SEMER


28 Mart 2012 Çarşamba 21:41
Bazen bir şeyi kaybeder üzülürüz sonra bulur seviniriz.
Sonrada ; “Allah sevdiği kuluna eşeğini önce kaybettirip sonra buldururmuş” deyip geçeriz.
Bırakın eşya kayıp etmeyi;
Bir kimsenin veya nesnenin adı aklımıza gelmese rahatsız oluruz.
“Mekânı Cennet Olsun “ Rahmetli Babam çok hassastı bu konuda
En küçük eşyası bile kayıp olsa çok rahatsız olurdu.
Sanırım düzenli yaşayan insanlar bu konuda çok hassas oluyor.
Eski zamanlarda,
Semerkant’ta bir semerci ustası,
Oğluyla beraber hem semer yapar,
Hem de eskiyen semerleri tamir eder,
Baba-oğul hayatlarını böylece devam ettirir giderlermiş.
Semerci ustası, mesleğinin alametlerinden olacak ki;
Çalışırken üzerinde oturduğu koltuğunu da semerden yapmış.
Bu semerin gizli bir bölmesini de para kasası olarak kullanmaktaymış.
Fakat semerde kasa olduğunu oğlu bile bilmezmiş.
Gel zaman git zaman,
Çalışılır kazanılır, paralar bu kasada biriktirilirmiş.
Olacak bu ya,
Baba tüccarın bir aylığına Semerkant’tan ayrılması icap etmiş.
Depodaki semerleri ve dükkânı oğluna emanet etmiş baba tüccar.
Seyahate çıkmadan önce de oğluna,
Kendi kullandığı semerin asla satılmamasını sıkı sıkı tembihlemiş. Babası yokken oğul,
Babasının tembihlediği semerin haricindeki bütün semerleri satmış.
Fakat bir akşam, yolcunun biri gelmiş ve semer almak istemiş.
Adamın ısrarlarına dayanamayan oğul,
Biraz da kâr ederim düşüncesiyle 10 akçe olan semeri 30 akçeye satıvermiş.
Baba tüccar seyahatten döndüğünde semerden yapma koltuğunun olmadığını görünce koltuğunun nerede olduğunu sormuş.
Oğul, satmak zorunda kaldığını ama üç katı kâr ettiğini heyecanla söyleyince babası şaşkına dönmüş.
Kimseye bir şey söylemese de için için yanmaya başlayan baba,
İşi gücü bırakmış…
Semerkant,
Buhara,
Gezmedik yer,
Uğramadık Han bırakmamış;
Ama ne çare ki semerini bulamamış.
Tüccarın kaç ay,
Kaç yıl gezdiği bilinmez.
Ama yorulduğu belli ki şu beyit dökülmüş dilinden:
“Dizimde kalmadı takat nasip arayı arayı ,
Dolandırdı bizi kısmet, Semerkant’ı Buhara’ yı .”
Semeri bulamayacağına kanaat getiren baba eve dönerek işe koyulmuş.
Semer satmaya ve tamir etmeye devam etmiş.
Gel zaman git zaman, bir semer eskitecek kadar vakit geçmiş…
Bir gün, bir adam semer tamir ettirmek için dükkâna gelmiş.
Tüccar, yıllar önce kaybettiği semerini tanımış; ama hiç belli etmemiş.
Semer sahibine;
“Bu semer çok eskimiş, ben size yeni bir semer vereyim;
Bu bende kalsın” deyip semeri geri almak istemiş.
Bu duruma çok sevinen semer sahibi, yeni semeri alıp gitmiş.
Hemen semerini kontrol eden tüccar,
Parasını yerinde görünce sevinmiş ve şu beyti mırıldanmış:
“Ne lazımdır sana gezmek Semerkant’ı Buhara’yı
Sana taksim olan kısmet gelir arayı arayı

Sözün Özü
Bir yandan Korku bir yandan Ümidin varsa iki Kanatlı olursun.
Tek kanatla uçulmaz zaten.
Sopayla kilime vuranın gayesi kilimi dövmek değil,
Kilimin tozunu almaktır.
Allah sana Sıkıntı vermekle Tozunu, Kirini alır.
Niye kederlenirsin?
Taş taşlıktan geçmedikçe parmaklara Yüzük olamaz...
Yüzük olmak dileyen Taş, Ezilmeyi yontulmayı Göze almalıdır..!
Mevlana

Saygılarımla.

İbrahim Halil Okuyan
İnşaat Yüksek Mühendisi
29.Mart.2012 Şanlıurfa

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star