Recep KOÇAK

Oğlumun Ayşe Teyzesi


Recep KOÇAK
15 Aralık 2012 Cumartesi 11:21

Telefonum çaldı. Açtım, tanımadığım bir sesin sahibi, “Ben Derviş Ali. Zeytinburnu’ndayım. Karnım aç, bana yemek yedir!” diyordu.

Az sonra başlayacak bir programım vardı. “Sizi biraz sonra arayacağım” deyip kapattım telefonu.

Kurum dışındaki programım bitti, işyerine döndüm. Beni arayan ve sesini daha önce duymadığım, ismini de ilk defa duyduğum gizemli şahsı aramak üzereyken telefonum çaldı. Açtım, yine o idi. “Adresi versem buraya gelebilir misiniz?” diye sordum. “Gelirim” dedi.

40 yaşlarındaki misafirim kısa bir sonra karşımdaydı. Misafirim yemeğini yedi. “Adımı ve cep telefonumu kimden aldınız?” diye sordum. “Zonguldak’tan Nihat Ağabey” diye karşılık verdi. “Arayalım mı Nihat Ağabeyi?” dedi. Numarayı çevirdim. Dostum Nihat Bey hattın diğer ucundaydı. Derviş Ali konuştu önce. Benim yanımda olduğunu haber verdi. Sonra ben konuştum Nihat Beyle. Birkaç cümle ile tanımladı Derviş Ali’yi. O, bütün Türkiye’yi gezermiş. Zonguldak’ta ve ülkemizin çoğu yerinde ummadığımız kişilerin bildiği, tanıdığı birisiymiş.

Bir yandan Derviş Ali’yle ilgilenirken diğer taraftan da önceden randevulu ikinci misafirimle görüştüm. Ben diğer misafirimle konuşurken “Derviş Ali” kısa bir süre uyudu. Gözünü açınca, “Bu akşam evde misin Recep Ağabey!” diye sordu. “Katılmamı istediğiniz bir program mı var?” diye sordum.

O sorusunun, belki de ziyaretini nedenini şöyle açıkladı: “Bu gece kalkıp Fetih Suresi’ni okuyun!”

…

Nihat Beyin daha sonraki bir görüşmemizde Derviş Ali ile ilgili anlattığı bir hikâyecik şöyleydi:

“Emekli maaşını yeni almış bir adam parasını ceketinin sol üst cebine koymuş, evine gidiyormuş. Derviş Ali uzaktan, ‘Ağabey, parayı kalbinizin üstüne koyun ama sakın içine koymayın!’ diye seslenmiş.”

9 Aralık Pazar günü bitti. 10 Aralık 2012 saatler 00.00’ı gösterirken Aralık celp döneminde askere gidecek gençler ve aileleri bilgisayar başında, internetten askerliği nerede yapacaklarını öğrenmeye çalışıyorlardı. Aşırı yoğunluktan sayfalar kilitlenmiş, ilgili siteye erişmek mümkün olmuyordu.

Oğlum sabah saat 04.30’da siteye giriş yapmış, beklediğimiz haberi verdi; “Askerliğimi kısa dönem yapacağım. Acemi birliğim Devrek’te, usta birliğim ise Zonguldak’ta.”

Hayırlı olsun. Allah, hayırlı teskereler ihsan etsin..

…

Oğlumla baş başa yolculuk yapmayalı yıllar geçti. O henüz üç yaşında bir çocukken Ankara’dan Çorum’a baba-oğul yolculuk yapmıştık. Yolculuk sonrasında köyümüze gitmiş, halam ve dayımları ziyaret etmiştik. Şehir merkezinde ise onu ailenin tüm fertleriyle yakından tanıştırmıştım.

Oğlumla yine baş başa başka bir yolculuğumuzu ise bir yaz tatili döneminde O 12 yaşlarındayken gerçekleştirip baba ocağına vardığımızda evde kimseyi bulamamıştık. Zira sürpriz yapmak istediğimden kimseyi önceden haberdar etmemiştim o yolculuktan.

Baba ocağında kapıyı kapalı bulunca kız kardeşime gitmeye karar vermiş, yolda Türkan Halamla karşılamıştık. Halam, o görüşmeden kısa bir süre sonra rahmetli oldu. Meğer o görüşmemiz halamla son görüşmemizmiş. Oğlumla yaptığımız bu yolculuk sonunda onu memlekette bırakıp İstanbul’a yalnız dönmüştüm.

Geçtiğimiz Çarşamba günü oğlumla baş başa yeni bir yolculuk yaptım. Gittiğimiz ilçenin otobüs terminalinde ev sahibimiz Tolga karşıladı bizi. Birlikte yemek yedikten sonra birliğine uğurlama niyetindeydim oğlumu. Ev sahibimiz, “Annem evde bekliyor, hazırlık yaptı” diyerek zorunlu istikamet gösterdi.

Tolga, oğlumun iş vesilesiyle tanıştığı ve sevdiği, takdir ettiği bir öğretmenin kayınbiraderi. Öğretmen Z. Bey, oğlumun askerlik yapacağı ilçeyi duyunca, “Benim eşim oralı. Sen çok dua almış olmalısın. Orayı kendi evin bil!” demiş. Sonra da karşılanmamızı sağlamış.

Kapıyı Z. Beyin kayınvalidesi, Tolga’nın annesi Ayşe Hanım açtı. Ayşe Hanımın yaptığı hazırlıklar bir tarafa, sıcak karşılaması ve muamelesi tam anlamıyla şaşırtıcıydı. Oğlum sanki yıllardır görüşemediği öz teyzesi ile karşılaşıyordu. Ayşe Hanım, “Sevdiğin yemekleri söyle hazırlayıp göndereyim, dışarı çıkmaya başladığında gel burada en sevdiğin yemekleri ye. Çamaşırlarını gönder. Burası küçük bir yer. Bir telefona bakar. Tolga Ağabeyini ara gelip o seni alsın ya da sevdiğin yemekleri sana getirsin!..” gibi insanın ancak çok yakınlarından duyabileceği sözleri içtenlikle söylüyordu.

İnsanın yüreğini ısıtan, gözlerini yaşartan bu nazik muamele karşısında, “Çok dua almış olmalıyız!” diye kendimize pay çıkarmak yerine, ülkemizde zayıfladığını, hatta kaybolduğunu zannettiğimiz nice güzelliğin, şükür ki hâlâ capcanlı yaşıyor olduğunu düşünmek daha doğru olsa gerek.

Oğlumla üçüncü baş başa yolculuğun sonunda tek başıma döndüm İstanbul’a. Zira oğlum artık asker. O şimdi, nice ana kuzusuyla birlikte hayatının en unutulmaz günlerini yaşıyor olmalı.

Bütün ana kuzularına sağlıklı, huzurlu bir askerlik ve hayırlı teskereler diliyorum.

Bizleri oğul ve kızlarla nimetlendiren Rabbimize hamd olsun, binlerce şükürler olsun. Onların her birinin başka güzel günlerini görmeyi de nasip etsin hepimize.

Bize evini açan ve kırk yıllık dost, akraba muamelesi yapan Ayşe hanımı ve oğlu Tolga’yı tanımakla hem şahsım hem de ülkem adına çok sevindim. İçim huzurla doldu. “İyi ki bu güzel değerlerimiz yaşıyor, insanlık ölmemiş” dedim kendi kendime.

Bu aileyi tanıyınca daha önce bu sütunda yayınladığımız bir yazıyı yeniden hatırlatmak geldi içimden; http://www.analitikbakis.com/NewsDetail.aspx?id=29240

 

[email protected]

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık