Mustafa GÜNEŞ

PARALEL DEVLET-MÜŞTEREK DEVLET


Mustafa GÜNEŞ
16 Şubat 2014 Pazar 03:50

“Paralel”in sonsuzda kesişen iki doğru parçası olduğunu ilkokul okumuş herkes bilir. Bu da her iki doğru parçası her zaman birbirinin yanı başında ve birbiriyle eşit konumda demektir.

Bu tariften yola çıkarak, son aylarda devletin zirvesinde “cereyan” eden ve Başbakanın “paralel devlet” olarak adlandırdığı olguyu irdelemeye çalışalım.

Aylardır “Paralel devlet “ kelimesi Başbakanın ağzından düşmüyor. Tabi başbakan kullanır da tebaasıyla medyası geri durur mu? Onlar da hiç nefes vermeden çiğneyip duruyor aynı kelimeleri.

Bu iki kelime kullanılmaktan öyle bir noktaya geldi ki artık -taraftarları açısından bilemem ama- normal vatandaş açısından bıkkınlık, hatta öğürtü vermeye başladı.

NEDİR BU PARALEL DEVLET?

Başbakana göre zatları, bakanları ve partileri devlet ve millet işlerine öyle bir dalmışlar ki,  on sene sonra nefes almak için başlarını kaldırıp etraflarına baktıklarında, aaa bir de ne görsünler? Meğer adına “Cemaat” denilen ahtapot,  devletin yarısını ele geçirip zatına ait “mülkün” yanında, aynı şiddet ve kudrette bir devlet kurmuş.

Danışmanlarına,”bre bu ne iştir?” Diye sordukta, vüzerası:

”Bunun adı olsa olsa ‘Paralel Devlet’tir, hünkârım. Çünkü hiç haberimiz olmadan sizin devletinizin yanı başında aynı kudrette ve aynı  ‘Richter ölçeğinde’ bir devlet kurmuşlar. Hal böyle olunca bu ölçekteki bir oluşuma “paralel devlet” ten başka verilecek bir isim düşünemiyoruz.” Demişler.

Böylece o günden sonra hayatımızın ortasına “Paralel Devlet” terim ve kavramını yerleştirmiş oldular.

PARALEL DEVLET YOK, MÜŞTEREK DEVLET VAR.

Bu köşeyi izleyen okuyucular bu aşamaya kadar gelişen olayların evrimini önceki iki yazımızda anlatmaya çalıştığımız için, bu yazıyı uzatmamak adına tekrarlamayacağız. Bu yazıda sadece kullanılan terimin saptırmaca olduğunu,10 yıldır “şark tipi kurnazlık”la kurulmuş bir ortaklığın, gene “şark tipi” metotlarla bozulup ortaklıktan boğazlaşmaya evrildiğini kısaca izaha çalışacağız.

EŞİTSİZ SERMAYE İLE EŞİT HİSSELİ ORTAKLIK.

Bir ortaklık düşünün ki, birinin payı %48,diğerinin %3 olan iki sermayedar, eşit yönetim yetkisiyle bir şirket kuruyor. Aralarında çok iyi bir iş bölümü var:

Biri, bütün azamet ve heybetiyle ülkesine, bölgesine hatta dünyaya kafa tutarak esip gürlememin tadını çıkaran bir otorite bağımlısı;

Diğeri, devletin her kademesindeki bürokratik mekanizmaları ele geçirmiş, onların sevk ve idaresini üstlenmiş ve “”otorite bağımlısı”nın rahatça esip gürlemesi için önünde ne kadar engel varsa bürokrasideki gücü kullanarak ortadan kaldırmakla mükellef “Çakma Humeyni”.

Kısacası ne kadar berbat ve “günah keçilik” iş varsa o görecekti. Zira işbölümü öyle yapılmıştı ve hiç vakit yitirilmeden işe koyuldular.

Evvel başta Kürtler olmak üzere, ne kadar yaramaz ve sivri dilli aydın, itaatsiz asker, sendika, dernek, basın-yayın ve resmi kurum varsa dize getirmek adına deliller üretip içeri tıktırıldı.

Öyle bir içeri tıkma ki, mevcutlar yetmediğinden, otoritemiz, yeni cezaevleri yapmak zorunda kaldı.

Yetmezmiş gibi bir de bu insanlara ait özel olarak üretilmiş “kasetler” havada uçuşturuldu.

 

ENGELLER KALKTI SIRA BİLEK GÜREŞİNDE.

Bütün engeller bertaraf edildikten sonra, her iki taraf kendine göre genişlettiği alandan kendi amacına göre faydalanmaya başladı. Böylece her iki tarafın da memnun ve kazançlı olduğu bu dayanışma ruhu “nizasız fasılasız“ tam 10 yıl sürdü.

Ama işte iktidar ve fütuhat hırsı da tıpkı rakı gibi şişede durduğu gibi durmuyor. Herkes kendi alanını genişletmekle meşgulken, günün birinde bir bakıyorlar ki sınırları bir birine dayanmış, burun buruna gelmişler.

BÜYÜK ORTAK KIZIYOR

O gün geldiğinde, büyük ortak güya ayılıyor ve bu kadar az sermaye ile neden bu kadar hisse verdim diye kendine kızarken; nankör küçük ortak da yüz yıldır yakalamaya çalıştığı bu fırsatla idare edeceğine, hazır yakalamışken şirketin tamamını ele geçirme hırsına kapılıyor.

Kısaca bütün olup bitenin özeti bu…

Böylesine kirli, eşitsiz ve “şark kurnazlığı”yla malul bir ortaklığa “paralel devlet” demek ya cehalet, ya kurnazlık ya da hedef şaşırtmacadır.

“PARALEL DEVLET” DEĞİL “MÜŞTEREK DEVLET”

Sonuç olarak, Başbakan ve taifesi istediği kadar ihanete uğradığını, bu oluşumun kendi bilgi ve iradesi dışında geliştiğini söylesin, aklı başında kimseyi inandırmazlar. Yaptıkları tamamen riyakârlık ve atraksiyonel bir hedef saptırmadır.

Gerçekte olanlar; başından beri kirli ve muhteris amaçlarla kurulmuş bir ortaklığın, gene kirli ve çirkin metotlarla tasfiyesinden doğan bir boğazlaşmadır.

Onun için ortada “paralel devlet” değil, tersine ortak amaçlarla kurulmuş bir ”müşterek devlet” şirketi vardır.

Ancak kimin lehine sonuçlanırsa sonuçlansın, süreç ve sonucun çirkin ve ahlak dışı olacağından emin olabilirsiniz.

Diğer yandan bu çirkeften ne ortağını “kullan at” amaçla kullanmaya çalışmış Başbakan, ne de haddini bilmeyip ele geçirdiği birkaç bürokratik kurumla devlete sahip olmaya kalkışan küçük ortak (Cemaat) sıyrılabilir.

Bu boğuşmayla bütün kirli niyetleri ve dindar görünümlerinin tersine bilinçaltlarındaki kin ve nefret yüklü kişilikleri ortaya dökülmüştür.

Hepsi bu…

15.2.2014

Mustafa Güneş/URFA

 

 

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık