Adalet YILDIRIM

MİMARİ YAPILARDA İÇ AYDINLATMA…


Adalet YILDIRIM
2 Aralık 2014 Salı 14:20

Mekanlarda iç aydınlatma iki şekil sağlanır. İlki doğal aydınlatma, ikincisi de yapay aydınlatma. Doğal aydınlatma bildiğiniz gibi güneş ışığı sayesinde sağlanıyor.  İkinci aydınlatma tekniği de yapay aydınlatma, buda elektrik enerjisi sağlayan kaynaklardan elde ediliyor.

İyi bir mimari yapı, her şeyde olduğu gibi aydınlatma konusunda da işlevsel ve estetik olarak çok iyi olmak zorundadır. Yapılar öncelikle bulunduğu coğrafyanın  iklimine ve kültürüne uygun olarak tasarlanmalı, bunun yanında ne amaca hizmet etiği de önemli, yapı bir konut mu?, müze mi? yoksa alış veriş merkez im?. Çünkü bu yapıların aydınlatmaya ihtiyaçları ve çözümleri çok farklıdır.

19. ve 20. Yüzyılda başlayan sanayi devriminden dolayı insanlar zamanlarını büyük bir kısmını iç mekanlarda geçiriyorlar. Bu durumdan dolayıda iç mekanlarda iyi bir aydınlatma ihtiyacı doğuyor. Aydınlatma ilk başta Elektrik Mühendisliği alanı gibi görünse de aslında, Elektrik Mühendisliğinin yanı sıra, başta İç Mimarlık olmak üzere, Mühendislik, Mimarlık, Endüstri Ürünleri Tasarım, Psikoloji, Sosyoloji ve Ekonomi gibi birçok disiplininin iç içe girdiği bir bilim dalıdır aynı zamanda.

Araştırmalara göre iyi yapılan bir iç mekan aydınlatılmasının kazaları önlediğini, işte verimliliği artırdığını, psikolojik olarak insanların kendini daha rahat hissetmelerini sağladığını ve güvenlik konusunda da büyük fayda sağladığı görülmekte.

Aydınlanma sisteminizi tasarlarken, mekanın dokusuna ve ruhuna da uygun olmasına önem verilmelidir. Örneğin bir müzenin, bir çalışma alanının ve bir çocuk odasının aydınlatma şekilleri çok farklıdır. Müzelerin bile bir birinden farklıdır aydınlatmaları vardır. Çünkü müze tarihi eser mi sergiliyor, tarihi eserse hangi kültür ait ona göre farklı aydınlatma teknikleri kullanılır. Eğer bilim müzesi ise, o zaman ona göre bir aydınlatma çözümlemesi yapılır.

Aydınlatmanın tarihçesine bakıldığında insanoğlu ilk çağda güneşin batmasıyla hem ısınmak, hem korunmak hemde aydınlanmak adına ateşi kulanmışlar. Daha sonra bitkisel ve hayvansal yağlar sayesinde elde etikleri yağlardan mum ışığından faydalanmışlar. Nihayet 1879’da Thomas Alva Edison tarafından  ampulün icat edilmesiyle aydınlatma bam başka bir çağ açmıştır.

Ülkemizde birçok üniversite bünyesinde bulunan İç Mimarlık Bölümleri’nde aydınlatmayla ilgili seçmeli ve zorunlu dersler verilmektedir. Ama bölümün tabiatı gereği usta ve çıkar ilişkisine dayandığı için bu tarz dersleri veren görevlinin muhakkak ki, pratikte de deneyim sahibi olması gerekir. Bunun nedeni öğrencilerin iş hayatına atılmadan önce hem teoride, hem pratikte  aydınlatma tekniklerini çok iyi öğrenmesi gerekir. Böylece mezun olduğunda yaptığı tasarımlarda en doğru şekilde kullanıp mekana birçok anlamda katkı sağlayabilir.

 

 

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık