Mehmet FARAÇ

NaÇar elinden eyvah!..


Mehmet FARAÇ
11 Kasım 2011 Cuma 21:11
İnsaf, bir zarif ceylanın hızında koşmaya başlasaydı, yılanların ve çıyanların eline düşmekten kurtulamazdı herhalde!..
Ne amansız bir yarış olacaktı o!.. Ne zalim bir kaçış!.. Ne pervasız bir kovalamaca!..
Yaşamın bütün renklerinin aynı hızla maskeye dönüştüğü bir coğrafyada;
Bir tahta kürsüde geleceğinin son molasını veren bir insan abidesi!..
Yüce dağ başında, tarihin yapraklarına yel olan koca bir sedir ağacı!..
Kahpeliğin kirlerini, engin denizlere taşıyan milyon yaşında bir mavi ırmak!..
Ve pervasız soysuzluğun bulutlu fotoğraflarını çeken, hayatın şemsiyesi gökyüzü!..
Onların hepsi utanarak tanık oldular... Utanarak ve sıkılarak kalplerini, mahcubiyet teknesinde bir hamur gibi yoğurarak tanık oldular!..
Peki; hanedanlığın sırça köşklerinde pis kalemlerini atalarının mirasına saplayanlar seni umursamazken;
Yaşamının henüz 13. basamağında, yorgun merdivenleri sürünerek çıkan bir cana ne denilir ki; NaÇar elinden eyvah!..
N.Ç.’nin 13. adımı!..
Bir şahin olsaydı merhametin yavrusu, kuş uçuşu ne kadar gidebilirdi soyluluğun tarlalarına?..
Kalplerin kalleşlere rehin olduğu topraklarda, ne pervasız bir hikayedir seninkisi?..
Her damarda ayrı bir kanın aktığı, tüyü bitmemiş yetimlerin körebe oynadığı köhneliklerde;
Utancından maratoncu olmaya kalkışan, geleceğin çentiği bir kaplumbağa yavrusu!..
Kirliğin manzarasına takılan gözlerinde, insanı arayan bir garip serçe miniği!..
Pejmürdelerin çamurunu bin yıl uğraşsa bitiremeyecek bir  karanlık vadi yağmuru!..
Ve, atmacaların pusuya yattığı topraklara objektif tutan bir amansız şimşek!..
Onların hepsi hıçkırarak tanık oldular!.. Üzülerek ve de ağlayarak, yüreklerini bir isyan müsveddesi gibi buruşturarak tanık oldular!..
Peki; düzenin kiralık mikrofonları, makyajlı suratlarıyla senin dramından bihaber yaşarken;
Hayatının henüz 13. adımında, kaderin yollarını sürünerek aşan bir sabiye ne söylenir ki; NaÇar elinden eyvah!..
N.Ç.’nin 13. sayfası!..
Bir papatya yavrusu sevdanın tombalasına “Bismillah” dediğinde!.. Kaç şansı olurdu insanın, yapraklar biçarece yere düştüğünde?..
İhanet hangi yaprağında olacaktı?.. Adamlık hangi yaprağında?.. Hangi yapraklar sabrın tespih tanelerini andıracaktı?..
Dinler kardeş olsa da orada; ne çare ki kimilerinin küçük bir kıza düşman olduğu Mardin Ovası’nda;
Töreyi çamura bulayan gözü dönmüş bir yaratık bozması!..
Gözyaşına sırtını dönüp ahlaksızlığın uçkurunu çocuksu bir bedene kement yapan soysuz kırması!..
Torunu yaşındaki bir kızı balçığa bulanmış öfkesine karatahta yapan kokuşmuşluğun ahmak mumyası!..
Ve ihtirasın paslı zincirlerinin üzerine toprak atan üç maymun taklitçiliğinin pis figüranları!..
Onların hepsi şahit oldular!.. Utanmadan ve sıkılmadan; kara birer gözlük taktıkları yüzlerini zalimce buruşturarak, şahit oldular!..
Peki; medyanın dişi şempanzeleri, televole kültürünün bataklığında sana sırtını dönerken;
Kaderinin henüz 13. sayfasında yazgısını ağlayarak okuyan minik bir bedene ne denilir ki; NaÇar elinden eyvah!..
N.Ç.’nin 13. baharı!..
Namus; feodalitenin anayasasının yazıldığı topraklarda güvercinleri yılanlara yem ederken ne yapabilirdi ki suskunluğa köle olan insanlık?..
Körpe tenler salyaların tuzağına düşerken ne diyecekti adamlık?..
Utanmazların dillere kelepçe vurduğu nefeslerde, hangi çığlık isyan edecekti medeniyetin tarih kadar eski olduğu viranelerde;
Çaresizliğin cenderesinde lal olmuş bir biçare mazlum!..
Kimsesizliğin yoksulluğunda, merhamet taklitçiliğine sığınmış bir insancık!..
“Görmemişem, duymamışam, bilmiyem” suskunluğuna gömülen bir avuç gaddar pislik!..
Ve taciz, tecavüz, dayak ve sapıklığın; insafsızlığın üniformalı, üniformasız tüm suratsızları!..
Onların hepsi aktör oldular... Arlanmadan, yüzleri kızarmadan, adamlıklarının torpilli stajında başları eğik aktörler olmaktan kaçınmadılar!..
Peki; alçıdan bebekler bile, seni bozkırın ortasında ahtapotlarla yalnız bırakırken;
Yaşamının henüz 13. baharında, hayatı tanımadan hayasızlara kurban olanlara ne söylenebilir ki; NaÇar elinden eyvah!..
N.Ç.’nin 13. yaşı!..
Yaralı bir yürek, utanmanın son nefesinde kurtuluşun bayrak yarışına girseydi herhalde, tökezlemezdi şu zalim ve umursamaz dünyada!..
Bir minik kuzu olsaydı can bedende küçülürken... Ar perdesinin arkasına saklandığında!..
İşbirlikçiliğin kitabının yazıldığı, kelebeklerin kartallardan ürkerek kaçtığı coğrafyalarda;
Sürmeli kara gözler, korkunun mayınlı girdabına giderken...
Vicdan bir keklik gibi, taş kubbelerin tuzağından kurtulmaya çalışırken!..
İnsanlık, kendi soyunun alçaklığına ucube çelmeler takarken!..
Ve adam olamayanlar, çocuksu teninde, kanına girerken!..
Onların hepsi yüzsüz oldular... Kirlenmiş mendilleri çehrelerine kapatırken, büzülmüş dudaklarıyla ahlaksızlığın yüzsüzü olmaktan kaçınmadılar!...
Peki; sana sahip çıkması gereken Truva’nın kahpe kısrakları beyaz camda boş yere kişnerken;
İnsanlığının henüz 13. yaşında, dünyayı tanımaya çalışırken adaletin terazisinde dünyası yıkılan yavruya ne fısıldanabilir ki; NaÇar elinden eyvah!..
Eyvah ki ne eyvah!..

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık