Mustafa GÜNEŞ

SAYIN FAKIBABA ARTIK TAM BİR URFALI


Mustafa GÜNEŞ
8 Nisan 2013 Pazartesi 22:30

Belediye Başkanımız Sayın Fakıbaba’yı 1991’de ANAP’tan milletvekili adaylığından beri tanırım.

O gün bu gündür tüm ailemiz tarafından saygılı, dürüst, mert ve çalışkan bir insan olarak bilinir ve her zaman gönlümüz onunla berber olmuştur.

Halen de aynı niteliklerini yitirmediğinden adım kadar eminim.

Hakkını teslim etmek gerekir ki Urfa’yı kocaman bir kasaba  görünümünden, modern bir kente dönüştüren bu güne kadarki tek başkanımızdır.

Ancak bir kentin görünüşte modern bir kent olarak gözükmesi ayrı, içinde yaşayan insanların kentli olma kültürünü özümseyip kentli gibi davranması tamamen ayrı bir olgudur.

Bütün modern görünümüne rağmen ne yazık ki hemşeriler olarak bizler henüz bu kültürü özümseyip kentli gibi davranma alışkanlığını kazanmış değiliz.

Objektif gerçeğin böyle olması ve toplumun büyük kesiminin sürekli kasabalı gibi davranması, ne kadar demokrat ve iyi niyetli olursa olsun, zaman içinde ister istemez yöneticileri de etkileyip kendilerine benzetmeye başlar.

ESKİ BİNALAR…

Kentin gecekondulardan ziyade en problemli ve tehlikeli yapıları, 40 yaşın üstündeki apartmanlardır. Çünkü gece kondular çoğunlukla bir veya iki katlıdırlar, dolaylısıyla çok katlı apartmanlar kadar tehlike arz etmezler.

Oysa çok katlı bu eski tip apartmanlar, karaborsadan temin edilen çimentonun adeta koklatıldığı ve “kırmızı kum” denilen “topraklı dere kumu” ile üretilmişlerdir. Onun için hepsi sakat ve dayanıksız yapılar olup yarattıkları tehlike de çok daha yüksektir.

Her ne kadar belediye ana caddeler üzerindeki binaların cephelerini kendi imkânları ile restore edip boyamakta ise de, iç kesimdeki binalar bütün hurda görünüm ve yapıları ile aynen durmakta, hiçbir kat maliki en ufak bir güçlendirme ve restore gayreti göstermemektedir.

Bunun nedeni biraz da Belediyenin bu gayretli tutumu ile onları da beklenti içine koymasıdır. Yani belediye, yasaları işleteceğine bu gayreti ile beleşçiliği ve sorumsuzluğu özendirmiş olmaktadır.

BUNLARI NEDEN YAZIYORUM?

Yazılarımı okuyanlar bilir. Hiç bir yazımda yerel veya şahsi konulara değinmemişimdir. Seçtiğim konular esas olarak kültür ve tarih ağırlıklıdır.

Ancak geçtiğimiz Perşembe günü (4.Nisan) Harran otelinin arkasındaki sokaktan oto parka gidiyorken birden bire kafamın üzerinde bir şey patladı ve yere yığıldım. Beynim oynadı ve tam tepemden kanlar fışkırmaya başladı.

Ne olduğunu anlamaya çalışırken çevredeki esnaf üzerime koştu. Elimi kafama attığımda fıskiye gibi kan fışkırdığını ve açılan yaranın içinin kum ve çakıl parçaları ile dolu olduğunu fark ettim.

Meğer çürümüş binanın dış cephesinden ayrışmış kaplama parçaları kopup tepeme düşmüştü.

Oradakiler bunun sürekli olduğunu ve şimdiye kadar defalarca park etmiş araçların üstüne düştüğünü, bu gün de bana kısmet olduğunu söylediler.

Beni sersemlemiş bir halde yakındaki ŞANMED hastanesine götürdüler. Doktor, kafamda 5-6 cm.lik bir yarık oluştuğunu, beyin kanaması tehlikesi içinde olduğumu belirterek yarayı dikti (6 dikiş) ve tomografi için bir başka (OSM) hastaneye sevk etti.

Çekilen tomografide kemik kırığının bulunmadığı, ancak içeride oluşması muhtemel kılcal kanamalar için iki üç gün beklemek gerektiğini belirttiler ve en ufak bir baş dönmesi halinde acilen hastaneye gelmemi tembihleyerek eve gönderdiler.

DURUMU BELEDİYEYE BİLDİRDİM AMA…

Biraz kendime gelince, normal ve sorumlu bir vatandaş gibi davranarak başka kişilerin de başına gelmesin diye Belediye Başkanı başta olmak üzere olayı hemen tüm yetkililere bildirdim.

Bu gün aradan 5 gün geçmiş durumda. Biraz iyileşme gösterip beyin kanaması riskini de atlattıktan sonra gidip ne gibi tedbir almışlar diye binaya bakayım dedim.

Yazık ki hiçbir şey yapılmamış. Bir çözüm buluncaya kadar hiç değilse etrafına bir paravan çekilip yayaların altından geçmesi önlenebilirdi.

Fakat her şey olduğu gibi duruyor. Ayrışmış fakat daha düşmemiş onlarca plaka aynen sallanıyor. Bina sakinleri bile ikaz edilmemiş.

Galiba etkili bir işlem yapılması için ölmem gerekiyormuş. Ölmediğime göre, yapacak bir şeyin olmadığına karar vermiş olmalılar. Ya da kısmet olur da ölecek bir başka şanslı çıkıncaya kadar mesele yok diye düşünmüş olacaklar.

Çünkü bizde birileri ölmeyinceye kadar hiçbir tehlike durumu tehlikeden sayılmıyor.

Hatta gösteriş için olmadıktan sonra, koruyucu paravan çekme gibi gereksiz masraflarla bütçeyi zorlamaya gerek olmadığını da düşünmüş olabilirler.

KENDİMİZE BENZETME BUDUR İŞTE

Sonunda anladım ki Sayın Fakıbaba’nın başkanlığa başlarken taşıdığı bütün enerji, hassasiyet ve gayretini, zaman içinde aşındıra aşındıra nihayet kendimize benzetmişiz.

Bir zamanlar Sayın Fakıbaba aday gösterildiğinde, bir yığın Urfa Milliyetçisi ve Öz Urfalı hemşerimiz ;”Öz Urfalı olmayan birini niye başımıza başkan ediyoruz?”Diye epey mızmızlanıp homurdanmıştı.

Şimdi o itirazcılara sesleniyorum: Gözünüz aydın ve artık endişeleriniz bitti. Nihayet onu da kendimize benzettik. Sayın Fakıbaba artık öz be öz Urfalı olmuştur.

Hele kısmet olur aynı binanın altında benden daha   “şanslı” biri çıkar da ölürse, artık hiçbir kuşkuya yer kalmayacak biçimde tescillenmiş olur.


9.4.2013

Mustafa Güneş/URFA


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star