Şeyhmus ÇAKIRTAŞ

Sessizliğin çığlığı


Şeyhmus ÇAKIRTAŞ
20 Mart 2011 Pazar 17:50
Zaman önü alınmaz bir hızla ilerlerken, vakit gecenin bir yarısı. Öylesine bir günün karanlık saatleri yani…Sokaklar ıssızlığın ürkütücü havasında. Derin bir sessizlik içinde bütün ahali. Kimisi uyuyor, kimisi uyuyanlara uyuyor.
Gece suskun, sokaklarda köpek havlamaları ve zaman zaman geceyi parçalayan motor sesleri ortamın sessizliğini bozuyor.
Bir panikleme havasımda sürücüler, sanki giden zamana yetişme telaşında bağırtıyorlar araba motorlarını…Araya ambulans sirenleri, polis telsizleri giriyor. Sonra karanlıkta kaybolup gidiyor bütün sesler.
Ve yağmur yağıyor gecenin içinde…Puslu bir hava var, ışıklar belli belirsiz.
Belli ki toprak susamış, serin ve uzun süren yağmurlara…
Bu nedenle doymak bilmiyor bir türlü,  daha çok yağsın istiyor.
Ama yağmur nazlı, yağıp yağmamak arasında gel gitleri yaşıyor…Bir hızlanıyor, bir hız kesiyor. Yağmur demek de belki yanlış. Çamur yağıyor gökyüzünde…
 
Vakit gecenin bir yarısı.
 Aşkın derin sancısında, adı kayıtlara geçmemiş şair ajandasına şunları yazıyor: “Seni sevdim bu kentte. Ne yağmuru yağmur, ne baharı bahar.”
Gerisi hüzünlü bir suskunluk . Kelimeler yetmiyor aşkını anlatmaya…Bütün kapılar kapanıyor yüzüne, duvarlar üzerine üzerine geliyor sanki…Bu kent uyuyunca o başlıyor sessizliği çığlıklarıyla yırtmaya…
 
Rodrigo’nun Konçertosu diye bi klasik  müzik hafızamda canlanıyor.. Ritmi belli belirsiz, hayal meyal geliyor aklıma.
Öğrencilik yıllarım.
Amed’in Xançepek sokaklarında,  kırmızı tuğlalarla örülü eski,  köhne bir apartmanın koridorlarında yankılan müzik kalbimi aşka tetikliyordu,  nakşoluyordu Rodrigo beynime, yüreğime.
Sonra Ahmet Kaya başlıyordu isyan kokan sessiyle.
Ve biz arkadaşlarla buluşuyorduk öğrenci evlerinde. Kartol, bulgur ve kuru soğan aşına kaşık sallayarak, ülke siyasetini konuşuyorduk. Bazen uzaktan gazeteciler konuk olurdu soframıza, sevinirdik… 
Xancepek Sokakları ürkütücü, karanlık ve köhneydi…Diyarbakır’ın en yoksulları yaşardı o dar, karanlık ve derme çatma evlerde…
Sonra bir başkaldırı merkezine döndü Xançepek. Önce sokakları aydınlandı güvenlik nedeniyle, sonra  Xançepek adı  dünyanın en önemli merkezlerinde tanınır oldu…
Ve elbette yazın dünyasında da adını kızıl harflerle yazdı.
 Xançepek edebiyatı diye bir akım var artık. Devrimci, aykırı ve bir o kadar da isyan kokan…
 
 
Bu uyuma saatlerini sevmiyorum. Sessizlik başlayınca mutlu oluyorum ama çok geçmeden sessizliğin uykudan olduğunu anlayınca içim daralıyor…
İnsanlar gün ortasında neden sessiz olamıyor, anlayamıyorum?
 
Gün başladığında kamerayı açıyorum rasgele. Her taraftan gürültü geliyor aralıksız. Kulaklarımız alışmış demek. İzleyince anlıyorum ki yaşamın baskın sessi gürültüymüş.
Bu nedenle bir müzik arıyorum…Bütün gürültüleri baskılayan bir müzik…Bombaların sessini bile bastıracak bir müzik arıyorum, kendi kendime. Müzik yeteneğim olsa, bu müziği yapmak için bütün ömrümü verirdim, gözümü kırpmadan.
 
Rodrigo’nun Konçertosu belki beni anlatmıyordu ama coşku katıyordu,
Aşka dair kıvılcımlar saçıyordu yüreğime.
Şimdi bir aşk arayışında değilim artık…Yüreğim aşkın ateşinde yeterinde kavruldu…Ama coşkusuz olmuyor yaşam. İnsan kalbi duracak kadar coşku hissedebilmeli müziğin ritminde…Çünkü zamana hükmeden müziğin olağanüstü ritmidir…
 
Şimdi  derin bir ıssızlığın  ortasında insan yüzleri giderek kayboluyor. Müzik kaybettiği hükmü bulmak adına yeni konçertolara yelken açıyor…Her şey biraz daha yapay ve mekanik…Cepte telefon, elde telefon, masa da telefon, her yerde telefon durmadan ayarlanan melodiye çalıyor.
Bunca iletişime rağmen, yalnızlık giderek büyüyor insan yüreğinde.  
 
 
En kadim dillerde söylenmiş müzikleri arıyorum, gecenin bir yarısında. Müthiş bir yakıcılık var dile gelen sözcüklerde, melodiler daha bir yakıcı …Ritim acıya çalıyor biraz. Biraz çocuksu, biraz isyan kokuyor kadim dillerdeki müzik.
Ben aşkın yakıcılığını anamın dilinde şiirselleştirmek istiyorum.
Anamın dili, bilinmeyen bir dil deniliyor…Kadim oluşu, neolitikten başlayan serüvenini görmezlikten geliniyor.
Ama anamın dili var, ortada…Gökyüzüne şiirleri okunuyor, taşlara nakşediliyor bütün fonetikleri…
Sessizliğin çığlığıdır dilim...
 

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık