Mustafa GÜNEŞ

MÜSLÜM BABA


Mustafa GÜNEŞ
3 Mart 2013 Pazar 22:31

Halfeti’nin Tıs’e (şimdiki adı Fıstıközü) köyündendi. Köyün hemen tamamı Türkmen olup her ne kadar idari olarak Urfa’ya bağlı ise de, asıl sosyal ilişkileri coğrafi mesafe ve kültür yakınlığı nedeniyle Antep’e yöneliktir.

Zaten ailece henüz 10 yaşlarında Adana’ya göçtüklerinden, yetiştiği Kültür ortamı da ağırlıklı olarak Adana idi. Her ne kadar yeri geldiğinde Urfalı olduğunu söylese de psikolojik olarak Adanalı sayılırdı.

Adana, herkesin çok iyi bildiği gibi ülkenin en heterojen (karmaşık) insan kitlelerinden oluşmuş bir yöresi olup aynı zamanda “Arabesk Müzik” diye adlandırılan müzik türünün de merkezidir.

Arabesk Müziğin üç devi diyebileceğimiz Halit Arapoğlu, Ferdi Tayfur ve Müslüm Baba bu ilde büyümüş ve bu müzik türüyle beslenip yetişmiş müzisyenlerdir.

Özellikle Halit Arapoğlu bu türün ilk ve diğer iki sanatçıyı da etkilemiş en büyük ustasıdır. Zamanın tüm rekorlarını kırmış “Sevda Yüklü Kervanlar “ ve “Özür Diliyorum Senden” adlı arabesk müziğinin bu ünlü parçaları bu ustaya aittir. Yazık ki o da büyük çaresizlik ve ilgisizlik içinde bu hayattan göçtü.

ARABESK, “YOK KİŞİLİKLERİN” MÜZİĞİ

Bu müzik türü, her ne kadar büyük çoğunluğu ya hiç eğitim almamış veya çok az eğitimli tamirci, kaportacı, ciğerci kalfaları; dolmuşçular, seyyar satıcı, boyacı, işportacılar gibi ağır emekçi, ancak çok kıt gelirlerle geçinmek zorunda kalan kitlelerin müziği olarak tanınmış ise de toplumsal yaygınlığı bunların çok ötesindedir.

Bu müzik türünün “Arabesk” olarak adlandırılmasının nedeni Arap Müziğinden melodi ve izler taşımasıdır.

Fakat bu müziğin “aydınlar” ,“devrimciler” ,”küçük burjuvalar” ve üst toplum katmanları tarafından küçümsenip dışlanmasının asıl nedeni sözlerindeki  (güfte) mesajlardır.

Toplumda yer edinememiş, hayata yenik başlamış, aşkı kursağında kalmış, beyan etme cesareti gösterememiş, beyan este bile sosyal statüsü gereği horlanması mukadder, her normal insanın ruhunda bulunan duyguları taşıma hakkı olan, fakat nedense layık görülmemiş; tükenmiş gariplerin yalvaran, şikâyet eden çığlıklarıyla yüklüdür, bu sözler.

Toplumun “tuzu kuru” kesiminin yok saydığı veya yok muamelesi ettiği, görmezden duymazdan gelerek vicdanını dindirdiği adeta “yok kişilerdir” bunlar.

MÜZİĞİN MUTLAK OTORİTESİ: TRT

Bir zamanların burnundan kıl aldırmayan, kendini ülkenin tek müzik otoritesi kabul ettiği, kimin nasıl ve ne tür  türkü ve şarkı söyleyeceğini onun “irade buyurduğu” TRT, bu tür müziği okuyan Orhan Gencebay,Halit Arapoğlu,Müslüm Baba ve Ferdi Tayfur gibi sanatçılara karşı öyle amcasız öyle ahlak dışı kampanyalar yürütüyordu ki, bırakınız büyük kitleleri,aydın,sosyolog ve politikacıları bile etkilemişti.

Öyle bir hava yaratılmıştı ki,”Arabesk Müzik” deyimini kullanacak biri önce yüzünü buruşturacak ve neredeyse başına  “hâşâ” kelimesini ekleyerek konuşması bir gelenek halini almıştı.

Doğrusu ilk gençlik yıllarımda kendim de o yoğun propagandanın etkisinde kalmış, müzikle amatörce uğraşan biri olarak,  bu müziğe uzun süre sırt çevirmiş, dinlememeye çalışmıştım. Oysa özellikle Orhan Gencebay’nın besteleri, hem nefis melodileri hem zengin esrtümanlar eşliğinde sunumu hem de dokunalı sesiyle icrası benim gibi nicelerini  etkiliyor, ancak kimse dile getirmeye cesaret edemiyordu.

Öyle yoğun bir furya yaratılmıştı ki benim gibi niceleri gizli gizli dinliyor fakat kimseye belli etmemeye çalışıyorlardı.

VE MÜSLÜM BABA

O da İbrahim Tatlıses gibi yöresinde çok küçük yaşta (henüz 12 yaşında) keşfedilmiş, yerel sahnelerde okumaya başlamış, belli yaşa geldikten sonra önce mahalli pavyonların sonra de “İstanbul Pavyonları”nın aranan, kendi çapında  “yıldızları “olmuşlardı.

Ancak Tatlıses’in bir farkı vardı. Tatlıses daha uyanık ve daha sahipli idi. Tatlıses de her ne kadar onun gibi yoksul bir aileden geliyor idiyse, hiç değilse arkasında Urfa’nın  “müzik şehri” olması gibi sermayesi ve efsanesi vardı.

Oysa Müslüm Baba kişilik yapısı gereği mazlum, garip ve aşırı saf biriydi. Bu saflığı kurtlar ve canavarlar dünyası olan “plak dünyasında” yıllarca sömürülüp bir nevi karın tokluğuna plaklar doldurmasına neden olmuştu. (Gerçi bu kaderi Muhterem Nur’la tanışmasından sonra biraz değişti. Amma neden sonra…)

Bu sömürü yetmezmiş gibi, dinleyenleri ve hayranları hakkında çıkarılan “jiletçi” ve ”dumancı” gibi nitelemelerin sebebi gibi sunuluyordu. Sanki Müslüm Baba’yı dinledikleri için böyle olmuşlar gibi bir hava yaratılıp pompalanıyordu.

Oysa tüm yaptığı, kendi garip ve duygulu dünyasının müziğini seslendirmesi, bunun da onun gibi sosyal yapıdaki insanlar tarafından beğenilip izlenmesi idi.

TRT EFSANESİ ÇÖKÜNCE

Turgut Özal’ın özel TV ve Radyolara izin vermesi ile özgür kalan müzik dünyası, herkesin kendi müziğini yayması ve dinlemesi özgürlüğünü getirince, kendini “ilah” ilan etmiş TRT otoritesi de bir anda çöktü. Bir anda dinleyicisiz ve izleyicisiz kalan TRT, epey bir süre iflas etmiş bir Avrupa soylusunun mağrur tavrını sürdürmeye çalıştıysa da sonunda bu insanları kabul etmek zorunda kaldı. Ama artık iş işten geçtiğinden bir türlü beklediği ilgiyi bulamadı. Bundan sonra da bulacağını da sanmıyoruz.

KENDİ GİTTİ EFSANESİ KALACAK

Bu gün, hayatında kimseyi incittiğine, hakkını yediğine, onca şöhrete rağmen en ufak bir mağrurluk gösterdiğine dair bir tek söylenti çıkmamış Müslüm Baba’yı cismen kaybettik.

Ancak o derinlikli, duygu deryası sesi, müziği ve orijinal icrası bir “efsane” olarak bu gökyüzünde hep esecektir.

Son olarak, sana yapılan bütün hoyratlık ve haksızlıklar için hepimiz adına, seslendirdiğin parçadaki gibi “özür diliyorum senden” Sevgili Müslüm Baba.

O garip ve insanlık yüklü yüreğinin bizi bağışlayacağından eminim. Çünkü hayatın boyunca “kin” denen o alçak kavramın yüreğine girmeyi asla beceremediğini çok iyi biliyoruz.

 

3.Mart.2013

Mustafa Güneş/URFA


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star