Mehmet FARAÇ

Sefaletin gölge oyunu!..


Mehmet FARAÇ
2 Aralık 2011 Cuma 18:26
Bilirim o sahneyi... Bilirim ki, oradan yansıyan her çadır fotoğrafına baktığımda, çocukluğumun pamuk ırgatlığıyla geçen o zalim günleri de gelir aklıma!..
Sonbaharın hüzün çöken günlerinde, bizi yalnızca umutlarımıza mahkum eden yoksullukla kavga ederken, az ağlamadık çadırların bez duvarlarında!..
El ayak çekildiğinde; uçsuz bucaksız pamuk tarlalarının yanı başında, kaderimizi 10 metrekarelik çaputtan bir dünyanın içine mahkum ettiğimizde, Allah’ın umuduna terk ederdik canlarımızı!..
Yumruk büyüklüğündeki dolunun adeta topa tuttuğu bir çadırın içinde, garip anamızın dizi dibinde yamalı bir yorgana sarılışımızı anımsarım...
İnsan, küçücük bedeninde saklambaç oynayan korkularıyla bezden bir kümbetin içinde hapsolan yoksulluğun mücadelesine tanıklık ediyor o an!..
Anne ve baba, ekmeğin peşine düşen garipliğin mahzun yorgunluğunda rüyasız uykulara yatarken, biz küçükler gök gürültüsünün kışı çağıran öfkesiyle sarsılırdık!..
Çadırın orta direğindeki teneke gaz lambasından yansıyan ışık, üzerimizde adeta dans eden hayaletleri andırırken bizler bir an önce sabah olması için dua ederdik...
Gecenin karanlığı ayaza kurşuni bir ağırlık kazandırırken, yuva arayan sokak hayvanlarının garip ilintileri de yankılanırdı oralarda!..
Korkardım hem kendim için hem de onlar için...
Güneşe yaslanan anne!..
Van’dan yansıyan her fotoğraf da çocukluğumun işte o ıstırap dolu günlerinin yoksul sahnelerini yüzüme çarpıp duruyor!..
Oradan gelen çocuklarla ilgili her ölüm haberinde, 30 yıl öncesinde bir çadırın rutubetinde küflenmiş hatıralarıma batıp çıkıyorum...
Şimdi Van depremiyle sarsılan çocuklar için korkuyorum, onlar için kaygılanıyorum...
Daha geçen haftalarda 2 çocuk çadırda sobadan zehirlenmedi mi Muş’un bir köyünde?..
2 bebek çadırda yanmadı mı?..
Küçücük Deniz, Van’da soğuktan donarak ölmedi mi?..
Peki daha önceki gün, 6.5 yaşındaki Öznur açlık ve soğuktan yaşamını yitirmedi mi?..
İşte o günden beri, yani Van doğa felaketiyle sarsıldığından bu yana, oradan gelen her fotoğraf zihnimde kaçacak yer arayan sefaletin o mahcup albümünden sayfalar çeviriyor!..
Bez çadırların buz kestiği gece yarılarında, oralarda az çok neler hissedildiğini anlayabiliyorum...
Gece, soğuğa direnmeye çalışsa da; sefaleti, açlığı ve belki de hastalıkları karanlıkları içine hapsedebiliyor!.. Peki ya gündüzleri?..
Ya, gündüzün soğuğunda, yüzüne hafifçe gösteren güneşe yaslanarak, bir plastik leğende yavrularını yıkayan annelerin kahreden görüntüsü?..
İşte bu sahne beni hem ıstırabını halen hücrelerimde hissettiğim çocukluk anılarıma götürdü hem de gün ışığının gözümüze nakşettiği sefaletle bir kez daha tanıştırdı!..
Ayazda yankılanan bebek sesleri!..
Van’dan gelen son fotoğraf yalnızca yoksulluğun bataklığında bir gölge oyununu anlatmıyor, devletin acizlik tiyatrosunun provasını da yapıyor!..
Çaresizliğin bu kadar çıplak göründüğü bir fotoğraf karesi olabilir mi acaba?..
Bedenin, tüm çıplağıyla doğanın acımasızlığına isyan ettiği bir görüntü olabilir miydi acaba?..
Bakınız Milliyet Gazetesi, deprem felaketinin yaşandığı Van’dan önceki gün gönderilen çok çarpıcı bir fotoğrafın altına neler yazmıştı:
“Artçı depremler korkutuyor. Birçok vatandaş binalara giremiyor, esnaf tezgahını sokaklara kuruyor. Bazı aileler, soğuk havaya rağmen çocuklarını gündüz saatlerinde yıkamaya çalışıyor. Özellikle gece eksi 14’e kadar düşen hava sıcaklığı nedeniyle çocuklar bronşit ve üst solunum yolu enfeksiyonu gibi hastalıklarla karşı karşıya. Çadırkentlerden, soğuk yüzünden uyuyamayan çocukların ağlama sesleri yankılanıyor...”
İşte bu fotoğraftan saçılan rezalete ve arka plandaki çadırlara çok iyi bakınız...
Kahredici haberin son satırlarına gizlense de; görmediğiniz, göremeyeceğiniz çok önemli bir ayrıntı var orada:
“... Çadırkentlerden, soğuk yüzünden uyuyamayan çocukların ağlama sesleri yankılanıyor...”
Bebeğin kundağa, canların çadırlara kenetlendiği Van’da, soğuğa isyan eden minik ve de masum hıçkırıkları anlatıyor bu satırlar!..
Plastik sahnenin manşetlik rolü!..
Bizler belki merhametin eski yorganlarına sardığımız yüreklerimizin minnacık sıcaklığını Van’a göndermiş olsak da gecelerin ayazını örtemiyoruz işte!..
Bazen ihmalin, gafletin, cehaletin ve beceriksizliğin üzerine asfalt bile dökseniz de!..
Korkak kameralarınızı, ürkek kalemlerinizi sizi tokatlayan manzaralardan kaçırsanız da!..
Çaresiz bir anne ve de masum bir çocuğun plastik bir leğenin küçük sahnesindeki manşetlik rolleri her şeyi deşifre edebiliyor işte!..
Çünkü bu fotoğraf; çaresizliğin belki de açık artırmaya çıkan tablosunu en gri ve en kahredici renkleriyle can evimize yansıtıyor...
Ve bu fotoğraf; ihmali barındıran tüm resmi ya da gayriresmi duvarların tam ortasında da bir protesto bayrağı gibi dalgalanıyor!..
Bu fotoğrafın üzeri örtülemiyor!..
“Ağustosu bekleyin” diyen Başbakan da örtemiyor, şov yapan siyaset de liyakat-sadakat ikileminde el pençe duran bürokrasi de!..
Özetle Van’da, gündüzün içimizi üşüten dramları naylon leğenlerde tek kişilik ve sessiz gösteri yapan çocuklarımızın kral çıplak şovuyla devletin yüzüne çarpıyor!..
Peki, biz gecenin ayazında yankılanan bebek hıçkırıklarını nasıl dindireceğiz!..
İşte bu soruya verilecek yanıt, ağıtların en kahredici köhneliğine saklanıyor ve bir isyan gibi savrulacak sözcükleri hapsediyor!..
İyisi mi, herkes gibi biz de kulağımızı kapatalım...

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık