Abuzer AKBIYIK

ŞANLIURFA ŞAİR NABİ’Yİ UNUTTU


Abuzer AKBIYIK
2 Eylül 2012 Pazar 21:07

31 Ağustos 2012 günü, saat 18:39 www.sanlıurfa.com haber sitesinde yayınlanan bir haberin başlığı şöyle idi “Şanlıurfa Şair Nabi’yi Unutmadı.”  Fakat haberi okuyunca başlığın yanış atıldığı kanaatine vardım. Bence başlık ”Şanlıurfa Şair Nabi’yi Unuttu” olmalıydı. Haberi okuyunca umarım siz de bana hak vereceksiniz.  Haber metni aynen şöyle”

“Şanlıurfa Şair Nabi’yi Unutmadı.

UNESCO’nun, 2012 yılını 'Itri ve Şair Nabi yılı' olarak ilan etmesini değerlendiren Milletvekili Abdulkerim Gök ’Şair Nabi’yi Unutmadık’ dedi.

UNESCO 2012 yılını "Itri ve Nabi Yılı" ilan etti. Şanlıurfalı Şair Nabi'nin "Felsefe, lirizm ve hicivde ulaştığı yüksek düzey" gerekçesiyle 300. ölüm yıl dönümlerinde uluslararası anma etkinlikleri düzenlenmesine karar verildi. Ancak ne Şanlıurfa Valiliği ne de Şanlıurfa İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Şair Nabi ile ilgili dişe dokunur bir program yapmadı. Konuyla ilgili olarak görüşlerine başvurduğumuz AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Dr. Abdülkerim Gök, yakın tarihteki sanatçıların unutulmadığını ancak Şair Nabi'yle ilgili bir ihmalsizlik olduğunu söyledi. Gök, bu vesileyle Haber7.com'a şu açıklamayı yaptı:

'Valilik, hemşerilerimiz, vakıflar dernekler onla ilgili gerekli çalışmaları Kazancı Bedih, İbrahim Tatlıses ve Mehmet Özbek'le ilgili yakın geçmişteki sanatçılarla ilgili program yapmıştır.  Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan Şair Nabi'yle de ilgili etkinliklerin yapılması gerektiğini düşünüyorum. Öyle zannediyorum ki unutulmadı Şair Nabi Şanlıurfa’da. Bununla ilgili  olarak da Valilik, Kültür Turizm Müdürlüğü, Harran Üniversitesi,  belediye ve derneklerden önümüzdeki günlerde önemli çalışmaları beklediğimi belirtmek isterim. Bu vesileyle Itri ve Nabi'ye Allah'tan rahmet diliyor, mekanları cennet olsun diyorum. Bu vesile ile Nabi’nin hemşehrîleri Şanlıurfalılara selam ve saygılarımı iletiyorum."

Şimdi soruyorum başlık “Şanlıurfa Nabi’yi Unutmadı” mı? yoksa “Şanlıurfa Nabi’yi Unuttu” mu? Olmalıydı.

Şanlıurfa Milletvekili Doç. Dr. Abdülkerim Gök’e teşekkür ediyorum.

AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Sayın Doç. Dr. Abdülkerim Gök bugün beni de bu konuda telefonla aradı ve  haber metninde yer alan bilgileri benimle paylaştı. Öncelikle konuya duyarlığından dolayı kendisine teşekkür ediyorum. Benim bu yazıyı yazmama vesile oldu. Umuyorum başka arkadaşlar da yazacaklardır. Ayrıca bu konuyu basında dile getirdiği için teşekkür ediyorum. Konu gündeme geldi, “zararın nesrinden dönülse kârdır” denilip belki bir şeyler yapılır.

Şair Nabi “Urfalı”.  UNESCO 2012’yi Nabi yılı ilan etti. Vekiller olarak haberiniz var mı?

Bir konuda Vekilimiz sayın Doc. Dr. Abdülkerim Gök’e katılmıyorum  (telefonda da kendisine söyledim.) Vekilimize katılmadığım konu da şudur. Vekilimiz açıklamasında “Valilik, Kültür Turizm Müdürlüğü, Harran Üniversitesi,  belediye ve derneklerden önümüzdeki günlerde önemli çalışmaları beklediğimi belirtmek isterim” diyor. Bu cümleyi vatandaş olarak ben söyleyebilirim, dilek ve temennilerde bulunabilirim. Siz bizim vekilimizsiniz, sizin işiniz sorgulamak, sorunları tespit etmek, icraat yapmak, yaptırmak, takip etmek, neticelendirmek olmalıdır. Bu vesile ile ben bütün vekillerimize soruyorum; Şair Nabi “Urfalı”.  UNESCO 2012’yi Nabi yılı ilan etti. Vekiller olarak haberiniz var mı? (Kültür Bakanlığından öneren ve emeği geçenleri kutlarım). Urfalı Vekiller olarak siz ne yaptınız, etkinlikler yapılsın diye hangi girişimlerde bulundunuz. Ben size sordum, siz de bizim adımıza Şair Nabi etkinlikleri düzenleme konumunda olan Kültür Bakanlığına, Valiye, Belediye başkanı ve Rektöre niçin etkinlikler düzenlenmediğini sormalısınız. Bu kurumlar nezdinde girişimlerde bulunarak etkinliklerin düzenlenmesini sağlamalısınız, diye düşünüyorum.

Şair Nabi kimdir? Edebiyat dünyası ve Urfa için önemi nedir?

Nabi, Osmanlı devrinde yaşamış ünlü bir divan Şairidir. Hikemi şiir tarzının öncüsüdür. Bu nedenle edebiyat dünyasında çok önemli bir yere sahiptir. Nabi, Türk edebiyat tarihinde Fuzuli, Şeyh Galip, Baki, Nedim gibi zikredilen zirve isimlerden biridir. İşte bu meşhur isim, Şair Nabi Urfalı’dır. Urfa’nın medar-ı iftiharıdır.  Urfa eğer bir başka yöreden daha fazla tanınıyorsa, bunda kültür ve sanat adamlarının çok önemli yeri vardır. Bu yönü ile Şair Nabi Urfa’nın tanınmasına katkı sağlamıştır. Bilindiği gibi Urfa 12 bin yıllık dünyanın en eski şehridir. Medeniyetlerin beşiğidir. Bu nedenle çok köklü bir kültürü varıdır. Bu kültür içinde doğmuş ve büyümüş, kendisi de eserler üreterek kültürün gelişmesine katkıda bulunmuş en önemli şahsiyetlerden biri Şair Nabi’dir. Bu sebeple Urfa kültürü açısından Nabi önemlidir. Urfa’nın Selçuklu Kumandanı Emir Bozan tarafından fethedildiği Mart-Nisan 1087 tarihinden itibaren nazara alırsak yaklaşık bin yıllık Türk tarihi içinde Urfa’dan yetişmiş en ünlü Şair, Nabi’dir. Hikmetli sözlerle insanları düşünmeye, tefekküre, güzelliğe, doğruluğa, yönlendirmiştir. İşte bu nedenlerle Şair Nabi, edebiyat dünyası için, insanlık için önemlidir, Urfa için önemlidir.

Nabi Urfa için Yusuf Nâbî 1642 yılında Urfa’da doğmuştur. Nabi Urfa'da öğrenim gör­dükten sonra 1665'te İstanbul'a giderek Vezir Mustafa Paşa'nın kâtibi oldu. Böylece Nabî'nin de sarayla ilişkisi güçlendi. 1675'te ilk ünlü yapıtını, IV. Mehmed'in şehzadeleri için Edirne'de düzen­lediği sünnet düğünü şenliklerini anlatan Surname'yi yazdı. 1678'de çıktığı hac yolculuğu­na ilişkin izlenimlerini Tuhfetü'l-Haremeyn adlı eserde topladı.

Nabî, 1686'da Halep'e yerleşti. Bu­rada oğlu Ebü'1-Hayr Mehmed Çelebi için öğütlerle dolu “Hayri­ye” adlı ünlü mesnevisini kaleme aldı. Bu eser içinde günümüz için geçerli olan dersler, öğütler ve nasihatler vardır. Dilinde ve gönlünde Allah olsun, İlmi ehlinden öğren, İlimlerle kendini donat, Söylediğin az, manası çok olsun, Herkesi sırrına ortak etme” bu öğütlerden birkaçıdır. ŞiirleriniDivan”da topladı. Hayrabad, Fatihnâme-i Kâmaniçe, Zeyl-i Siyer-i Veysi diğer eserleridir.  1710'da yakın dostu olan Halep Valisi Baltacı Mehmed Paşa sadrazamlığa getirilince Nabî'yi de İstanbul'a götürdü. 1712 yılında İstanbul'da vefat etti. Mezarı Karacahmet mezarlığındadır.

“Nabî'ye Divan edebiyatında ayrı bir yer kazandıran özelliği, şiirlerindeki bilgece tavır­dır. Şiirlerinde ahlakçı bir yaklaşım egemendir. Nabî'nin şiirleri yerel deyimlerle, atasözleriyle güçlen­dirilmiş mısralardan oluşur. Bu yüzden de "hikemi şiir" denen, düşünceye önem veren çığırın öncüsü sayılır.”

Sakın terk-i edepten, kûy-ü mahbub-u Hüdadır bu.

Nabi’nin Hac yolunda gerçekleştiğine inandığı bir olay halk arasında dilden dile “Evliya Menkıbesi” olarak anlatılır.

Nabi, 1678 yılında bir kafile ile Hac yolculuğuna çıkmıştı. Kafilede devletin ileri gelen paşaları da bulunuyordu. Kafile Peygamber şehri Medine-i Münevvere'ye yaklaştığında mola verildi. Kafilede bulunan Eyüplu Râmi Mehmet Paşa o esnada kıble tarafına doğru ayaklarını uzatıp uyudu. Peygamber efendimizin makamına karşı ayaklarını uzatması Nâbî'nin hoşuna gitmedi ve Paşayı uyandıracak bir şekilde şu meşhur beyitleri söylemeye başladı:

Sakın terk-i edepten, kûy-ü mahbub-u Hüdadır bu.

Nazargah-ı ilahidir, makam-ı Mustafa'dır bu.

Bu beytin anlamı şöyledir; Sakın edebi terk etme,  zira burası Allahu Teala'nın Habibi’nin beldesidir. Burası, Allahın devamlı nazar kıldığı bir yerdir; Muhammed Mustafa'nın makamıdır

Paşa bu şiir duyunca hatasını anlayıp doğulur. Nabi’ye  bu şiiri ne zaman yazdın birlen var mı diye sorar. Nabi şimdi yazdım deyince. Paşa,rahatlar, bu kabahatimi aman kimse duymasın der. Medine’ye vardıklarında Mescidi nebevideki müezzinlerin sabah ezanından önce bu şiiri okuduklarını duyarlar. Nabi ve Paşa hayretleri içinde kalır. Nabi, müezzinlere ısrarla bu şiir nereden öğrendiniz diye sorar. Müezzinler şöyle cevap veriler. “Resûl-i Kibriya (s.a.v.) Efendimiz bu gece rüyamıza girdi bize ümmetimden Nabi isminde bir zat buraya gelecek, sabah ezanında onun şu şiirini okuyarak buraya gelişini kutlayın, biz de Resullullah’ın emrine uyarak hep birlikte onun bize öğrettiği şiiri okuduk” derler. Olmuş mu olmamış mı, Allah bilir. Fakat bu rivayet nedeni ile halk Nabi’yi “Evliya” mertebesinde görür.  

Bu gazeli Urfalı ünlü gazelhan Bekçi Bakır (Yurtsever) taş plaka okumuştur. Kalan Müzik için hazırladığım           Mukim Tahir, Kel Hamza ve Bekçi Bakır’ın seslerinin yer aldığı “Urfalı Üç Musiki Ustası” CD’sinde Bekçi Bakır’ın eşsiz güzellikteki sesinden bu gazeli dinleyebilirsiniz.  

Nabi’yi Nabi yapan Hüsn-ü nazar…

Bilindiği gibi şehirde, peygamber, evliya ve diğer dini şahsiyetlerin isimleri yörede çocuklara isim olarak verilir. Urfa’da makamları bulunan İbrahim Peygamber ve Eyyüp Peygamber nedeni ile “İbrahim Halil” ve “Eyyüp” ismi, Harran’da makamı bulunan beşinci İmam Bakır nedeni ile “Bakır” ismi Urfa’da çok yayındır. Yine büyük sahabe Ebuzer-i Gaffari Hazretleri’nin makamının bulunması nedeni ile Adıyaman’da “Abuzer” ismi. Evliya Ökkeş (Ökkeşiye) Hazretleri makamının bulunması nedeni ile Gaziantep’te “Ökkeş” ismi çok yaygıdır. İşte Nabi de halk nazarında evliya gibi görüldüğünden Urfalılar yüzyıllardan beri çocuklarının adına “Nabi” ismini koymuştur. Günümüzde de Urfa’da “Nabi” ismi çok yaygındır.

Şair Nabi’nin Urfa kültür hayatında önemli bir yeri vardır. Bu nedenle birçok mekana ismi verilmiştir. Şanlıurfa’da Şair Nabi ismi verilen bir Kültür Merkezi, bir ilköğretim okulu, bir Anadolu lisesi, bir kütüphane ve bir mahalle vardır. Yine “Nabi” isminin yer aldığı bir dernek kurulmuştur.

Nasihat edici, öğüt verici, düşündürücü, bilgece, felsefi, filozofça ve hikmetli konuşanlara,  nüktedan ve hazır cevap olanlara “Nabi gibi konuşuyor”,  “Nabice konuşuyor”, “Nabiane söylüyor” derler.  

“Nabi”, Urfa’da kibarlığın, nezaketin ve inceliğin de bir sembolüdür.  Urfa’da kurallara dikkat etmeyen, kabaca davranan tabiri yerinde ise “paldır küldür” birisi olduğunda  “Nabi’yi Nabi yapan Hüsn-ü nazar …..“ diye başlayan, Nabi’nin öz deyişi ona hatırlatılır.

Nabi üzerine çalışmaları olan ve Nabi konusunda konuşabilecek olanlardan ilk etapta hatırımıza şu isimler geliyor. Prof. Dr. Ali Fuat Bilkan, Prof. Dr. Mahmut Kaplan, Mahmut Karakaş, Prof.Dr. Meserret Diriöz, Prof. Dr. Mine Mengi, Prof. Dr. Ali Bakkal, Seyfettin Ünlü, Ömer Yorulmaz, Mehmet Kurtuğlu, Adil Saraç, İbrahim Tezölmez.  Biraz daha araştırılsa başka isimler de çıkar.   Geçmiş yıllarda yapılan Şair Nabi Sempozyumundan bu isimler tespit edilebilir.

İlk etapta bazı isimlerin katılacağı bir çalıştay yapılıp, neler yapılabileceği konusu belirlenebilir.  Nabi üzerine konferans, sempozyum, şiir gecesi, televizyon ve radyo programları düzenlenebilir, şiir yazma ve okuma yarışmaları yapılabilir. (Şurkav Vakfı “Urfalı büyük divan şairi Nâbî ile ilgili Şiir ve Deneme Yarışması” açmış), yeni beste yarışması yapılabilir, mevcut gazelleri besteletilebilir, okullar da çeşitli etkinlikler yapılabilir, kitap yayınlanabilir, belgesel film yapılabilir.  Yeter ki can-ı gönülden istensin.

Nabi ismi “Na” ve “Bi” olarak iki olumsuz edatın birleşiminden meydana gelmiştir. “Nâ” Farsçada, “Bî” ise Arapçada “yok” demektir. Yazımızı, “iki yok” diyerek kendisini yok saydığı Nabî’nin eşsiz güzellikteki mısraları ile noktalayalım.

 “Bende yok sabr ü sükun sende vefadan zerre

 İki yoktan ne çıkar fikr edelim bir kere.”                            

 (03.09.2012)


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık