Mustafa GÜNEŞ

SANDIK, HER ZAMAN DEMOKRASİ DEĞİLDİR


Mustafa GÜNEŞ
9 Haziran 2014 Pazartesi 00:53

Siyasilerin işlerine geldiğinde demokrasi adına yere göğe sığdıramadıkları "sandık" tek başına demokrasi değildir.

Çünkü sandık, demokrasinin sadece bir unsuru, hem de çok yetersiz ve kötü amaçla kullanılmaya en müsait bir unsurudur.

Yani esas olarak sandıksız demokrasi olmaz.  Ama demokrasisiz sandık olur. Hem de siyasi tarihte en çok rastlananı da budur.

Gerçekçi bir gözle dünya sandık tarihine baktığımızda mazisinin pek de temiz olmadığını, halkları demokrasiyi özümsemiş belirli ülkeler dışında, sandığın daha çok diktatörlere hizmet ettiğini, bir yığın vahşet ve katliamın dayanağı ve aracı olarak kullanıldığını görürüz.

Nitekim tarihin en kanlı diktatörlerinin büyük çoğunluğu sandıkla başa gelmiş ve yıllar süren kanlı rejimlerini her seferinde sandık sayesinde yenileyip pekiştirmişlerdir.

Mesela Hitler, Mussolini, Stalin, İnönü, Kim il Sung ve varisleri, Çavuşescu, Saddam, Beşşar Esad, Aliyev ve daha bunlar gibi nice diktatör hep sandıkla başa geçmiş ve her seferinde sandıkla kan tazelemişlerdir.

Üstelik başlangıçta normal yoldan ve herkes gibi %40–45 gibi oranlarla iktidar oldukları halde, despot rejimlerini pekiştirdikten sonra %90 hatta 99’lara varan oranlarla sandıktan çıkmışlardır.

Nitekim Kenan Evren de %92,5 oyla hem kendini Cumhurbaşkanı seçtirmiş, hem de devletin kutsandığı meşhur faşist ve ırkçı Anayasasını onaylatmıştır.

ERDOĞAN VE SANDIK YALELLİSİ

Erdoğan da 12 yıldır ağzını her açtığında “Milli İrade” ve “sandık” deyip durmaktadır.

Oysa geçmişe baktığımızda, iktidara geldikleri 2002 den önce, Hocası Erbakan dâhil, mensubu olduğu “Milli Görüş” hareketinin hiçbir üyesinin ağzından sandığın demokrasinin temeli ve “milli irade”nin yansıması olduğuna dair tek kelime duyduğumuzu hatırlamıyoruz. Her seçimden sonra aldıkları %3-4 gibi oyun yorumunu yaparken, adaletsiz (barajlı) seçim sistemiyle sandığın ABD,“Hıristiyan Avrupa” ve “Yahudi” lobilerinin kontrolünde olduğundan yakınmışlardır.

Ne var ki aynı Erdoğan 2002 seçimleri sabahı aldığı sonucu görür görmez, tüm geçmiş hafızasını silmiş, geçmişteki o şikâyetlerin sahibi Erdoğan sanki uzaya ışınlanıp yerine yenisi gönderilmiş gibi sandığın ve Milli iradenin meziyetlerini keşfetmiş, yere göğe sığdırmamaya başlamıştır.

İnsanlık tarihi göstermiştir ki, özellikle demokratik olarak olgunlaşmamış toplumlarda kitleler lider,parti ve siyasi görüşler arasında fırtınaya tutulmuş gemiler gibi bir o yana bir bu yana savrulmalar geçirmişlerdir.

Gene bu tür toplumlar popüler liderlerin ve iktidardaki siyasi grubun çekimine çok kolay kapılmaktadırlar.

Aslında güç çekim alanın etkili olmadığı toplum yoktur. Ancak bizim gibi demokrasi kültürü yerleşmemiş veya ıskalamış toplumlarda bu etki çok fazla, hatta tek belirleyici unsur olarak ortaya çıkmaktadır.

Türkiye demokrasi macerasına baktığımızda, az buçuk güçlenen bir lider veya partinin giderek daha çok taraftar topladığı ve bir türlü dengeli bir sandık sonucunun alınmadığını görürüz.

M.Kemal’den başlayarak gelen Menderes, Demirel, Ecevit ve şimdi de Erdoğan… Hep aynı sosyal histerinin imkânlarından faydalanmış, yarattıkları güç momentiyle toplumun kendi etraflarında yığılmasını sağlamışlardır.

SANDIK DİKTATÖRLERİN EN TEHLİKELİ SİLAHİDİR

Güç çekim alanına kapılma kıvamına varmış kitleleri “mutlak iktidar” sayesinde yönlendirmek ve sandıktan istediği sonucu almak da giderek daha kolaylaşıyor.

Ya da şöyle izah edelim: Bu kıvama varmış bir toplumda mekanizma bir birini besleyen bir “devir-daim makinesi” gibi toplum güce yöneldikçe liderin/iktidarın gücü artıyor; liderin gücü artıkça daha fazla kitleyi çekim alanına topluyor.

Toplum büyük sarsıntı geçirmedikçe, ya da mahalleye yeni bir kabadayı gelmedikçe, bu histeri çemberinin sonu yoktur. Bu fasit cazibeye kapılma, her seçimde liderin/iktidarın giderek daha fazla oranda oy almasına, liderin daha pervasız ve hoyrat davranmasına, hatta diktatörlüğünü ilan edip seçim yüzdesinin 99’lara kadar çıkmasına varmaktadır.

Yalnız bir noktaya dikkat çekmek isteriz ki, toplumsal sarsıntıdan mutlaka darbeler anlaşılmasın. Elbette bizim gibi toplumlarda en iyi sarsıntıyı darbeler sağlar. Ama başka sosyal sarsıntılar da vardır. Mesela savaş, geniş kitlesel ayaklanmalar, büyük ekonomik çöküntüler gibi…

TÜRKİYE’DE SANDIK VE DURUM

Elbette 21.yy’ da AB’ye katılma evresindeki Türkiye’de (hele ki büyük sosyal ve ekonomik bir deprem yokken) hiçbir liderin Hitler, Saddam veya öteki despotlar gibi %99 oy alması beklenemez. Zaten buna gerek de yoktur. Oyların yaklaşık yarısını alan, seçim sistemindeki imkânla parlamentoda üçte ikiye varan çoğunluk elde edebilmektedir.

Bu oran, bu günkü şartlarda bu çekim momentiini sağlamış  bir lider için kendi diktatörlüğünü kurmaya yeterlidir. Elbet illa da Saddam, Hitler veya Kim İl Sung gibi “tanrılığını” ilan emesi de gerekmez.

Onun için bizimkisi “tanrılık” değil “tanrının gölgesi” (zilullah) olmakla yetinmektedir.

Çünkü tanrılığa ne çağ uygun, ne sosyal bilinç…

Zilullah olmak da diktatör olmak için yeterlidir. Onun için ;

“-Ben diktatör olsam siz sokakta gezemezdiniz!” gibi demagojik sözlerin hiçbir anlamı yoktur. Zira bu çağda ve AB adayı bir ülkede bundan daha ilerisini yapmak pratik olarak mümkün değil.

Gene de O’na;

“Eğer 1. veya 2. Dünya savaşı ortamlarında olsaydık bu imkânları Hitler kadar kullanacağımızdan eminiz. Hem şeriatı getirir, hem İran gibi meydanlarda infazlar, hem recm yapar, hem de istediğini kişiyi bir gecede izale ederdiniz, Her halinizden o istidadı taşıdığınızı görüyoruz. O yüzden “sandık” ve “milli irade” dedikçe sadece daha çok tiksinmemizi sağlıyorsun!”Demek isteriz.

Sözün özü, İstediği kadar “sandık” veya  “milli irade” desin. Biz onun taşıdığı ideolojiden, aldığı talimden demokrat olmadığını ve “derununda” iktidar hırsıyla merhametini yitirmiş bir gaddarın yattığını biliyoruz.

Tekrar hatırlatalım ki Sayın Başbakan; siz de sandıksız demokrasi olamayacağını, fakat demokrasisiz sandığın pratikte daha yaygın olduğunu çok iyi biliyorsunuz.

Hele “Milli İrade”nin her zaman isabetli tercihler yapmadığını çok daha iyi biliyorsunuz.Bunun en iyi ispatı  Ecevit, Demirel ve zatınız gibi demogogların yıllar süren liderlikleridir desek yeter her halde.

8.Haz.2014

Mustafa Güneş/URFA

 

 

 

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık