daha dar çevrede yaşayan insanları yalnızlaştırıp aşırı bencilleştirir.

-Yalnızlaşmanın doğal sonucuysa “psikolojik sorun” ve “nevroz” dur. Hatta bu durum Freud’u ,”uygarlığın bedeli nevrozla ödenir” demek noktasına getirmiştir.

-Büyük kalabalıklar içinde eriyen ve sahipsiz kalan dirençsiz insanlardan bir kesimi uyuşturucu belasına kapılır.

-Seks özgürlüğünün ölçüsü kaçar.

-Fazla bireyleşen insanların bir kesiminde tahammül kavramı zayıflar ve bir arada yaşamı sürdüremedikleri için boşanmalar artar. Bunun faturasını da dağılmış ailelerin çocukları öder.

Bu yan etkileri daha da sıralamak mümkündür ve saydıklarımız sadece belirgin örneklerdir.

BUNA RAĞMEN METROPOL

Evet. Buna rağmen ülkelere ve dünyaya getirdiği özgürlük, demokrasi ve insan hakları, yükselen refah düzeyi, donanımlı sağlık üniteleri ve özellikle birer bilim merkezi olarak bilimi geliştirip insanlığa sunması açısından metropoller hümanizmin, sanat, estetik ve medeniyetin ana rahmidir.

Tekrar belirtelim ki “her nimet bir külfet getirir”.

Önemli olan metropollerin getirdiği nimetin yarattığı külfetten kıyaslanamayacak kadar fazla oluşudur.

URFA

Kanunla “büyükşehir” yapılmasına rağmen Urfa, halen “aşiret” ve “kasaba kültürü”nün hâkim olduğu kocaman bir kasaba özelliğindedir. Uzak bir geleceğe kadar da metropol niteliği kazanamayacağı bellidir.

Gelişmiş bir metropole dönüşeceği günlerin yakın olması dileğiyle.

 

2.11.2013

Mustafa Güneş/URFA

 

 

 

 

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık