Bermal MELİK

Şiddet Kültürü


Bermal MELİK
1 Nisan 2011 Cuma 04:41
“Şiddetle değişen bir dünya, ancak daha çok şiddetin varolduğu bir dünya olur.” 
Hannah Arendt

Toplumda; sokakta, okulda, aile içi ve medyatik şiddet, ihmal, istismar, intihar, sigara, alkol ve madde kullanımı giderek artan bir oranda karşımıza çıkmaktadır. Yaşanan şiddetin nedenleri konusunda ise toplum katmanları farklı söylemlerde ve değerlendirmelerde bulunmaktadır. Kimi problemin eğitim kurumlarından, kimi aileden, kimi medyadan, kimi toplumun ekonomik, kültürel ve sosyal yapısındaki bozulmalardan, kimi sapkın inanç ve yaklaşımlardan kaynaklandığını belirtmektedir.
Sebepleri her ne sebep olursa olsun bir gerçek vardır ki bu günkü dünyamızda insanlar arası şiddetin her türlüsü gündeme oturmuştur. Bu gerçeği hiçbir insan inkar edememektedir.

Her insan bulunduğu noktada şiddetin varlığından söz etmektedir.Şiddet maalesef toplumumuzun her kesiminde mevcut ve neredeyse bu tanımdan çok, uygulamaya geçmiş durumda. Şiddet sadece fiziksel değildir. Sözlü ve tavırlı- davranışsal şiddet de söz konusudur. Eşine, çocuğuna, memuruna işçisine vs. sürekli bağıran, azarlayan birinin de yaptığı şiddettir.


Şiddet, güç ve baskı uygulayarak insanların bedensel veya ruhsal açıdan zarar görmesine neden olan bireysel veya toplu hareketlerin tümüdür.
Bazı insanlar sorunların çözümü için, yada bir yönetim, eğitim tarzı olarak şiddeti benimseyebiliyorlar.
Şiddetin en fazla görüldüğü yerlerin başında aile ortamı gelmektedir.Aile içi şiddet ‘e en fazla çocuklar sonra kadınlar maruz kalmaktadır.

Ebeveynler gerek birbirleriyle olan çatışmalarından doğan öfkeyi, gerekse günlük yaşamdaki streslerini en fazla çocuklarına yansıtmaktadırlar. Onlar savunmasız ve masum olduklarından ebeveynlerin en kolay hedefi olmaktadırlar.
Günümüzde şiddet banalleşerek evde, sokakta, okulda, iş hayatında, televizyonlarda, bilgisayar oyunlarında, şarkılarda ve dizilerde hayatımızın bir parçası haline gelmeye başladı.Bugün dünya genelinde şiddet artıyor gibi görünmekte. Fakat, bunun gerçekten doğru bir saptama olup olmadığı üzerinde durulması gerek.
Medeni toplumlarda şiddetin az olması gerekmektedir.Ama ne yazık ki günümüzde her ülkede şiddet var.
Şurası bir gerçek ki, iletişim kanallarının yaygınlaşmasıyla şiddet dünyanın hemen her yerinde çok daha görünür hâle geldi ve dünya üzerindeki şiddetin boyutları ortaya çıkmaya başladı . Toplumsal şiddetin temelinde yatan en önemli faktörlerin başında güvensizlik hissi gelir. Güvensizlik hissi bireysel bir duygunun ötesindedir..Bu his ortadan kaldırılmadığı sürece şiddet sarmalı katlanarak artar ve toplumun birçok alanına yayılır.
Bugün Türkiye’de şiddetin artmasının diğer önemli sebeplerinden biri de özellikle gençler arasında artan geleceğe dair ümitsizliktir Bir açıdan umutsuzluğa da sevkeden bu süreç aynı zamanda şiddetin formlarının ve dilinin de küreselleşmesine neden oldu. Televizyonlarda, internette ve çevrede görülen şiddet eylemleri ve türleri insanların bilinçaltlarına kazınarak farklı ortamlarda tekrar edilir hale geldi. 
Toplumsal şiddeti anlama ve önleme konusunda önemli bir kafa karışıklığı yaşayan Türkiye’nin bu konuda çok boyutlu ve katılımcı bir vizyona ihtiyacı vardır . “Ne yaptımsa onların iyiliği için yaptım” diyerek çocuklarını öldüresiye döven “sevgi dolu baba” ile, “ne yaptımsa halkım için yaptım” diyerek, “icabında” kendi yoldaşlarına karşı bile şiddet uygulamaktan çekinmeyen bir “devrimci” tipini aynı şiddet kulvarında buluşturan toplumsal ,tarihsel-kültürel belirleyicileri tanımlamaya çalışabiliriz.
Bu iki şiddet kültürünün birinin adı “doğrudan şiddettir” ve bu şiddet türü fiziksel zarar vermeye yönelik eylemlerdir.Diğeri ise “kültürel şiddettir” .
Kültürel şiddet doğrudan görünmeyebilir ama toplum içerisinde belli bir ideolojik hegemonya oluşturur.
Siyasî ve dinî liderlerin demeçleri, sanatçılar, filmler, karikatürler, şarkilar ve birçok popüler sembol; ayrımcılığı, farklılıklara karşı tahammülsüzlüğü ve hoşgörüsüzlüğü salık verebilir.
Popüler kültür, medya ve internet özellikle gençler ve çocuklar üzerinde çok etkili olmaktadır. İslamofobi, yabancı düşmanlığı, kültürel önyargılar ve agresif milliyetçilik kültürel şiddetin yansımalarıdır.
Kültürel şiddet toplumun yapısını bozabilecek ciddi bir tehdit olarak görülmeli ve bunun yerine uzlaşı kültürünü yerleştirmek için kendi kültürel kaynaklarımıza da referansla uzun soluklu projeler geliştirilmelidir.
Kültürel şiddetin panzehiri, güven ve barış kültürünün tesisidir .
Yapısal ya da dogrudan şiddeti de önlemek için, liberalleşme ve iktisadî kalkınmanın marjininde kalan kesimlere iktisadî, siyasî ve sosyal olarak güvende olduklarını hissettirecek yapısal önlemler alınmalıdır. Aksi halde toplumun tüm kesimlerinin şiddet ve güvensizlik ortamından etkileneceğini görmek durumundayiz.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık