Bermal MELİK

Öcalan ve Çözüm


Bermal MELİK
4 Ocak 2013 Cuma 15:13

30 yıldır ülke siyasetinde hep konuşulan  ve tartışılan isimdir Abdullah  Öcalan.
Savaşın en yoğun olduğu dönemde  Öcalan’ a  "bebek katili " deniliyordu ve bu " sıfat" yıllarca kullanılmıştı..Sonraları bir ropörtajla (Meşhur M.Ali Birand ropörtajı) koyu  Galatasaraylı olduğunun altı çizlerek sempatikleştirilmeye,insani yönü ortaya çıkarılmaya çalışılmıştı..Bu gün ise ne olduysa birdenbire(!), dini inancı sorgulanarak " dindar kimliği " ön plana çıkarılmaya çalışılmaktadır.
Bunların hepsi bir tesadüf müdür,yoksa gündemin bir parçası mıdır?
Dünün "bebek katili " bugün "dindar lider " olmuştur.
Kürt sorunu gibi önemli bir sorun bu "sıfat"lar ön plana çıkarılarak çözülebilinir mi?
Türk halkını ve cemaatleri ikna etme için Öcalanı sempatikleştirme çabası  çözüme katkı sunar mı?
Önümüzde yıllarda yapılcak iki büyük seçim için  ,oyalama taktiği midir.?
Avrupalıların 'window dressing' dedikleri yani bir tür vitrin düzenleme işimi dir?
Öcalan da konu mankemi(!) dir?
Hükumet karar verdi ve konuyu çözecek” diye düşünürken ,aradan  1.5 sene geçmeden dil tekrar sertleşmeye başladı.İdamdan söz edilmeye başlanıldı.İdamı gündeme getirmek  fırtına öncesi sessizliğin habercisi ve bugünkü  İmralı ziyaretinin ilk sinyalleri gibiydi.
Başbakan Tayyip Erdoğan Urfaya geldi ,Viranşehirde konuşma yaptı.
Tayyip Erdoğan  televizyon konuşması yaparak özetle şunları dedi: “Ben görüşmem ama ajanlarım görüşürler. Halen görüşme var. Devam ediyor. Baktık ki artık ışık yok, orada keseriz.”“Kandil’le görüşme için şartların sağlanması ve kendi cezaevi koşullarının düzeltilmesi” gibi taleplerinin de olduğu basında yazıldı çizildi. Öyle ki, ortada henüz sadece ‘görüşme’nin yapıldığı ötesinde bir şey yokken, PKK’nin hangi ayda silah bırakacağından Türkiye dışındaki PKK yöneticilerini Norveç’e mi yoksa Avustralya’ya mı gideceği, bu görüşmelerin hangi aşamada olduğu, silahların nasıl bırakılacağı, 2013’te bu sorunun bitirileceğine dair ABD’den de destekli haberler yapılması bir haftadan az bir süre içine sığdırıldı.

Hükümetin Kürt sorunundaki “yeni strateji”si vesilesiyle yapılan açıklamalarda bir kez daha görüldü ki, çözümü zorunluluklar yerine kendi ideallerinde arıyorlar. Abdullah Öcalan ’a sürece göre  "yeni elbiseler","yeni sıfatlar" verilerek kürt sorununun çözümü olmaz.
Lider denilen şey tek başına çok güçlü bir kurum ve söylediği her şey Kürtlerin hayatını değiştirebilecek, onlara yön verebilecek güçtedir.

Hâlbuki çözüm için en iyi hareket noktası “olmazsa olmazlar”dır. Kürt sorununun çözümünde olmazsa olmaz ise, kültürel haklardır. Kürt sorununun çözümü, her şeyden önce Kürt kimliğinin güvence altına alınmasını sağlayacak kültürel hakların, herhangi bir muhataba ve müzakereye gerek olmaksızın tam, eksiksiz ve gecikmeden verilmesine bağlıdır.



Hükümet bir taraftan iyi bir şey söylerken öbür taraftan da yıkıveriyor.Ne yapacağını ,ne söyleceğini kestirmek olası değil. Cezaevinde ölen kimse yoktur deniliyor. 10 bin kişi içerideyken, milletvekilleri içerideyken, gazeteciler içerideyken, insan hakları ihlalleri söz konusuyken, Türkiye adeta bir gösteri ve toplantı yürüyüşleri cehennemine dönerken, fikrini her söyleyen kişinin yargıyla karşı karşıya kaldığı bir ülkede demokrasiden, özgürlüklerden, ilerlemeden söz edilemez.

Almanya’da Türkler için ana dilde eğitim talebinde bulunurken kendi ülkesinde en fazla sekiz saat diyebiliyor. Buralarda o statükocu yaklaşımı görebiliyoruz.İktidara sahip olduktan sonra onu kaybetme korkusu statükocu yapabilir insanı.

Aslında ana dilde eğitim gerekli olduğuna inanan birisi olduğunu anlıyoruz. Ama bunu sadece Türkler için istediğini görüyoruz. Almanya’da din eğitiminin Türkiye’de yetiştirilmiş din adamları tarafından verilmesini istiyor. Burada Alevilerin kendi ibadethanelerinin olmasına karşı çıkıyor. Bunlar çok tuhaf, anlaşılması güç ve insanda inanç kaybına yol açan şeyler.Bu  da umutsuzlaştırıyor  insanı.  Halk  ve  gerçek aydınlar hükumete olan  inancını  yitirmiş durumda.
AK Parti, Kürtler’den ciddi oranda oy aldı.  O bölgede hâlâ barışı bekleyen insanlar var. Bunu biliyor olmasına rağmen, gidip de Batman’da, Van'da onca oy alan belediye başkanlarını tutuklarsan, 82 bin kişinin oyu boşa giderse, bu insanlarda ciddi bir öfkeye sebep olur. Diyarbakır’da her gün sabaha doğru 3 buçuk 4’de kalkan savaş uçakları uyandırıyor halkı.Urfa semalarında uçan uçaklar sıradan bile olmaya başladı. İnsanların uykusu bölünüp uyanıyorsa kimsenin gözü görmez üniversitedeki Kürtoloji bölümünü...
TRT Şeş olumlu bir adımdı. Devlet Kürtçe kanal açarak Kürtçe’ye dair bir kayıt oluşturdu.Ancak Kürtçe’nin seçmeli ders olarak öğretilmesi ise yeterli bir adım değil. Ana dilde eğitim şart. Kürtlere Kürtçe seçmeli ders olmaz.

Çözümler sorunun nasıl tanımlandığına göre değişir. Bu yüzden konuya önce Kürt sorununun ne olduğuyla başlamak gerekir. Günümüzde çok boyutlu ve girift bir hal almasına karşın özünde Kürt sorunu, farklı bir etnokültürel kimliğin korunması, güvence altına alınması, serbestçe, korkusuzca ifade edilebilmesi ve gereklerinin yapılabilmesi sorunudur. Ve bu haliyle Kürt sorunu, öncelikli olarak bir “siyasi statü” meselesi değil, insan hakları gibi doğuştan sahip olunması gereken kültürel haklarla ilgili son derece “insani” bir sorundur. Çözümün odaklanması gereken asli ve acil sorun da budur. Ayrıca özünde bir kimliğin tanınması ve korunmasına ilişkin olduğu için -bu zamanında yapıldığı takdirde- ille de bir siyasi “statü” verilmesini de gerektirmez.
Son olarak, bu haklar yoluyla çözüm üretilemezse zaten geriye tek seçenek kalıyor: Bugüne kadar uygulanıp da bir türlü istenen sonucun alınamadığı, muhtemelen de alınamayacağı güvenlik politikaları. Ama devlet buna mahkûm olmadığını görmeli ve daha fazla gecikmeden tam ve eksiksiz olarak kültürel hakları vermeli. Zaman daralsa da halen çözümün asgari düzeyini ve olmazsa olmazını bu oluşturuyor. Kültürel hakların verilmesinde geç kalınırsa, çözümün olmazsa olmazını da siyasi statü verilmesi oluşturacaktır.


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık