Duygu SUCUKA

Otorite Boşluğu, Kuzey Irak, Güneydoğu


Duygu SUCUKA
16 Temmuz 2013 Salı 10:21

Geçtiğimiz haftalarda Diyarbakır-Lice’den sesler yükseldi, gösteriler oldu, “buralara karakol istemiyoruz” dedi halk.

***

Otorite Boşluğu, Kuzey Irak, Güneydoğu

1990 Körfez Savaşında Irak Yönetiminin büyük darbe alması üzerine Kuzey Irak’ta otorite boşluğu oluştu. Bu boşluktan yararlanan Kuzey Iraklı Kürtler özerk bir yönetim oluşturma çabasına girdiler ve birbirleriyle de çatıştılar.

Barzani ve Talabani birlikleri Kuzey Irak’taki çatışmaların taraflarıydı ve çok sayıda insan öldü. 1990’lı yılların başında sıkıntılı ortamlardan kaçan Peşmergeler Türkiye’ye sığındılar. Tıpkı bugünkü Suriyeli muhalifler gibi o yıllarda Peşmergeler Türkiye’nin sırtında önemli bir kambur olmuşlardı.

Saddam, komşu ülkelerle yaptığı savaşlar (İran, Kuveyt), ABD kıskacı ve işgali, iç kargaşalar derken Kuzey Irak’ta otorite sağlayamaz duruma geldi, Kuzeyini boş verdi ve Kuzey Irak 1995 yılından itibaren otorite boşluğuna girdi. Bu otorite boşluğunun oluşmasında Kuzey Iraktaki Kürt gruplarının da rolü büyüktü.

Çeşitli kaynaklara göre, Kuzey Irak’ta otorite boşluğu oluşturulduktan sonra uyuşturucu faaliyetleri arttı ve burası uyuşturucu bölgesi haline getirilmeye başlandı. Afganistan-İran-Kuzey Irak-Suriye uyuşturucu hattı önemliydi. Gerek Kuzey Irak’taki otorite boşluğu gerekse oluşturulan uyuşturucu hattı, batı ülkeleri özellikle de Fransa tarafından desteklendi.

Kuzey Irak’taki otorite boşluğu Türkiye ve Irak’ın diğer komşuları, hatta tüm dünya için sıkıntılar yarattı. PKK hareketinin üssü, Suriye’nin bertaraf etmesinden sonra Kuzey Irak oldu. İsrail’in, Kuzey Irak’taki Peşmergeleri PKK için eğittiği ve PKK’ya destek verdiği; ABD 2003 yılında Irak’ı işgal ederken Kuzey Irak’ın kendisi için avantaj bölgesi olduğu; bölgenin kaçakçılık ve uyuşturucu bölgesi haline geldiği çeşitli kitaplarda yazıldı, işlendi.

Siyasi anlamda ise Kuzey Irak Kürt Otonom Bölgesi olarak adlandırıldı. Kürt hareketinin serbest bölgesi gibi bakılan, her türlü Kürt siyasi eylemlerinin kısıtlamasız yaşandığı bir bölge oldu. Bugün denetim tamamen Barzani kontrolünde olduğu için otorite boşluğu kalmadı da denilebilir.

Şimdi gelelim Güneydoğu’ya.

Çözüm süreci başlatıldı ve bu süreçte PKK’nın sınır dışına çekilme eylemi gündeme geldi. Bu arada güvenlik güçlerinin bu çekilmelere müdahale etmeden, sınırdan çıkışları görmeze gelerek beklemesi söz konusu oldu. Burada merak konusu bir detay; PKK’nın ne kadar çekilip çekilmediği kayda nasıl geçiyor acaba? Çekiliyor beklentisi içinde içeride daha da güçleniyor olabilir mi? Yani Güneydoğu’da otorite boşluğuna gidecek bir tehlike yok mu burada?

Geçtiğimiz haftalarda Diyarbakır-Lice’den sesler yükseldi, gösteriler oldu, “buralara karakol istemiyoruz” dedi halk. Bunun üzerine, yine çözüm sürecinde kalekol ve karakolların azaltılacağını belirtti İçişleri Bakanı. Lice’deki ayaklanmanın, gösterilerin nedeni orada yapılmakta olduğu iddia edilen karakol için diye yansıtılmıştı. Başka kaynaklara göre ise bu ayaklanmanın altında, Lice civarında yetiştirilmekte olan uyuşturucu operasyonları yatıyordu. İki gün önceki gazete manşetlerinde Tarım Bakanı’nın demeci yer aldı; tarihteki en büyük uyuşturucu operasyonlarını yaptıklarını belirtiyordu Sayın Bakan.

Bir süredir Güneydoğu’dan gelen haberler, esrarın ham maddesi olan Hint kenevirinin en çok yetiştirildiği bölge olan Diyarbakır’ın Lice, Hazro, Kocaköy ilçelerindeki uyuşturucu operasyonlarında, tonlarca uyuşturucu maddesinin imha edildiği yönünde idi. Güneydoğu’da, bilhassa Diyarbakır civarında bu kadar esrar ham maddesi yetiştirilebilmesinin nedeni, “Güneydoğu’da bir otorite boşluğu mu var?” sorusunu akla getiriyor.

2013 yılı içinde, Güneydoğum Derneği olarak, Atılım Üniversitesi’nin ev sahipliğinde, birçok ilgili kurumun katılımıyla iki kez uyuşturucu çalıştayı yaptık ve Türkiye’nin uyuşturucu gerçeğini görmeye çalıştık. Bu çalıştaylarda ortaya çıkan ana başlıklara göre; Türkiye’deki uyuşturucu kullanımının %80’i esrar, esrarın ham maddesinin asıl yetiştirildiği bölge başta Diyarbakır civarı olmak üzere Güneydoğu, gelirinin gittiği yer ise PKK idi. İster istemez akla gelen soru; “Devlet Güneydoğu’da yok mu?” oluyor.

Ülkenin batısındaki olaylar şu sıralar daha çok gündemde. Gezi direnişi olarak başlayıp her tarafa yayılan halk ayaklanması iktidarı bir anda zor duruma soktu. Bu arada en azından Doğu’daki olayların durmuş olması iktidarı doğu kanadında rahatlatmış bulunuyor. Gene de doğu’da nasıl olsa çözüm sürecinden dolayı herhangi bir olumsuzluk, saldırı, eylem, olay yok düşüncesi ve rahatlığı devlette rehavete neden olmamalı.

Batıdaki olaylar durulduğunda doğuda devletin güç kaybını ya da toprak kaybını düşünmek bile istemiyoruz belki ama Kürt siyasetçilerin açık açık meydan okuduğunu da görüyoruz. 2014 yerel seçimlerinden sonra özerkliğimizi ilan edeceğiz diyorlar. Tüm bunların altında yatan gerekçe, devletin Güneydoğu’da güç kaybı, Kürt siyasetinin hâkimiyeti midir?

Yanı başımızdaki Kuzey Irak’ın otorite boşluğundan en çok zarar görmüş bir devlet olarak kendi Güneydoğumuzda dikkatli olmak durumundayız. Devlet, ben buradayım diye vatandaşın gözüne parmağını sokmayacak elbette ama hissedilmeyecek durumda olmaktan da kaçınmalı. Çünkü Güneydoğu siyasi anlamda Türkiye’nin bir numaralı sorunu ve çözüm süreci henüz çözüme ulaşmış değil.

16.07.2013

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık